Tankların Tarihi Günceli

ATG 257 - ÖLÜMÜN EŞİĞİNDE

Eylül 14, 2016


ATG BÖLÜM 257 - ÖLÜMÜN EŞİĞİNDE

 Kükreme  son derece korkunç bir basınç iletti ve Cennet Havzası Gizli Bölgesinin her bir köşesine gücü işledi. En iyi 10 tarikatın en güçlü uzmanlarının hepsi şok ile tamamen bunaldılar ve sesin kaynağından uzaklaştılar. Hepsi aynı anda ölümün kaçınılmaz  olduğunu düşündüler ama hiç biri bu korkunç kaynak canavarı ile karşılaşanların genç nesildeki en yetenekli iki kişi olduğunu hayal bile edemediler.

Tüm enerjisini zehrini arıtmaya harcayan Jasmine aniden tüm korkunç aura tarafından irkildi. Yun Che'nin zihninde onun şiddetli ve şaşkın sesi yankılandı. "Neler oluyor? Siz çocuklar aslında bir Tiran Kaynak Canavarını kışkırtmışsınız!"

"Tiran Kaynak Canavarı mı?" Yun Che korkunç şekilde paniğe kapıldı. Bu muazzam büyüklükteki canavarın ona verdiği ezici his İmparator Kaynak Alev Ejderinin verdiğinden üstündü ama Mavi Rüzgar İmparatorluğunda hiçbir Tiran Kaynak Canavarı gözükmediğinden bu canavarın bir Tiran Kaynak Canavarı olduğunu düşünmemişti! Sonuçta bu sadece efsanelerde anlatılan fantastik varlıktı!

Tiran Kaynak Canavarının verdiği korkunç baskı Yun Che ve Xia Qingyue'nin bedenlerinin kaskatı kesilmesine neden oldu. Onların 5 iç organı kasılıyordu ve kalp atışları neredeyse durmuştu. Bu canavara karşı savunma yapmak yada onun pençesinin altından kaçmak sadece çılgın bir rüyaydı! Yun Che dişlerini sıktı ve sordu. "Jasmine! Gerçekten gücünü mühürledin ve birazını bile kullanamaz mısın?"

“…” Jasmine uzun süre sessiz kaldı ve narin kaşlarını kaldırdı. O kaynak gücünü mühürledikten kısa bir süre sonra Yun Che'nin böyle korkunç bir herifi kışkırtacağını düşünmemişti. Ama ona göre kendi kendini mühürlediği için mührü kendisi kaldıramazdı. Yun Che'nin bu kritik durumdan kaçmak için düşündüğü tek şans tamamen kırılmıştı.

Şimdiki durumda Jasmine’de pişmanlık duymaya başlamıştı.

"Bu sefer sen kesinlikle öleceksin!" Jasmine'nin her kelimesi inanılmaz bir ciddiyetle söylendi.

"Hayır!!" Yun Che hemen kafasını salladı. "Ben hala ölmek istemiyorum.....Ben ölemem!!!"

"Qingyue....Çabuk kaçalım!!!"

Yun Che dişlerini sıktı ve yüksek sesle bağırdı. Bu inanılmaz dağ gibi baskının altında aşırı zorlukla ayağa kalktı ve Xia Qingyue'nin ellerinden kaparak tüm gücüyle kaçtı.

“ROAR!!!”

Onların hareketlerinden sonra devasa canavar öfkeli bir kükreme attı ve sağ kolunu kaldırıp onların kaçtığı yöne doğru aşağı çarptı....

Arkasından gelen uğuldayan rüzgarın sesi Yun Che'nin bilinçsizce arkasına dönmesini sağladı. Dev yumruk onlara saldırmadı daha ziyade o büyük canavarın kendi ayağının altına düştü ama yine de bu Yun Che'nin göz bebeklerinin aniden daralmasına neden oldu. Xia Qingyue'yi tek kolu ile yakaladı ve tüm gücüyle havada yükseğe sıçradı. "Yanan Kalp"'i açtı ve kaynak gücündeki çılgın artışın ardından onun ve Xia Qingyue'nin bedeninin çevresinde yarı saydam bir bariyer oluştu.

"Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi!!!"

Boom!!

Gökyüzünden gelen ağır bir çekiç gibi o şiddetle yere çarptı ve tüm Cennet Havzasının titremesine neden oldu. Eğer şuan şiddetli kış yerine yaz günü olsaydı belki de Cennet Havzasındaki suyun büyük bölümü gökyüzüne yükselecekti.

Yun Che aşağıdan gelen büyük tehlikeyi hissettiğinde Xia Qingyue'yi taşıdı ve şiddetle soluk alırken havada yükseğe sıçradı. Yıldız Tanrısının Kırık Gölgesini kullanarak havada daha yükseğe çekildi. Ardından bedeninin önüyle Xia Qingyue'yi korumak için ters dönerek sırtını aşağıya doğru çevirdi.

