Tankların Tarihi Günceli

ATG 252 - ÖDÜNÇ ALINMIŞ BIÇAKLA ÖLDÜRMEK

Eylül 14, 2016


BÖLÜM 252 - ÖDÜNÇ ALINMIŞ BIÇAKLA ÖLDÜRMEK

Yun Che'nin görüntüsünü görünce yakınlardaki Feng Juebi yüksek sesle güldü ve adım adım Fen Juecheng'e yaklaştı. "Gerçekten de bu sınırsız topraklarda karşılaşmamız ne büyük bir tesadüf. Ama sen çok iyi gözükmüyorsun. Uzun bir sürenin ardından sadece buraya kadar yürüdün görünüşe göre eski yaraların yeterince iyileşmemiş."

"Ona kelimelerini harcamana gerek yok." Fen Juecheng soğukça söyledi. Yun Che'ye kasvetli bir şekilde baktı ve kayıtsızca dudak büktü. "Yun Che gerçekten burada karşılaşmamızın tesadüf olduğunu mu düşünüyorsun?"

"Öyle olmalı değil mi?" Yun Che donakaldı ve ardından aniden bağırdı." Oh! Biliyorum siz buranın çok tehlikeli olduğunu düşündünüz ve benimle seyahat etmek istediniz değil mi? Bu kesinlikle sorun değil."

"Hayır! Biz seni bir yere göndermek için buradayız. Seninle yolculuk etmek tamamen gereksiz." Fen Juecheng daha karanlık bir şekilde gülümsedi.

"Bir yere göndermek mi?" Yun Che biraz şüphe duyar bir ifade yaptı. "Nereye?"

(Ç.N: Birazdan göreceğiniz Sarı Su Kaynağı Yolu (黄泉) Japonların ölülerin toprağı için kullandıkları bir şeydir. Çincede Yomi olarak geçer. Bilen bilir :D Huángquán olarak da geçer yerin altındaki bölge. Kıssadan hisse yabancı filmlerdeki cehennem.)

"Sarı Su Kaynağı Yoluna!" Fen Juecheng soğukça güldü. Elinde kırmızı bir ışık parlarken koyu kırmızı uzun bir kılıç kavradı. Kılıcın ucu kavurucu bir öldürme niyeti yayarken Fen Juecheng kılıcın ucunu Yun Che'ye doğrulttu. 

Yun Che'nin gözünde korkmuş bir bakış parladı. Geriye doğru hızlıca adım attı ve hatta kekeleyerek konuştu. "Ge....Genç Yanan Cennet Efendisi bizim aramızda geçmişte hiç düşmanlık olmadı. Bununla ne demek istiyorsunuz?"

(Ç:N: Ne güzel konuşuyor ya :D )

"Ha ha ha ha!" Yun Che'nin korkmuş ifadesini görünce Fen Juebi yürekten güldü. "Daha önce hiç düşmanlık olmadı mı? Sen aslında saf bir aptalsın. Pekala madem ölmek üzeresin o zaman sana neden senin ölmeni istediğimi açıklayayım. Sıralama Turnuvasında sen bana birkaç ciddi yara verdin. Eğer sadece ben yüz kaybetseydim sorun olmazdı ama sen Büyük Kardeşimin ilgilendiği kadın olan Mavi Ay Prensesine dokunmaya cüret ettin! Sen gerçekten ölümün nasıl yazıldığını bilmiyorsun!!"

"Ah?" Yun Che genişlemiş gözleri ile baktı ve kuşkucu bir ifade ortaya koydu. "Bu...bu olamaz! Prenses Cang Yue ve ben uyumlu bir çiftiz. Son birkaç yılda ben nasıl Prenses Cang Yue'den senin onu sevdiğin ile ilgili bir şey duymadım? Anlıyorum bu muhtemelen Yanan Cennet Klanının Genç Efendisinin hüsnü kuruntusudur. Benim Prenses Princess Cang Yue'm sana dikkat bile etmiyor. Bunun tek açıklaması Genç Efendisinin yeteri kadar cazibesi olmaması bunun benimle ne ilgisi var?"

