Tankların Tarihi Günceli

ATG 26

Eylül 01, 2016

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm


Kargaşa (5)
Çeviri için Useless, düzenleme için Aoi Shuu, kontrol, edit için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

Ben useless beyler görüşmeyeli ne var ne yok ATG’yi ilerleteceğim biraz. Biraz dediysem 2-3 bölüm değil aşırı fazla bölüm atmamdan dolayı parmaklarım falan kötü bu aralar ve Atg de mga ve thiefden hatta cd den bile daha uzun olduğundan bir günde o kadar fazla bölüm beklemeyin diyerek lafı çok uzatmadan bölüme geçiyorum 😀

Xiao Kuangyun gerçekten vahşiydi. Ama Xiao Klanının içinde gerçekten vahşi olmaya hakkı vardı. Kulak deldiren sözlerinden bahsetmeye bile gerek yoktu. Tüm Xiao Klanını köpekler diye çağırsaydı bile tüm Xiao Klanının itaatkar bir şekilde dinlemesi gerekirdi. Kesinlikle kimse sert cevap vermeye cesaret edemezdi. Hatta bu yüzden bazılarının köpek kuyruklarını bile sallayabilmeleri mümkündü.

“Büyük Xiao Zheng ölmeden önce oğluna olan sevgisini hatırladı ve arkasında son arzusunu bıraktı. O buraya gelip genç nesil arasında ki en yetenekli kişiyi bulup Xiao Tarikatı’na götüreceğimizi umuyordu.”

Xiao Kuangyun, Xiao Yunhai’nin gece hazırladığı listeyi alıp etrafına baktı ve burnu havada bir şekilde “Bugün seçimi şahsen ben yapacağım. Adını okuduklarım önüme gelip kaynak gücünü göstersin. Ancak aradığımız yetenek kaynak gücü seviyesiyle belirlenmeyecek. Sizin temeliniz ve potansiyelinizle belirlenecek.” Dedi.

“Buraya gelmeden önce onurlu babam bana kaynak açma tozu verdi. Seçilecek kişi sadece Xiao Tarikatı’na alınmayacak ayrıca ödül olarak kaynak açma tozunu da kazanacak. İyi bir ilaca sadece yeterli yeteneğe sahip olanlar sahip olabilir. Bir çöpün vücudunda kullanılırsa sadece boşa gider.” Bunu söyledikten sonra Xiao Kuangyun’un bakışları Xiao Yunhai’ya doğru eğildi ve “Klan lideri kaynak açma tozunu çıkar. O Xiao Klanına bir hediye de olsa onu en yetenekli kişiye ödül olarak vermemden bir şikayetiniz olmamalı değil mi?” Dedi.

Xiao Kuangyun’un sözleri ne kadar gülünç olursa olsun Xiao Yunhai karşı gelmeye cesaret edemezdi. Ancak bu sözler Xiao Yunhai’nin ifadesinin aniden solmasına ve alnından soğuk terler akmasına neden olmuştu. Kaynak açma tozunu almaya gitmek yerine sanki bir heykel gibi yerinde duruyordu.

“Sorun ne?” Xiao Kuangyun’in ifadesi karardı ve konuşmaya devam etti. “Klan lideri kaynak açma tozundan ayrılmaya isteksiz değilsiniz değil mi?””

“Hayır. Hayır. Tabi ki hayır.” Xiao Yunhai derhal kafasını salladı ve dehşete düşmüş bir ifadeyle “bu sadece… sadece…” Dedi.

“Sadece ne?”

*putong* sesiyle birlikte Xiao Yunhai elleri titrerken hemen tek dizinin üzerine diz çöktü. Dehşetle kaplanmış yüzüyle birlikte “Ben…Ben ölmeyi hak ediyorum. Dün sizin bana hediye ettiğiniz kaynak açma tozunu revire bıraktım ve koruması içinde birini görevlendirdim. Ama… ama bu sabah revire bıraktığım kişi aniden yanıma gelip kaynak açma tozunun beklenmedik bir şekilde….beklenmedik bir şekilde kaybolduğunu söyledi.” Dedi.

Hua——Çevredeki kalabalık aniden kaosa sürüklendi.

Xiao Tarikatından getirilen hazineyi çalmak… Kim böyle bir şeyi yapmaya cesaret edebilirdi?

“huh?” Xiao Che kalbinde oluşan şüphe nedeniyle kaşlarını biraz çattı. Xiao Yunhai ile o kadar yıllık bilgiye sahip olduğundan onun dikkatli biri olduğunu biliyordu. Onun karakterini düşündüğünde kaynak açma tozunu revire bırakıp koruması için birini görevlendirmek mantıksız geliyordu. Ayrıca revirde sadece kendini tamamen tıbba veren ve hiç kaynak gücü olmayan Xiao Gu olduğundan revir klan içindeki en güvensiz yerdi.

