Tankların Tarihi Günceli

ATG 259 - BAŞKA BİR DÜNYA

Eylül 14, 2016


ATG BÖLÜM 259 - BAŞKA BİR DÜNYA

 Bu safir gibi parlayan sıradan bir cam topu boyutundaki ama yaydığı zengin mavi ışık ışınları safirden çok daha güçlü olan küçük bir yıldız gibi parlayan çok küçük bir boncuktu. Yun Che onu tuttuğunda sanki uykusundan aniden uyanmış gibi oldu. Aniden Yun Che'nin tüm bedenini içine saklayan inanılmaz derecede yoğun gökyüzü mavisi bir ışık yaydı.

"Bu...." Onun yaydığı zengin ve büyüleyici ışık her yeri aydınlatmıştı. Yun Che onu gözünün önüne getirdi ve sarhoş gibi ona baktı. O anda aniden tükenmiş kaynak damarlarından şiddetli bir karmaşa aktarıldı —— bu katı bedenindeki kanı ve zihnini kışkırtan bir heyecan karmaşasıydı. O anda garip bir his kalbine saldırdı....Bu gökyüzü mavisi renkli boncuğu tutarken inanılmaz derecede sakin bir hisse sahipti. Bu sanki orijinalde ona ait olan ve sonunda yanına dönen bir şey gibiydi.

Ve bu his ona yabancı değildi. Bu tam olarak başka bir eşyayı elde ettiğinde ortaya çıkan histi. Eski hatıraları anında gözleri önüne geldi. Kızıl Ejderha Sıradağları —— Alev Ejderhasının mağarası —— kırmızı renkli —— Kötülük Tanrısının alev tohumu!

(Ç.N: ^^ :D uzay özellikli olanı ne yapacaksın burada hazinenin büyüğü var :D )

"Neden hala kendinden geçmiş haldesin çabuk onu ye! Özniteliği dışında onun aurası ve o zaman yediğin Kötülük Tanrısının ateş tohumununki aynı olmalı! Bu açıkça bu koca oğlan tarafından yutulup midesine girmiş ve bu nedenle bu buz özellikli Tiran Kaynak Canavarının varlığına neden olmuş Kötülük Tanrısının su tohumu!"

Jasmine onun aurasına dayanarak konuşmuştu ama Yun Che'nin hissi çok daha kesindi. O bunun ve Alev Ejderhasının mağarasındaki Kötülük Tanrısının ateş tohumunun tam olarak aynı olduklarına tamamen emindi. Hayatı bu buz gibi soğuk yerde her geçen saniye sona yaklaşan Xia Qingyue'ye baktıktan sonra Yun Che boncuğu ağzının içine yerleştirdi ve yuttu.

Anında Yun Che'nin kaynak damarları aniden şiddetli bir kargaşa durumuna girdi. Bedeninin yüzeyi gökyüzü mavisi bir ışık yaydı. Xia Qingyue'nin ona verdiği açık mavi renkli kaynak gücü tamamen bu gökyüzü mavisi ışık ışınları tarafından yutuldu. Ardından gökyüzü mavisi bir alev kümesi gibi bedeninin yüzeyi tutuşmaya başladı.

Buz gibi soğuk his tamamen ortadan kayboldu. Yun Che gözlerini kapadı ve tüm bedeni tarif edilemeyecek kadar korkunç bir konfor ile doluydu. Bedeninden yayılan gökyüzü mavisi ışık giderek zenginleşti ve yavaş yavaş Xia Qingyue'nin bedenine yayıldı. Bir anda Xia Qingyue'nin bedenini kaplayan buz kristalleri erime sürecine bile girmeden yok oldu. Bu mavi ışık tarafından dokunulan çevredeki buz sarkıtları da benzer bir şekilde yok oldu. Sanki Tiran Kaynak Canavarının içindeki son derece korkunç soğuk hava bu gökyüzü mavisi parlaklığın altında var olamıyordu.

Kaynak damarlarındaki çılgınca karmaşanın sırasında bilinmeyen bir yerden çıkmış gibi gözüken kaynak gücü hızla yükseldi. Aslında tükenmiş olan kaynak damarlarındaki kaynak gücü hızlı bir tempoda kendini yenilemeye başladı....Bu ılık güçle birlikte neredeyse parçalanmış iç organları da inanılmaz bir hızla iyileşmeye başladı.

Kaynak damarlarındaki kaynak gücü yavaş yavaş arttı ve kapasitesine ulaşsa bile artışı durmadı....

Yumuşak bir ses geldi ve Yun Che belli belirsiz bir şeyin kırılma sesini duydu. Tam o anda kaynak damarlarından bir engelin doğrudan üstesinden gelmiş bir his aktarıldı. Bedeninin üzerinde uzun süre parlayan mavi ışık ışınları da o anda sonunda söndü.