"Sen!!" Fen Juecheng kaşlarını vahşice kaldırdı ve yüzü öfkeden kızardı.

Yun Che onun taşan öfkesini hiç fark etmemiş gibi görünüyordu ve devam etti. "Ayrıca beni bugün öldürsen bile ne olacağını düşünüyorsunuz? Benim sözünü esirgemeyen kelimelerimi affedin ama Yanan Cennet Klanınn Genç Efendisi kesinlikle hiçbir şekilde benim Cang Yue'mi hak etmiyor....benim Cang Yue'm imparatorluk ailesinin görkemli prensesi saygınlık ve statü bakımından Mavi Rüzgar İmparatorluğunda onunla karşılaştırılabilecek tek bir kadın yok. Ama Yanan Cennet Klanının Genç Efendisi sadece bir genç efendi. Mavi Rüzgar İmparatorluğunda sadece bir tane prenses var ama gübre çukurundaki taşlar gibi binlerce genç efendi var. Bu pratik olarak beyaz bulut ve çamur arasındaki fark gibi. Ayrıca görünüş açısından benim Cang Yue'm bir periye benziyor. Şu haline bak. Bir eşeğin yüzü, bir maymunun burnu, bir öküzün kafası, bir atın ağzı ve tamamen kötü niyetle dolu bir yüz. Sadece çirkin olmayı unut senin yüzün tamamen değersiz bir hava ile dolu ve sana her baktığımda ömrüm kısalıyor. Ben bir erkek olarak bile sana acıyorum."

(Ç:N: Güzel hakaretmiş bu sevdim :D )

"Ayrıca başarı açısından ben bu yıl sadece 17 yaşındayım ama 3.seviye Yeryüzü Kaynak Aleminde birini yendim ve Sıralama Turnuvasında birinci geldim. Birde kendine bak. Sen 23-24 yaşlarındasın ama yine de sadece 2.Seviye Yeryüzü Kaynak Alemindesin aramızdaki fark çok büyük. İkimizin arasında sadece bir kör seni seçer....Oh oh, bir süre önce Mutlu Evlilik Avlu'sundan Küçük Kırmızı, Küçük Yeşil ve Küçük Morun Genç Yanan Cennet Efendisinin küçük wee wee'sinin (Ç.N: little wee wee haz getirme yeteneği olmayan ve genelde çirkinlerin ve hiç kimselerin oynamak istediği küçük penis) sadece yarım inç (1.27cm) uzunluğunda ve bir kenevir sapı kalınlığında olduğundan bahsettiklerini duydum...Tsk tsk. Senin durumunla bırak benim Cang Yue'mi 40 yaşındaki dul bir teyze bile seninle ilgilenmez. İç çekme. Ben bir erkek olarak Genç Yanan Cennet Efendisinin çalkantılı nehir suyu gibi olan durumuna acıyorum..."

(Ç:N: Baya ağır oldu :D )

Hatırlayabildiğinden beri Fen Juecheng erkeklerin arasındaki ejderha olduğunun tam olarak farkındaydı. Genç neslin içinde o herkesi küçümseyebileceği en yüksek seviyede duruyordu. Ama Yun Che şuan onu işe yaramaz olarak çağırıyordu. Fen Juecheng aslında kolay sinirlenen biri değildi ama Yun Che çok kötücüldü. O Yun Che'nin bilerek onu aşağıladığını biliyordu ama yine de yüzü domuz karaciğeri rengine döndü ve öldürme arzusu birkaç kat büyüyerek patladı. "SEN.....ÖLÜMÜNE.....SUSAMIŞSIN!!!!"

Fen Juecheng'in öfkesi patlak verdi. Doğrudan Yun Che'nin göğsüne doğru sapladığı kılıcı mavi alevlerle ateşlendi. Fen Juecheng bu saldırıda kendini hiç tutmadı ve kalbindeki öfkeyi de onun içine attı. Yeryüzü Kaynak Aleminin kudretinin altında yakınlardaki karlar anında su buharına dönüştü ve hatta kalın kar örtüsü bile hızlı bir tempoda dibe çöktü.