Sadece buda değildi. Kaynak açma tozu Xiao Tarikatı tarafından getirilmişti. Eğer birisi gerçekten onu çalmayı isteseydi en azından Tarikat üyeleri ayrılana kadar beklemeliydi. Neden bu kadar tehlikeli bir zamanı seçmişlerdi? Eğer çalsalardı bile daha sonrasında kullanacakları bir hayatları olacak mıydı?

Xiao Lie’nin tüm bedeni sallanıyordu. Hemen Xiao Lingxi’ye doğru baktı ve onunda yüzünün tamamen şaşkınlık içinde olduğunu gördü. Xiao Lingxi derhal kafasını bunun kendisiyle ilgili olmadığını belirtmek için salladı. Xiao Lie bakışlarını çekti ve derin bir nefes aldı.

“N…Ne?”

Xiao Kuangyun ifadesi tamamen karanlığa döndükten sonra şiddetle oturduğu yerden kalktı. Vücudu nefret dolu bir aura salıyordu. Xiao Yunhai’ya baktı ve şiddetli bir şekilde “Sen ne dedin? Aslında biri kaynak açma tozunu mu çaldı?” Dedi.

“Sizin mütevazi kulunuz onu koruyamadı. Genç liderin cezamı vermesini istiyorum.” Xiao Yunhai yüzünü indirdi. Utanç ve korku tüm yüzünü kaplamıştı.

“Bu çok gülünç.” Xiao Kuangyun şiddetli bir şekilde nefes alıp göğsünü kaldırdı. Teni gittikçe daha koyu oldu. Belli ki son derecede sinirliydi. “Birisi bizim Xiao Klanına verdiğimiz hediyeyi çalmaya cesaret etmiş. Güzel. Çok güzel. Ben gerçekten Yüzen Bulut Şehri’ni hafife almışım. Siz aslında oldukça cüretkârmışsınız.” (DN: Bak ne diyecegim sana Xiao Kuangyun’unhavlayan köpek ısırmaz anca havlar 😀 )



Xiao Kuangyun’un öfkesi ve öldürme isteği neredeyse tüm Xiao Klanına yayılmıştı. Bu herkesin tüylerinin diken diken olup kalbinin kasılmasına neden oldu. Derin nefes almaya bile cesaret edemeyip panikleriyle başa çıkamıyorlardı. Başlarını Xiao Kuangyun onlara bakar korkusuyla indiriyorlardı. (Ç.N: bizim millet olsa ne bakıyorsun bilader der kavga çıkarırdı 😀 )

Xiao Che yarı açık gözleriyle doğrudan Xiao Kuangyun’un gözlerine bakıyordu. Bir süre sonra Xiao Lie’yi dürttü ve alçak bir sesle “büyükbaba klan lideri dün bu Xiao Kuangyun’u rahatsız etmedi değil mi?” Dedi.

Xiao Lie korktu ve daha sonra kafasını sallayarak “Xiao Yunhai her zaman ihtiyatlı olmuştur. O kadar ileri gitmez.” Dedi.

“O zaman bu çok garip.” Xiao Che çenesini ovuşturup sessizce konuşmaya devam etti. “bu Xiao Kuangyun’un öfkesi açıkça sahte. “Eğer klan lideri onu gücendirse ve Xiao Kuangyun da hediyeyi kendi çalıp klan liderini suçlarsa bu mantıklı olur. Ama eğer durum bu değilse…Xiao Kuangyun’un kendi başına maymun gösterisi yaptığını söyleme.” (Ç.N: ne maymunu bildiğin piç gösterisi yapıyor 😀 )

“Sözlerine dikkat et…” Xiao Lie onun sözlerinin anlamını anlamadığı için sessizce uyardı.

Xiao Kuangyun’un gözleri uğursuz gibi oldu ve ifadesi sanki fırtına bulutuymuş gibi karardı. “Dün kaynak açma tozunu çıkardığımda etrafta sadece Xiao Klanı’nın üyeleri vardı. Xiao Klanı’nın insanlarının yüksek kalite bir ilaç elde ettiğinizi yabancılara söyleyecek kadar aptal olduğunuzu düşünmüyorum. Buna ek olarak sizin klanınızın savunma gücü Yüzen Bulut Şehrinde düşük olarak kabul edilemez. Eğer biri savunmayı geçmek isterse bu kolay olmayacaktır… O zaman hırsız klanın içinden biri olmalı.” (Ç.N: Fakir olabilirler ama hırsızlık yapmazlar.. Yapmamalılar… yapmamış olmaları gerekir… yok canım daha neler 😀 ) (DN: Şerefsiz kendisi çaldı kesin bizimkini suçlayacak 😀 )

