Tankların Tarihi Günceli

ATG 235 - ÖTEKİ DÜNYAYA AİT GÜZELLİK

Eylül 14, 2016


BÖLÜM 235 - ÖTEKİ DÜNYAYA AİT GÜZELLİK

  Xia Qingyue formasyonun ortasında tamamen sıkışmıştı. Önünde, arkasında, solunda, sağında ve üzerinde son derece keskin kılıç ışınları vardı. Eğer onun yerinde başkası bu genç biri tarafından yapılamaması gereken korkunç formasyonun karşısında korkudan ürperirdi ancak onun kristal gözlerinde hiç tereddüt yoktu. Bedeni bulut gibi hafif bir şekilde süzüldü ve kristal kılıcını sallayarak etrafında bir kaç tane nilüfer açtırdı. Her bir nilüfer öncekilere göre çok büyüktü ve yaydıkları soğukluk havada pıhtılaşıyordu. Hava sıcaklığı korkutucu bir hızla düştü.

“Eh?” Ling Yuefeng'in normalde sakin olan yüzü aniden değişti. Ondan fazla devasa buz nilüferi aynı anda patladı. Bu kesinlikle sadece 8.seviye Ruhsal Kaynak Aleminin yapabileceği bir şey değildi....Ling Yun demin tüm gücünü kullanmamıştı ancak belli ki Xia Qingyue de kullanmamıştı.

Dingdingdingdingdingdingdingding……

Çok sayıda kılıç ışını toplanarak buz nilüferlerine saldırdı. Çoğu anında parçalanırken diğerleri buz nilüferini yapraklarındaki buz ile mühürlenerek daha fazla ilerleyemedi. Daha önce Ling Yun sadece kılıcını sallayarak buz nilüferini yok edebiliyordu ancak şuan binlere kılıç ışını tarafından saldırıya uğrayan devasa buz nilüferini tek bir yaprağı bile solmamıştı. Göz açıp kapanıncaya kadar tüm buz nilüferleri mühürlenen kılıç ışınları ile doldu ve buz nilüferine dokunmayan tüm kılıç ışınları toplanarak Xia Qingyue'nin etrafında durdu.

Birisi Ling Yun'un kaynak enerjisini ve kılıç niyetini dönüştürerek yaptığı kılıç ışınlarının ona değdiğinde mühürlendiğini gördüğünde buz nilüferinin ne kadar korkutucu bir soğukluğa sahip olduğunu hayal edebilirdi.

Bu kimsenin beklemediği bir sahneydi. En çok şok olan da Ling Yun'du. Daha önce Xia Qingyue ile yüzden fazla saldırı değiş tokuşu yapmıştı. Ancak rakibinin çabuk yenilip mahcup olmasını istemediğinden tüm gücünü kullanmamıştı. Aslında o bu savaşı çabucak bitirebileceğinden emindi ancak saldırısının rakibi tarafından durdurulacağını ve hiçbir kılıç ışınının ona değmeyeceğini beklemiyordu.

Ling Yun'un tepkisi oldukça hızlıydı. Kılıç Işınlarının mühürlendiğini görünce gözlerinde kılıç ışığı parladı ve bedeni yıldırım gibi fırladı. Havayı yakaladı ve anında Göksel Yuan Kılıcı eline döndü. O anda Göksel Yuan Kılıcından herkesin görüşünden anında kaybolan bir camgöbeği renkli ışık çıktı...

Camgöbeği renkli ışık akarsuyu geçti. O gökyüzünden düşen kayan bir yıldız gibi gözüküyordu ve arenada hemen kayboldu....kayan yıldız tüm nilüferleri kesmişti ve ayrıca Xia Qingyue'nin bedeninden geçmişti....

Pingpingpingpingpingping……

Buz nilüferleri ve mühürledikleri kılıç ısınları aynı anda paramparça oldu ve gökyüzü buz kristalleri ile doldu. Sanki şuan da arenanın merkezine yağıyorlar gibi gözüküyorlardı. Ling Yun'un bedeni de Xia Qingyue'nin bedeninin yaklaşık 30 metre arkasında ortaya çıktı.... Herkes Ling Yun'un yeni konumuna yeniden odaklandığında büyük bir şok ile boğuldular. Birkaç güçlü büyük dışında kimse onun oraya nasıl gittiğini görememişti. Tek görebildikleri gözlerinde camgöbeği bir ışık parladığıydı.

Bu hareketin şaşkınlığını hiçbir söz açıklayamazdı.