Kılıç düz bir şekilde ilerlerken Yun Che'nin yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu. Anında Ejderha Kusurunu kavradı ve onu hemen Fen Juecheng'in yanan kılıcına doğru çarptı.

Muazzam bir ses patladı ve mavi alevler her yöne uçarak yerdeki karı havaya 3 metre püskürterek görüş açısını örttü. Fen Juecheng'in tüm bedeni sallanırken kollarında uyuşukluk hissetti ve elindeki alevler dışarı uçtu. Kalbindeki panik büyüdü ve zihni bir süre sonra sakinleşti. Önündeki Yun Che'nin tüm izleri yok olmuştu. Hiç tereddüt etmeden bedeni parladı ve arkasında kızıl bir silüet bırakarak 30 adım geri çekildi. O anda Fen Juebi'nin sefil çığlığı duyuldu....

Gökyüzünü kaplayan karlar indiğinde Yun Che'nin figürü tekrar gözüktü. O Ejderha Kusurunu taşırken olduğu yerde ışık saçarak duruyordu. Şok edici bir biçimde ayaklarının altında Fen Juebi vardı. Yun Che'nin çiğnemesi ve 4 tondan daha ağır Ejderha Kusurunun tamamen onun bedenine bastırması nedeniyle Fen Juebi'nin gözleri beyaza döndü ve eşsiz bir acıyla ulurken cildi yeşilleşti.

Fen Juecheng'nin ten rengi aniden değişti ve ifadesi anında bulutlaştı. "Senin....senin yaraların aslında...."

"Bu doğru onlar sahteydi." Yun Che ayağını Fen Juebi'nin sırtından beline doğru hareket ettirdi ve o katledilmek üzere olan bir domuz gibi çığlık atana kadar bastırdı. "Yeteneklerini fazla hesaplamış birkaç çöpün kendilerini gönüllü olarak ölüme göndermeleri için bekledim!"

Buda'nın Büyük Yolu'nun iyileşme yeteneği sıradan bir insanın hayal edebileceği bir şey değildi. Yun Che'nin iç ve dış yaraları tamamen iyileşmişti ve kaynak gücünün %70'ini geri kazanmıştı. Fen Juecheng ile başa çıkmak biraz zor olacağı halde ağır yaralı Fen Juebi ile oynamak elini çevirmesi kadar kolaydı. Tabi ki Fen Juecheng'yi korkutmak yeterliydi. Sonuçta Yun Che 3. Seviye Yeryüzü Kaynak Alemindeki Xia Qingyue'yi yenmiş biriydi ve kendisi 2.Seviye Yeryüzü Kaynak Aleminde olan Fen Juecheng kendisinin Yun Che'nin rakibi olarak düşünecek adkar saf değildi.

"İmkansız! Senin son derece ağır iç yaralanmalar aldığını ve kaynak gücünün tamamen azaldığını duydum! 5 gün gibi kısa bir sürede iyileşmen imkansız! Ayrıca sen nasıl.....benim seni öldürmek için geleceğimi biliyordun?" Fen Juecheng dişlerini sıkarken konuştu. Her ne kadar o "İmkansız" dese de kalbinde tamamen şok olmuştu. Yun Che'nin darbesinden sonra olan kollarındaki uyuşukluk hala devam ediyordu. Eğer gücünü geri kazanmasaydı nasıl böyle korkutucu bir darbe ile saldırabilirdi?

“Heheheheh,” Yun Che alay ederek gülmeye başladı. "Bu yüzden Genç Yanan Cennet Efendisinin kendisinin yanılmaz olduğuna inanan basit bir aptaldan başka bir şey olmadığını söyledim. Gizli Bölge kapandığında tüm kanıtlar yok oluyor. Siz ikiniz için burası birisini öldürmek için mükemmel bir yer ama benim içinde öyle. Ben öldürmek istediğim insanlara merhamet göstermem....Bu yüzden öncelikle senin zavallı küçük kardeşin ile başlayalım!"