Xiao Kuangyun’un sözleri tüm klan üyelerinin ifadelerinin değişmesine neden oldu. Fısıldama sesleri bile artmıştı. Xiao Yunhai da hızlıca kafasıyla onaylayarak “Doğru! Genç klan lideri açıkça görüyor. Kaynak açma tozunun çalındığını duyduğumda bende bizim klanımızın üyelerinden birisinin tarafından çalındığını düşündüm. Revirde ki Xiao Gu neredeyse 60 yaşında ve dünyevi işleri umursamıyor. Kaynak açma tozu ile ilgili en ufak bir arzusu bile yok bu yüzden çalan kişi o olamaz. Diğer herkese şüpheyle bakılmalıdır.” Dedi. (Ç.N: az adam ol nasıl lidersin klanını koru direk biz çaldık diyor adam…)

“Hmph! Önemsiz klanınız bizim gözümüzde değersiz. Tarikatımızdaki en düşük seviye kişi bile sizin tüm klanınızı öldürebilir. Bu sefer o kadar mesafeden gelip varlığımızla sizi onurlandırıyoruz. Bu yaptığımız kibarlık size çok büyük bir prestij kazandırıyor ama yine de siz bana bu kadar büyük bir sürpriz yapıyorsunuz. Bu pratik olarak Tarikatımızın yüzüne tokat atmak gibi bir şey..” (DN: Sana tekme atsak bile azdır 😀 )

Tarikatın yüzüne tokat atmak…. bu inanılmaz garip ve büyük suçlama Xiao Yunhai’nın aniden beti benzinin atmasına neden oldu.

Xiao Kuangyun’un bakışları sanki bir engerek gibi etrafta dolaşıyordu. Bu bakışlara yakalanan herkes sanki yıldırım çarpmasından kaçmayı deniyormuş gibi derhal kafasını eğiyordu. Kimse onun yüzüne bakmaya cesaret edemiyordu. Ancak bu kesinlikle Xiao Kuangyun’un bakışlarının inanılmaz bir şekilde delici yada aurasının acımasız olduğu anlamına gelmiyordu. Bunun tek nedeni onun arkasında Xiao Tarikatının olmasıydı.

Xiao Che bakışlarını Xiao Yunhai’nin yüzüne çevirdi ve ifadesi daha kederli oldu. Sadece kendi duyabileceği kadar alçak bir sesle. “Bu Xiao Yunhai’nin de tavırları sahte… tam olarak ne yapmak istiyorlar?” Dedi.

Xiao Che’nin 2 hayatındaki anılarında özelliklede Masmavi Gökyüzü Kıtasında kilerde sayısız iyi ve kötü şeye tanık olmuş ayrıca birçok kez yaşam ve ölümün sınırından geçmişti. Karşılaştığı insanların sayısı hesaplanamazdı. Sıradan insanlardan tutun dünyayı yönetenlere kadar birçok insanı görmüştü. 100 yaşına kadar yaşamış kaynak gücü çalışanlar bile onun gözlerinin gördüğü ahlaksızlıklarla yarışamazlardı. (Ç.N: 100 yaşındaki adamın görebileceğinden daha çok ahlaksızlık görmüş kısaca 😀)

Xiao Kuangyun bir kez daha bakışlarıyla etrafı süpürdü. Ses tonu aniden hafifleyip “Unut gitsin. Her ne kadar gerçekten ayıplanacak durum olsa da bu küçük yerin insanları yüzünden sinirlenip keyfimi bozamam. Kaynak açma tozunu çalan kişi sana itaatkar bir şekilde ortaya çıkıp çaldığın şeyi teslim etmen için on beş saniye veriyorum. Bu suçun için sana belki merhamet gösterebilirim. Ancak inatçı olmaya devam edersen kaba olduğum için beni suçlama.” Dedi.

“Xiao Ba saymaya başla.”

Xiao Kuangyun konuşmasını bitirdikten sonra soğuk bir kahkaha atıp koltuğuna geri gidip oturdu. Yanındaki siyah giyinmiş genç ileri çıkıp alçak bir sesle geriye doğru saymaya başladı.”

Xiao Yunhai hemen etrafına bakıp alçak bir sesle “Kaynak açma tozunu çalan haşarat bunu duydun mu? Genç lider sana çıkman için cömertçe hoşgörü gösteriyor. Çabuk çıkıp özür dile. Eğer yapmazsan sadece genç lider değil tüm Xiao Klanı asla seni affetmez.” dedi.

“… On iki…On bir….On…dokuz…” Xiao Ba isimli siyah giyen genç saymaya devam ediyordu.