"Çok....hızlı." Yun Che suskun bir şekilde konuştu. Deminki ışığın hızının bir kaynak yeteneği olmadığını açıkça hissetmişti. O Göksel Yuan Kılıcından geliyordu! Normal insanlarda kılıcı insan hareket ettirir. Ancak Ling Yun'un deminki hareketinde muazzam bir kılıç niyeti kılıçla birlikte onu hareket ettirmişti! Kılıcı kontrol eden insan değildi!

Ling Yun mırıldanırken önünde yatay olarak tuttuğu elini yavaşça indirdi. "Lütfen pes edin. Her ne kadar beklediğimden birkaç kat daha güçlü olsanız da bana denk değilsiniz. Sizi incitmek istemiyorum. Peri...."

Konuşurken yavaşça arkasına döndü. Tam Xia Qingyue'ye tamamen döndüğünde diyecekleri boğazında kaldı ve başka bir ses çıkaramadı. Normalde sakin olan ifadesi tamamen değişti. Zihni boşaldı ve ruhu çekilmiş gibiydi...

Deminki saldırıdan sonra  Xia Qingyue'nin elbisesinin sağ kolu düşmüştü ve kar beyazı yeşim kolunun yarısı gözüküyordu. Ancak Ling Yun'un tek kestiği şey o değildi...

Soğuk bir esintinin ardından Xia Qingyue'nin yüzünü kapatan kar beyazı tül aşağı süzüldü ve orada olan herkes yüzünü gördü.

Tüm arena sessizleşmişti ve herkesin nefesi kesilmişti.

Xia Qingyue'nin cildi beyazdı ama insanları rahatsız edecek kadar soluk beyaz değildi. O kusursuz ve beyazlık parlayan saf bir kar gibi beyazdı. Her ne kadar güneş ışığı çok parlak olmasa da karlı cildinin parıltısı o kadar kusursuzdu ki insanları dehşete düşürmüştü. Cildi sanki bol güneş ışığının olduğu bir kış günü yağan kar gibi gözüküyordu. Kesilmiş elbise kolu yüzünden gözüken kolu net bir yeşim gibi kusursuzdu. O bunaltıcı bir şekilde güzeldi.

Herşeyi görmezden gelirsek onun kusursuz kar beyazı cildi bile dünyadaki erkeklerin ruhunu ele geçirmeye yeterdi!

Onun kar beyazı yüzünde ince ve uzun hilal aya benzeyen kaşları vardı. O ayrıca berrak sulu gözlere ve kardan daha beyaz tatlı yanaklara sahipti. Gamzeleri resimlerde ve şiirlerde açıklananlar gibi güzeldi. Üstünde sevimli pembe bir dudak boyası olan hassas dudakları sanki tanrının kendisi tarafından özenle yapılmış gibiydi ve şaşırtıcı derecede güzeldi.

Tüm bunlar tek bir kızda toplanmıştı ve eğer karşılaştırma yapılırsa yeryüzü, gökyüzü, yıldızlar ve ay onun yanında soluk kalırdı.

Xia Qingyue'nin yüzünün ortaya çıktığı an sanki mutlak bir parlaklık diğer tüm renkleri engellemiş gibiydi.

O cennetten inmiş bir tanrıca mı.....Dünya da nasıl böyle mutlak güzelliğe sahip bir kız olabilir....

En büyük tepki genç nesilden gelmişti. Onlar tamamen büyülenmişlerdi ve ruhları sanki bilinmeyen bir kaynak tarafından dışarı çıkarılmış gibiydi. Genelde güzellik eksikliği çekmeyen tarikat liderleri bile ruhlarını ve bakışlarını Xia Qingyue'en ayıramıyordu. Artık kendi varlıklarını bile hissedemiyorlardı. Orta yaşlı adamlar hatta sakalları ve saçları çoktan beyazlayan yaşlılar bile dehşete düşmüş ve büyülenmişti.

Xiao Tarikatından Xiao Kuanglei, Xiao Zheng ve Xiao Nan da aynı ifade vardı. Sanki ruhlarını kaybetmiş gibi bakıyorlardı. Yanan Cennet Klanından Fen Juecheng oturduğu yerden farkında olmadan kalktı ve eşi görülmemiş bir saplantı dolu gözleri ile baktı...Onlar bile böyle büyük tepkiler verdiğine göre diğerlerinin muazzam tepkiler vermesi normaldi.

Tüm arenadaki en sakin kişi kaynak gücü en zayıf olan Xia Yuanba idi.