(Ç.N: Birini aşağı düşerken koruma pozisyonu klasik. )

“Yun Che…!”

Xia Qingyue şoktan haykırırken sesi gökyüzünü sarsan ve yeryüzünü sallayan bir patlama sesi tarafından bastırıldı.

Sonuçta bu bir Tiran Kaynak Canavarının dolaylı saldırısıydı. Gökyüzünde çok önceden yükseğe sıçrasa da bu saldırısının etkisinin şok dalgası onun direnmekten aciz olduğu bir şeydi. "Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi" Anında parçalandı ve kırık buz yığını ile ince kar taneleri onun sırtına vurdu. Yun Che'nin gözleri dışarı doğru şişti ve yüzü aniden ölü gibi soldu. Gökyüzünde yüksekte bir kan oku püskürdü ve birazı Xia Qingyue'nin kar beyazı elbisesinin üzerine düşerek onun elbisesinde kırmızı bir yama oluşturdu.

"Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi" olmadan sadece tek bir an Yun Che'nin ölmesi için yeterliydi. Bayılmamak için şiddetle dilinin ucunu ısırdı ve kaynak gücünü dinç bir şekilde kanalize ederek bir kez daha "Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi" aktive etti. Tam o anda onun ve Xia Qingyue'nin görüşünün içinde son derece korkunç bir sahne ortaya çıktı....

Onlardan 30 metreden daha uzakta olan ama çoktan tüm görüş aralıklarını kaplayan kıyaslanamayacak kadar büyük bir kafa gördüler. Kafasında iki tane kan gibi kırmızı göz vardı ve bu gözler tamamen onlara odaklanmıştı. Bunun ardından sanki abisin ağzı gibi büyük ve derin bir ağız onlara doğru açıldı ve ileri doğru inanılmaz derecede güçlü bir emiş gücü yayıldı. Katı buz, uçan kar.....ve sarılan Yun Che ve Xia Qingyue bu emiş gücüne direnmeye tamamen acizlerdi bu yüzden genişçe açılan ağzın ortasına doğru uçtular....

Yun Che ve Xia Qingyue aniden içgüdüsel olarak haykırdı ve Yun Che aniden tam o anda büyük canavarın neden onlar yerine yere doğru vurduğunu fark etti. Bunun nedeni büyük canavarın İmparator Uyandırıcı Kalp Nilüferinin onlar tarafından ele geçirildiğini ve şuan onların bedenine bağlı olduğunu bilmesiydi. Eğer onları öldürseydi İmparator Uyandırıcı Kalp Nilüferi de onlarla birlikte yok olacaktı. Ama onları havaya doğru sallayıp midesine çekmek onların bedenlerinde İmparator Uyandırıcı Kalp Nilüferi olduğundan onu yutmakla eşdeğer olacaktı!

Bunu fark ettiğinde Yun Che'nin gözlerinde bir umut ipliği parladı. Muazzam emiş gücünün altında Xia Qingyue ve kendisi yavaş yavaş derin abis gibi olan büyük ağza yaklaşıyorlardı ve Xia Qingyue ile tüm güçlerini kullansalar bile serbest kalmak için en ufak bir umutları yoktu. Yun Che Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşini tüm gücüyle sürdürürken kararlılıkla ileri doğru baktı. Elleri ile Xia Qingyue'yi sıkıca kucakladı ve yüksek sesle tekrar ve tekrar haykırdı. "Bana sıkıca tutun.....Bana sıkıca tutun....Bırakma.....Bana sıkıca tutun!!"

Muazzam canavar büyük ağzını sonunda kaparken Yun Che ve Xia Qingyue'nin gözlerinin önündeki her şey anında zifiri karanlık oldu.

Rüzgarın sesi hala kulaklarının yanında uğulduyordu. Onlar büyük canavarın ağzına girdikleri an Yun Che sanki kalbine sokulan ve kemiklerini delen dondurucu bir hisse sahip karanlık ve buzlu arafa girmiş gibi hissetti. Büyük canavarın içindeki sıcaklık beklenmedik bir şekilde Cennetsel Kar Zikri Aleminin içinde olmaktan çok daha düşüktü. Onlar hızlıca ileri doğru ilerlerken bu büyük dürtüsel hareketlerin altında bedeni durmaksızın çevreyle çarpıştı. Karanlıkta sayısız kanyon ve inanılmaz uzun tünelleri deneyimledi. Gözlerini kapadı ve tüm gücüyle Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşini sürdürdü çünkü o bu süreçte güvenebilecekleri tek şeydi.