O an sırasında Yun Che açıkça kaynak damarlarının sanki evrim geçirdiğini hissetti. Onun sıkılaştırarak bu derece yoğunlaştırdığı kaynak gücüne zorlukla inanabiliyordu. Kendi bedeninin algısı ve çevresindekiler son derece değişmişti. Tüm bedeni, ruhu ve kaynak damarları aniden yeniden doğmuş ve yeni bir hal almışlardı....

Yun Che kafasını kaldırdı ve yavaşça soluk verdi. Daha önce bedeninden dağılandan katlarca daha gaddar bir kaynak gücü artışı vardı! Böyle bir kaynak gücünün auası Gerçek Kaynak Alemini geçerek Ruhsal Kaynak Alemine girmişti! İç yaraları bile tamamen iyileşmişti.

Yun Che sessizce iç dünyasını kontrol etti ve orijinalde kristal gibi çok canlı olan bedeninin sanki içini gösteriyormuş gibi göründüğünü gördü. Orijinalde alevler gibi kızıl olan kaynak damarları dönüşüm geçirerek kızıl ve mavi karışımı bir renk almıştı. 54 kaynak girişinin hepsi mavi ve kızıl ışık ışınlarıyla titriyordu. Sadece kaynak damarları değil kanalları, plazması ve hücreleri bile şuan içlerinde de bir gökyüzü mavisi iz taşıyordu.

Bu kızıl ve mavi renkler tamamen ayrı değildi ama tamamen birleşmişte değildi. Onlar ikisinin arasında bir yerdeydi ve ikisi de birbirlerinin bağısız varlıklarını rahatsız etmiyordu.

Yun Che'nin yediği şey gerçekten de orijinalde Kötülük Tanrısının arkasında bıraktığı su tohumuydu.

Ateş tohumunu yediğinde Yun Che ateş özelliği ve ateşe nihai yakınlık kazanmıştı. O ayrıca ateşi belirli bir derece kontrol edebiliyordu ve herhangi bir şekil yada formdaki ateşler tarafından zarar görmüyordu.

Şimdi Yun Che su tohumunu da yediği için kaynak damarları hem su hem ateş özniteliğine sahipti. Doğada bu iki element birbiri ile uyumsuzdu ama bu iki öznitelik Kötülük Tanrısının kaynak damarları içinde mükemmel bir şekilde aynı yerde var olabiliyorlardı.

Aynı zamanda Chu Yuechan'dan kazandığı ve ateş öznitelikli kaynak damarları ile uyumsuzluğu nedeni ile mühürlenen Donmuş Bulut Sanatları tamamen uyanmıştı.

Yun Che gözlerini açtı ve ellerini ovuşturdu. Gökyüzü mavisi ışık Xia Qingyue'nin bedenini dışarıdaki soğuk havadan soyutlamak için dışarı yayıldı. Kötülük Tanrısının mucizevi gücü tüm yaralarını iyileştirdi, kaynak gücünün hepsini geri kazandırdı ve Gerçek Kaynak Aleminden Ruhsal Kaynak Alemine geçmesini sağladı. Asabiliği, endişesi ve kaygıları tamamen soldu. Çünkü ruhu daha yüksek bir seviyeye ulaşmıştı.

Yun Che elini uzattı ve bir düşünceyle birlikte avucunun içinde bir parça buz kristali oluştu. Ardından buz kristali suya dönüştü sonra kara dönüştü ve en sonunda sise dönüştü....Sadece düşünerek onun formunu istediği gibi kontrol edebiliyordu. Bedeni artık su elementi ile tamamen aşinaydı. Ve artık ateşle birlikte herhangi bir form su öznitelikli güçte ona zarar veremezdi.

Jasmine yanına döndü ve yüzünde sarsılmaz bir ifade olsa da kalbindeki yük kalkmıştı. "Sen gerçekten güçlü bir şansa sahipsin! Ben Kötülük Tanrısının tohumlarını bulmak adına Gökyüzü Kaynak Kıtasına geldim ama hiçbir şey bulamadım! Ama sen sadece 2 yıldan daha kısa bir süre içinde 2 tanesi ile karşılaştın! Ayrıca şuanda bu tohumu bulman son derece şanslı bir şey. Kötülük Tanrısının tohumları güçlü elemental kuvvet içerir. Su öznitelikli bu tohumu kullanarak sadece suyu kontrol etme yeteneği kazanmadın ayrıca ona karşı mutlak bir bağışıklık kazandın. Buradaki soğuk hava şuan sana tamamen zararsın."