Daha konuşmasının sesi kesilmeden Yun Che'nin ayakları altındaki güç aniden arttı ve 5 iç organı ile 6 bağırsağı eğrilirken Fen Juebi yeniden kan donduran bir çığlık attı. Her ne kadar Fen Juebi'nin gücü zayıf olmasa da Yun Che'nin karşısında ağır yaralı olması ve kaynak gücünün büyük ölçüde azalmış olması gerçeğini görmezden gelirsek bile çocuk oyuncağı gibiydi. Fen Juecheng öfkeyle dişlerini gıcırdatırken ifadesi kara bulutlar gibi bulutlandı. "O zaman saldırmayı dene! Herhangi bir kazadan korumak için buraya girmeden önce Ulu Büyük onun bedenine özel ruh damgasını yerleştirdi. Eğer o ölürse Ulu Büyük hemen kimin öldürdüğünü bilecek! O zamanda....sen ve seninle ilgili olan herkes Yanan Cennet Klanının gazabını alacak! Her biri olabilecek en sefil şekilde ölecek!!!"

(Ç.N: Tehdit he :D )

"Evet...evet....sen beni öldüremezsin! Eğer beni öldürmeye cüret edersen Ulu Büyük bunu bilir....beni öldüremezsin!"

Yanan Cennet Klanının Efendisinin oğlu olan Fen Juebi daha önce hiç biri tarafından çiğnenmemişti. Ayrıca bu onun bir ölüm tehdidi ile karşı karşıya ilk kalışıydı. Ölümden en çok korkan kişiler genelde bu tür insanlar olurdu. O anda Fen Juebi'nin yüzü ölü gibi beyazdı ve dudakları kül rengiydi. Onun durumunun yarısının nedeni Yun Che tarafından dövülmesinin yaralarını nüksettirmesiydi diğer yarısının nedeni ise korkusuydu.

"Söylediği şey gerçekten doğru. Birisi onların bedenlerine bir algılama damgası bırakmış ve eğer ölürlerse bunu bırakan kişi bunu bilecek." Jasmine belirtti.

"Gerçekten mi?" Yun Che'nin ifadesi hiç değişmedi ve aksine Fen Juecheng'e doğru gülmeye başladı. "Siz gerçekten sadece bu yüzden sizi öldürmeye cüret edemeyeceğimi mi düşündünüz? Sizce sizin yanan Cennet Klanınızdan korkuyor muyum?"

Konuşurken ellerindeki Ejderha Kusuru düştü ve Fen Juebi'nin sağ bacağına çarptı. Bir "kırılma" sesi ile bacağı merhamet olmaksızın kırıldı. Hayaletlerin iniltileri ve kurtların ulumalarına benzeyen kıyaslanamayacak kadar kederli bir ses dışarı doğru yayıldı. Her ne kadar gökyüzü kar ile dolu olsa da ses büyük bir mesafe ilerledi.

"Sen!!" Fen Juecheng, Yun Che'nin bu kadar acımasız ve gaddar olacağını düşünmemişti. O hiç tereddüt etmeden Fen Juebi'yi kalıcı olarak sakatlayabilmeye kapasitesi olan bir saldırı gerçekleştirmişti. Fen Juebi'nin sefil çığlığı onun tüm yüz ifadesinin yamulmasına ve ellerindeki eklemlerin çatlama sesleri oluşturmasına neden oldu.

Yun Che'nin kaynak gücünün %70'inin geri gelmesi onun gerçek gücünün %70'inin geri gelmesine eşit değildi. O zorla Anka Kanını yaktığı için 3 ay boyunca anka alevini kullanamayacaktı ve bu da genel gücünü önemli ölçüde düşmesine neden olmuştu. Şuan ki durumunda Fen Juecheng'i yenmesinin kesinlikle ihtimali yoktu.