Bilinmeyen bir zaman aralığı geçti ve çarpmalar sonunda sona erdi. Onlar son derece katı bir zemine indi ve hareket etmeyi kestiler.

Bunca zaman sürdürdüğü "Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi" de sessizce yok oldu.

Bir sürelik sakinliğin ardından Xia Qingyue gözlerini açtı. Nerede olduğunu fark etti ama hala hayatta olduğuna inanmaktan acizdi....Ayrıca bedenindeki hafif ağrı dışında en ufak bir yaralanması yoktu. 

(Ç.N: Acaba bizim centilmen Yun Che'nin durumu ne :D )

Gözlerini kaldırıp etraftaki boş alana baktı. Ardından sağ elini uzattı ve hayali mavi bir ışık topağı yoğunlaştırarak on metre etrafındaki boş alanı biraz aydınlattı.

Burası kaynak canavarının midesi olmalıydı ama akıl almaz garip olan şey burasının kaynak canavarının içine hiç benzemiyor oluşuydu. Bu daha çok buzlu bir mağara gibiydi. Yer akıl almaz derecede soğuktu ve uzun ve kısa buz sarkıtları çevrede askıda duruyordu. Buradaki hava son derece pisti ve sıcaklık hayal edebileceğinden çok daha düşüktü. Donmuş Bulut Sanatının 7. aşaması ve su elementine çok yakın bağına rağmen Xia Qingyue biraz rahatsız hissediyordu.

"Yun Che iyisin değil mi?"

(Ç.N: Pek öyle hissetmiyorum ben. Sende bir şey yoksa ona kesin bir şey oldu :( )

Xia Qingyue nazikçe seslendi ama uzun süre Yun Che'den cevap alamadı. Yun Che'nin bedenini zayıf mavi ışıkla aydınlatmak için elini hareketlendirdi ve onun yarı kapalı gözlerini ve kağıt gibi ölümcül beyazlığa sahip ten rengini fark etti. Ağzının köşesindeki kan lekesi genişliyordu....Onun bedenine dokunduğunda Xia Qİngyue'nin tek hissettiği buz gibi bir histi.

Xia Qingyue hemen onun bedeninin yanında diz çöktü. Onun midesine avuçlarını bastırdı ve sesi daha paniklerken konuştu." Yun Che hala iyi misin?"

Onun iç enerji akışını kontrol ettiğinde Xia Qingyue'nin elleri belirgin bir şekilde ürperdi. Çünkü o anda Yun Che'nin iç enerjisi.....bir bebeğinki kadar zayıftı.

Yun Che gözlerini yavaşça biraz açtı. Yüzünde inanılmaz derecede hafif bir gülümseme oluştu. "Çok....harika.....ikimizde.....hayattayız..."

Bu kısa cümleyi söylemek için çok büyük bir çaba harcamıştı.

Muazzam canavarın dünya sarsan yumruğunun altında Yun Che son derece şiddetli zarar almıştı ama kaynak enerjisini dengeleyecek zamanı yoktu ve zorla Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşini sürdürmesi gerekti. "Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi" normal bir kaynak tekniği değildi o Kötülük Tanrısının patlayıcı bir tekniğiydi. Her ne kadar o patlayıcı bir savunma tekniği olsa da sıradan bir kaynak savunma bariyeri değildi o sadece kendi hayatını kurtarmak için kısa bir süreliğine kullanılan bir savunma yeteneğiydi. Onun etkin olduğu her nefeste tüketilen kaynak gücü "Düşen Ayın Batan Yıldızı"'nı etkinleştirmeyle eşdeğerdi.

Havada sarsılmalarından büyük canavarın midelerine girmelerine kadar 30 nefes geçmişti ve bu zaman boyunca "Mühürlenen Bulutun Kilitlenen Güneşi" devam etmek zorundaydı aksi halde o ve Xia Qingyue ölümleri ile çok önceden tanışırlardı. 30 saniyelik bir sürede oluşan büyük tüketimi sıradan bir insanın hayal etmesi bile zordu ve bu tüketim Yun Che ciddi zarar görmüş bir haldeyken olmuştu.

Şuan enerjisi sakinleşmişti ve iç yaraları defalarca yoğunlaşmıştı. Kaynak gücü de en ufak bir parça bile kalmayacak derecede tamamen tükenmişti.

İç yaraları inanılmaz derecede ağırdı ve soğukla mücadele etmek için en ufak bir kaynak gücü kalmamıştı. Bu korkutucu sıcaklıkta geçen her saniye Yun Che'nin yaşam gücünün büyük kısmından yoksun kalmasına neden oluyordu. Bedeninin sayısız iğne tarafından delindiğini hissetti ve çok hızlı bir şekilde bedenindeki tüm hisler yavaş yavaş kaybolana hissettiği bu buz gibi soğuk his ağır ağır yok oldu.