"Ama bu buradan çıkabileceğim anlamına gelmez!" Yun Che sıkıca ellerini sıktı ve gözlerini inanılmaz derece zayıf aurası olan ve bedeni eskisi gibi soğuk olan Xia Qingyue'ye kaydırdı. "Benim onu da alıp buradan olabilen en kısa sürede çıkmam gerek! Aksi halde onun devam etmesi zor olacak."

O anda Yun Che'nin zihninde bir uğultu sesi çınladı. Ardından sanki Antik Çağdan gelmiş gibi hissettiren inanılmaz derecede yaşlı ve uzak bir ses geldi.

(Ç.N: Reyiiiiiiz :D )

"Güçlerimin varisi......Nihayet buradasın....."

Bu ses.....bu....

Yun Che hızlıca gözlerini kapadı. Düşünceleriyle cevap vermeyi denerken zihnine konsantre oldu. "Sen.....Kötülük Tanrısı mısın?"

"Bu doğru.....demin tükettiğin tohum.....arkamda bıraktığım ruhumun bir parçasını içeriyordu....Ben bu küçük dünyanın içinde çok çok uzun zamandır bekledim.....ve senin gelişine kadar bekledim...."

Yun Che'nin kalbi karıştı ve ardından düşünceleri patladı. "Şuan içinde olduğum bu küçük dünya eskiden senin tarafından kurulmuş olabilir mi?"

Yaşlı ses nazikçe konuştu. "Bu doğru....gerçi bu önemli değil....arkamda bıraktığım tohum yeni sahibi tarafından alındı....ve ruhumun parçası....yakında yok olacak....Güçlerimin varisi....zihnini rahatlat....nefesini sabitle...senin anılarına bakmama izin ver....gücümün son parçasıyla....senin için ne yapabileceğimi.....anlamama izin ver."

Yun Che zihninin rahatlattı ve tetikte olmadı. Bu önemsiz derecede küçük güç parçasının bilincinin denizini istila etmesine izin verdi.... Birkaç nefes sonra bu güç parçası bilincinin denizinin içinden çıktı.

"Yani durum bu....sen sadece sıradan bir insansın....yine de olağanüstü talih ve kadere sahipsin....Senin deneyimlerin bana....senin varisim olmaya nitelikli olduğunu söylüyor....Senin geleceğin için çok büyük beklentilerim var...ancak seni gelecekte benim görmemin kaderde yazılmış olması imkansız olacak....Senin şuandaki en büyük arzun...bu tehlikeli yerden gitmek....ben senin bu dileğini gerçekleştirmek için gücümün son parçasını kullanacağım....ve ayrıca seni özel bir yere göndereceğim...."

(Ç.N: Adamsın reyiz ama özel yer derken ? :D )

Her ne kadar o bu yaşlı sesin bahsettiği' "özel yer"in neresi olduğunu bilmese de buradan ayrılma düşüncesi onu neredeyse sevinçten çıldırtacaktı. "Teşekkür ederim! Şuanda karımın durumu çok ciddi. Eğer burada daha fazla kalırsak onun durumu tehlikeye girer. Lütfen bizi mümkün olan en kısa sürede bizi buradan çıkar."

"Anlıyorum....ama bana teşekkür etmene gerek yok....Sen benim gücümü devraldın...buda aynı zamanda benim görevimi devralmanın kaderinde yazıldı anlamına gelir....Teşekkür ederim demesi gereken....ben olmalıyım....Senin geleceğinin.....hayal gücünü aşması kaderinde var....Güçlenmeye devam et....bu senin tek seçeneğin....Öyle ise git....Ama o yerde....ikiniz sadece 24 saat kalabilirsiniz....24 saat sonrasında....siz ikiniz bu küçük dünyaya geri alınacaksınız...."

Görev?

Kötülük Tanrısının Görevi?

Yaşlı ses Yun Che'nin bilincinin denizinde kayboldu. Ardından onun Xia Qingyue ile içinde olduğu alan bozulmaya başladı. Hemen Xia Qingyue'ye sıkıca sarıldı ve bükülmüş uzayın içinde ortadan kayboldu....

……………………………………

Hafif çiçek kokusu ile karışık rahatlatıcı hava ve bir serinlik dalgası ve onların burun derinliklerinin içine dolan toprak kokusu...

Koyu yeşil çimen, küçük akan bir nehir ve etrafa düzensiz bir şekilde dağılan çeşitli yükseklik ve genişlikteki ağaçlar. Bu Yun Che'nin gözünü açtıktan gördüğü sahneydi. Ama bu sahne artık sıradan olamazdı çünkü hayatları kurtulduğu için bu çok değerli bir manzaraydı. Yun Che uzun bir rahatlama nefesi aldıktan sonra şuanda göğsünde olan Xia Qingyue'yi dikkatlice indirdi.