Ama Yun Che'nin ifadesi kendinden tamamen emin bir şekilde kaldı. Fen Juecheng ile olan darbe alış verişi Fen Juecheng'in kalbine korku vermişti. Fen Juecheng'in karşısında o en ufak bir endişe duymuyordu ve hızlıca Fen Juebi'yi sakatlamıştı. Onu öfkelendirmekten hiç korkmadığı açıktı hatta bilerek onu öfkelendirmeye çalışıyor gibi görünüyordu. Fen Juecheng'i öfkelendirmek sonuç getirmese de bu onun düşünmeden hareket etmeye cesaret etme konusunda daha dikkatli olmasına neden olmuştu. O ilerlemeye cüret edemedi ve tamamen tetikteyken Yun Che'nin aniden ona yapacağı saldırıdan kaçınmak için tüm gücüyle geri çekilmeye hazırlanıyordu.

*KÜTÜRDEME SESİ*!

Yun Che kılıcıyla bir kez daha aşağı vurdu ve Fen Juebi'nin sol bcağınıda kırdı. Fen Juebi kan dondurucu bir çığlık atarken Yun Che yavaşça kafasını kaldırdı. Yüzünde kışkırtıcı ve alay edici bir gülümseme asılıydı... Bu gülümseyen ifade Fen Juecheng'in kafa derisinin bir an için uyuştuğunu hissettirdi. Bedeni kontrolsüzce geri çekilirken aniden gökyüzüne doğru uludu. "Kale Efendisi Mu! Ne yapıyorsunuz....Neden hala saldırmadınız!"

Juecheng'in sesi kesilirken Yun Che'nin üst çaprazındaki kar aniden düzensizleşti. Kaotik karı fırtınasının arasında kıyaslanamayacak kadar korkutucu bir cırtlak ses ile birlikte gümüş renkli bir mızrak çıktı. Mızrak nereye giderse gitsin kar fırtınası kabaca bölünerek açılıyordu. Uzaktan o kar ve buz ile mühürlenmiş gökyüzünün üzerine çizilmiş gümüş renkli bir çizgi gibi gözüküyordu.

Mızrak tarafından getirilen ölümün aurası Yun Che'nin tüm tüylerinin diken diken olmasına neden oldu. Ama yine de ifadesi kıyaslanamayacak kadar sakindi. Ejderha Kusurunu kolayca aşağı doğru sallayıp aniden yere vururken ağzının köşeleri kıvrılarak kötücül bir gülümseme oluşturdu.

Boom!!

Yun Che'nin darbesinin ardından yerdeki kar aşırı yükseldi Karla beraber Fen Juebi'nin bedenide yükseldi ve havada sallanırken daha tepki verecek zaman bulamadan göğsü gümüş mızrak tarafından delindi...

(Ç.N: Ben öldürmedim hadi gör ruh damgasından :D )

Bu Gökyüzü Kaynak Alemindeki birinden gelen öldürücü bir darbeydi yani nasıl gücü korkutucu olmayabilirdi? Göğsü delinen nen Fen Juebi daha sefil bir çığlık atacak zaman bulamadan bedeni patlayarak açıldı ve ondan fazla topağa dönüşerek etrafa dağıldı...Gümüş Mızrak aşağı doğru ilerlemeye devam etti ve kim bilir ne kadar derine ilerlemesinden önce Yun Che'nin Yıldız Tanrısının Kırık Gölgesini kullanarak oluşturduğu ardıl görüntüyü deldi.

-------------ÇEVİRMEN NOTU-----------

Heyt be bu da bitti :D güzel şeyler oluyor dimi :D devam edecek mi acaba :D ayrıca Yun Che çok çakal değil mi sizce de?


Yun Che şimdi ne yapacak? 4 kişiden 3 tanesi belli oldu peki kalan kişi kim? Jasmine birisine saldıracak mı? Saldıracaksa kime saldıracak? Saldıracaksa diğer kalan kişi ile Yun Che nasıl ilgilenecek? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın varsa yeni bölüm öğrenin yoksa bekleyin ve öğrenin... :D

Yorum Yap "ATG 252 - ÖDÜNÇ ALINMIŞ BIÇAKLA ÖLDÜRMEK"