O ölümün tadını kokluyordu ve bu ona ulaşmaya bu kadar yaklaştığı ilk seferdi.

Xia Qingyue ellerini onun bedeninden çekti ve gözleri karman çorman oldu. "Yun Che sen...."

"Qingyue.....bir şey söyleme.....beni dinle...."

Yun Che soluk alması inanılmaz derecede zayıflamıştı. Soğuk ellerinin, bacaklarının ve tüm bedeninin kısa süre içinde donarak sertleşmesine neden olmuştu ve gözleri tüm rengini kaybetmişti. O güçlü ve sarsılmaz şuuruna güvendiği için konuşabiliyordu ama son kalan şuurunun da her an yok olabileceğini biliyordu....

(Ç.N: İlerisi çok iyi ya :( ) 
 
Ölüm çok hızlı ve ani gelmişti. 
 
"Qingyue...iyi ki....sana bir şey olmadı.....Ben....her an.....ölebilirim....Ben.....öldükten sonra....benimle ilgilenme.....Sen soğuktan korkmuyorsun....belki de sen.....buradan kaçabilirsin....bu büyük canavar....çok daha korkutucu olsa bile....sen kaçmak için....tüm gücünü kullanmalısın...."

"Yun Che! Daha fazla konuşma! Bu kadar kolay ölemezsin.....Eğer benim gitmemi istiyorsan beraber gitmemiz gerek! Ölmeyeceksin!"

Bu facia çok ani olmuştu ve Xia Qİngyue'yi hazırlıksın yakalamıştı. Yun che'nin iç yaraları akıl almaz derecede ağırdı. 5 karın boşluğu organı ve 6 iç organı hemen hemen parçalanmıştı. Yaşam gücü inanılmaz derecede zayıflamıştı ve her an yok olabilirdi. O Yun Che'nin neden bu kadar ağır yaralandığını ve neden şuan bu kadar zayıf olduğunu biliyordu...Onlar havaya sallandıklarında Yun Che'nin sırtı etkini gücüne dayanmak için aşağı dönüktü ve onun yaralanmasını önlemişti. Muazzam canavarın ağzına girdiklerinden buraya inene kadar ki son derece korkunç baskı onun en güçlü buz kristali savunmasının bile dayanamayacağı bir şeydi ama onları sürekli koruyan bu bariyer tüm etkiyi engellemişti. Bu hiç şüphesiz son derece sert ve esnek bir bariyerdi. Böyle son derece güçlü bir bariyerin ne kadar güç tükettiğini birisi hayal edebilirdi.

Çoktan Xia Qingyue'nin sesini duyamayacak duruma gelen Yun Che dışında....Gözleri hala yarı açık durumdaydı ama içlerinde hiç ışık kalmamıştı. Kolları, bacakları, beden, saçı, yanağı....hepsi çoktan tamamen buz tabakası tarafından kaplamıştı. Buz tabakasının altında hayat gücünü tamamen yakıp kül etmenin eşiğinde buz gibi bir beden vardı.

"Qingyue...." Yun Che usulca mırıldandı. "Eğer bir sonraki hayatta tekrar karşılaşırsak.....tekrar benim karım ol....tamam mı....çünkü....ben hala seni tamamen fethedemedim...ben hala tatmin olmadım...."

Xia Qingyue'nin bedeni sallandı ve görüşü aniden bulanıksızlaştı.

O anda Yun Che'nin iki gözü de son odak ve ruh izini de kaybetmişti. Tüm bedeni hareketsizleşti. Sadece ruhundan gelen sözleri hafifçe söylemek için boğazı hareket ediyordu....

“Büyükbaba… Küçük hala…”

“Kıdemli Kız Kardeş Xueruo… Jasmine… Ben...özür dilerim…”

“…”

“Ling’er… senin için geliyorum… Ling’er… Ling’er…”

Son mırıldanmaları solana kadar bir meltem kadar zayıftı...Ardından Xia Qİngyue'nin yüzünden parlayan mavi yıldız ışığı damlası indi ve tamamen katı dudaklarına vurdu....

---------ÇEVİRMEN NOTU-------------

Toplunun gelme nedeni olan 3 bölümden 2. si sıradaki bölüm :( Bu bölüm sanırım sonu en merak ettirici bir şekilde biten bölümdü....


Yun Che'ye ne olacak? Xia Qingyue neler düşünecek? Oldukları yer neresi? Kurtulabilecekler mi? Yoksa içlerinden birisi yada ikisi ölecek mi :( ? Merak mı ediyorsunuz? Burada bırakmak ibnelik olur ondan sonraki bölüme tıklayın :(

Yorum Yap "ATG 257 - ÖLÜMÜN EŞİĞİNDE"