Xia Qingyue'nin bedeni hala buz gibi soğuk ve bilinçsizdi. Aurası hala narindi ama ortamın değişmesi onun açık yüzündeki gerginliği büyük oranda ortadan kaldırmıştı. Yun Che hızlıca en etkili ve hafif Küçük Çiy Damlası Haplarını çıkardı ve Xia Qingyue'nin ağzına koydu. Sol elini onun kalbinin üzerine bastırdı ve hayatını korumak için kaynak gücünü kullanıp bedeninin içindeki soğuk havayı azar azar dağıttı.

Burası çok kişi tarafından ziyaret edilmiyor gibi gözüküyordu ve ayrıca hiçte özel bir yer gibi gelmiyordu. O kötülük Tanrısının neden gücünün son parçacısını kullanarak onları buraya gönderdiğini ve burasının neresi olduğunu bilmiyordu. Tüm enerjisini Xia Qingyue'nin bedenindeki soğuğu kovmaya yoğunlaştırmıştı. Xia Qingyue'nin bedenindeki soğuk havayı kovmaya konsantre olurken onun tahrip edici bir şekilde güzel görünüşünü taktir etti ve bakışlarının içinde dalıp gitti....

Sen.....beni kurtarmak için kendi hayatını kullanmayı tercih ettin.

Sen beni kurtarmak için kendini riske atmasaydın...o zaman şuan ben....çoktan ölü bir insan olacaktım.

Senin karşındayken en çok düşündüğüm şey seni nasıl fethedebileceğimdi....Ama sebepler arasında en net olduğum şeyde aşk sadece küçük bir bölümü oluşturuyordu. Çoğunlukla bunu oluşturan şey bir erkeğin güzel bir şeylere sahip olma arzusuydu. Senin kocan olarak benim kimliğim....biraz komik ama ben kibrimi ve haysiyetimi bırakmam.

Bugünden sonra artık seni fethetmek hakkında düşünmeyeceğim....ama tamamen ve eksiksiz olarak sana sahip olmayı düşüneceğim.....tüm Donmuş Bulut Asgardı parçalamam gerekse bile seni tamamen ve eksiksiz olarak benim yapmalıyım!

(Ç.N: ya benim olacaksın ya kara toprağın ulaaaan :D )

"Kurtarın beni....Kurtarın beni....."

Yun Che derin düşüncelere daldığında aniden uzaktaki vadi kaynağı geldiği yer gibi gözüken boş hava ile genç bir kızın derin bir dehşet ve korku içeren yardım çağlığı yakınlarda yankılandı. Ardından düzensiz adım sesleri giderek yaklaştı.

Yun Che 1.seviye Ruhsal Kaynak Alemine geçtiğinde görüş mesafesi de önemli ölçüde artmıştı. Sesin geldiği yöne doğru baktı ve ona doğru hızlıca kaçan sarı giysili küçük bir kız gördü. Onun görüntüsünden ayırt edilebilmek için çok uzaktaydı ama minyon ve seçkin bedeninden onun 10 yaş civarında olduğu anlaşılıyordu. Ancak koşu hızı yavaş olmadığından o açıkça çoktan kaynak gücünün temellerini oluşturmuştu.

Onun arkasında kışkırtarak gülen ve onu telaşsız ve sakin bir şekilde takip eden 3 siyah giyimli adam vardı. "Hey, Hey istediğin kadar koşabilirsin. Gücün tükendiğinde ne kadar koşabileceğini görelim."

Yun Che, Xia Qingyue'nin kalp damarlarını korumaya konsantre olmuştu ve kafasının karışmasını istemiyordu. Ayrıca bu yeri tam olarak anlamadığından başkalarının işlerine karışmak istemiyordu. Bakışlarını geri çekti ve daha fazla umursamadı.

“Plop”… yorgun kız yere düştü. Bir süre mücadele etti ama kalkamadı. Gözleri çokta gözyaşları ile dolmuştu ve dişlerini sıkıyordu ama inatla gözyaşlarının akmasına izin vermek istemiyordu.

Onun arkasındaki 3 adam sakince ve telaş etmeden oraya yürüdü. Ortadaki adam onu yakalamak için elini uzattı ve düşünmeden güldü. "Su Ling’er yeniden koş. Koşmaya devam et... Hahahahaha...."

Yun Che'nin gözleri aniden genişçe açıldı ve tüm bedeni elektrik yemiş gibi hissetti.

Su… Ling… er!?

----------ÇEVİRME  NOTU------------

Yeni olaylara girdik ama devam :D


Su Ling'er kim? Burası neresi? Kötülük Tanrısının görevi ne? Xia Qingyue iyi olacak mı? Küçük kızı kovalayanlar kim? Merak mı ediyorsunuz? O zaman hemen sonraki bölüme tıklayın :D

Yorum Yap "ATG 259 - BAŞKA BİR DÜNYA"