Klandaki tüm üyeler etraftakine bakıyor ve kimin pervasızca Xiao Tarikatının getirdiği hediyeyi çaldığını tahmin etmeye çalışıyordu. Her ne kadar Xiao Kuangyun “merhamet” kelimesini kullansa da ifadesine bakıldığında herkes suçlunun çıkıp özür dilese bile merhamet göremeyeceğine emindi.

“Dört…Üç….İki….Bir….Zaman doldu.”

Xiao Ba konuşmayı bırakıp geri döndü. Xiao Kuangyun karanlık ve acımasız bakışlarıyla ayağa kalktı ve “Sana bir şans verdim. İyi bir şey gördükten sonra bunu anlamıyorsan seni yakaladıktan sonra acımasız olacağım için beni suçlama. Xiao Jiu!” Dedi.

“Evet.”

Xiao Kuangyun’un seslenmesinden sonra başka bir siyah giyimli genç adam ileri çıkıp aniden avucunu kaldırdı. Girdap şeklinde kaynak gücü avucunda yoğunlaşmaya başladı.

“Xiao Klanının lideri kaynak açma tozu siyah kutuyla birlikte çalındı değil mi?”

“Evet beraber çalındılar.” Xiao Yunhai başıyla onayladı. Yüzünde bu sorunun neden sorulduğunu anlayamadığından şüpheli bir ifade vardı.

“Çok iyi… Kaynak açma tozunun olduğu siyah kutuda Xiao tarikatımızın eşsiz kaynak gücünden olan kartal mührü var. Eğer kaynak gücümüzü kullanıp mührü ararsak nerede olduğunu öğrenebiliriz.”

Xiao Kungyun konuşmayı bitirdikten sonra Xiao Jiu elini aniden indirdi ve homurdanarak “orada” dedi. Vücudu sanki bir rüzgara dönüşmüş gibi sağ tarafa doğru hızlıca koştu. Son derecede hızlıydı göz açıp kapayıncaya kadar herkesin görüş açısından kayboldu.

“*Chuckle* sanırım bulduk.” Xiao Kuangyun gözlerindeki kendinden emin bakışlarla sanki kendi performansından memnun kalmış gibi konuştu.

“Harika. Xiao Tarikatından beklenildiği gibi kimse bir su damlası bile kaçıramıyor.” Xiao Yunhai mutlu bir ifade ortaya çıkardı. Daha sonra ifade yeniden karanlık olarak resmi bir şekilde “Genç lider bu meselenin doğası çok iğrenç. Sadece sizin öfkenize yol açmadı ayrıca klanımızın küçük düşmesine sebep oldu. Bunun için suçlu benim oğlum dahi olsa endişelenmeden istediğiniz şekilde cezalandırın.” Dedi.

“Hmph! Tabi ki. Xiao Tarikatını gücendirmiş kimse iyi bir sonla karşılaşmaz.”

Bu sefer güçlü rüzgar kalabalığa yaklaştı. Xiao Jiu elinde siyah kutuyu tutarak geri dönmüştü. Kutunun üzerindeki kartal mührü hala hafif bir ışık yayıyordu. Bu kutu Xiao Kuangyun’un dün Xiao Yunhai’ye verdiğiydi.

“Genç efendi buldum. Xiao Jiu kutuyu Xiao Kuangyun’a teslim edip bir şey demeden geri çekildi.

Tüm fısıltılar bitmişti. Çevre düşen bir iğnenin bile sesi duyulabilecek kadar sessizleşti. Herkes gözlerini sonuna kadar açıp nefesini tutup kimin kaynak açma tozunu çalacak kadar cesareti olduğunu öğrenmek için bekliyordu. O kişinin nasıl trajik bir sonla karşılaşacağını tahmin edebiliyorlardı. (Ç.N: Kim acaba Che’nin karısı mı diyordunuz burada bazılarını biliyorum cevap parmaktan sonra 😀 )

“Xiao Jiu kutuyu nerede buldun?” Xiao Kuangyun küçümseyici bir üslupla sordu.

“Altmış altıncı avlunun sahibinin yastığının altında.” Xiao Jiu ifadesiz bir şekilde cevapladı.

Altmış altıncı avlu…

Herkesin bakışları aynı yöne doğru kaydı. İnançsız bir şekilde taş kesilmiş kıza bakıyorlardı.

“Altmış altıncı avlu” sözünü duyduktan sonra Xiao Lingxi oracıkta donup kalmıştı. Etraftakilerin bakışlarına bakıp geriye adım attı ve kafasını çılgınca sallayarak bilinçsizce ağlamaya başladı.” Ben değilim…Ben değilim…”

———————ÇEVİRMEN NOTU————————-


Xiao Lingxi gerçekten kutuyu çaldı mı? Bu konuda Xiao Che ne yapacak? Verilecek ceza ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Yorum Yap "ATG 26"