"Woah beklenildiği gibi ablam daha güzelleşmiş." Xia Yuanba yumuşak bir ses çıkarı. Etraftaki atmosfer tuhaflaşmıştı bu yüzden Yun Che'ye bakmadan önce sağa sola baktı. Ardından şaşkınlık içinde mırıldandı. "Herkes çok tuhaf gözüküyor. Eniştem bile tuhaf..."

(Ç.N: Anti güzellik kalkanı lvl 9999 :D )

Onu evlendiklerinde gördüğünde Yun Che zaten hoş bir şekilde şaşırmıştı. Bugün o derinden şok olmuştu. Sadece 18 ay bir kızın görüntüsüne bu kadar büyük bir değişiklik getirebiliyordu. Sadece 16 yaşında olan Xia Qingyue zaten normal kızlardan çok daha güzeldi. Şimdi o 17.5 yaşındaydı. Donmuş Bulut Asgard'ın karı ve buzu ile beslenmesi ile birlikte o sadece ölümlü dünyanın ötesinde bir güzelliğe sahip diye tarif edilebilirdi. O bile karısına boş boş bakıyordu.

Bu onun yüzünü örtme sebeplerinden biriydi.

Sadece erkekler değil Cang Yue gibi kadınlar bile onun güzelliği tarafından hayrete düşürülmüştü. Her ne kadar o çok asil bir konum ile birlikte mutlak bir güzelliğe sahip olsa da insan aleminde olmaması gereken bu tanrıçanın karşısında ilk kez görünüşünden utanmıştı. Her ne kadar böyle bir duyguya sahip olmaması gerektiğini bilse de o bir aşağılık duygusu hissediyordu. Xia Qingyue'nin tavrına bakınca kontrolsüz bir şekilde bu duygu ona geliyordu. Dönüp Yun Che'nin afallamış ifadesine bakınca kolunu uzattı ve onun elbisesinin kolunu sıkıca tuttu...

30 yıl önce bu turnuvaya katılan bazı büyükler bu sahnenin yıllar önce Chu Yuechan'nin peçesi düştüğünde oluşan sahneye çok benzediğini fark etti....Aynı sahne aynı yerde 30 yıl sonra kendini tekrarlamıştı ve yine bir Donmuş Bulut Asgard öğrencisi buna neden olmuştu.

Etraftaki tepkileri görmesi ve o zamanki gönül yarasını hatırlaması Ling Yuefeng'in gözlerinden yaşlar akmasına neden oldu. O eskileri hatırlarken Xuanyuan Yufeng'in ona baktığını fark edemedi. Kocasının tepkisi onun kaşlarını yavaşça çatmasına neden oldu. Ardından kafasını çevirerek oğlu Ling Yun'a baktı....Xia Qingyue'ye en yakın olan oydu ve gözlerinde eşi benzeri görülmemiş bir bakış vardı. Böyle bir bakış 17 yaşında Göksel Yuan Kılıcını dizginlediğinde bile oluşmamıştı.

Xuanyuan Yufeng alçak sesle konuşurken göğsü büyük ölçüde yükseldi. "Donmuş Bulut Asgard....Geçmişte kocama zarar verdiniz....şimdi....Benim oğluma zarar vereceksiniz.....Onun babasının ayak izlerini takip etmesini mi istiyorsunuz...."

O sadece kendinin duyabileceği kadar yumuşak bir şekilde konuştu. Onun sesinde nefrete benzeyen ve fazlasıyla kıskançlık içeren bir duygu vardı! Bir kadının kıskançlığı sadece aynı şekilde yaşıtı olan insanların arasında meydana gelmezdi. Görünüş kadınların her zaman en önemsedikleri şeydi. Xuanyuan Yufeng çoktan 51 yaşındaydı ama Gökyüzü Kaynak Aleminin ikinci yarısında olan kaynak gücü sayesinde 30 dan fazla göstermiyordu. Eğer daha genç giyinirse kesinlikle Ling Yun'un küçük kız kardeşi gibi gözükebilirdi. Görünüşü de ortalamanın üzerindeydi. Ancak birisi ne ile karşılaştırılacağını düşünmeliydi....Çoğu kız ile karşılaştırıldığında o gerçek bir güzellikti ama Xia Qingyue ile karşılaştırıldığında....

Açıkça söylemek gerekirse bu çamur ile en renkli bulutları karşılaştırmak gibiydi.

Ling Yun'un saldırısının dünyayı şok edecek bir şey olduğu söylenebilirdi. Peçesinin düşmesi Xia Qingyue'nin de beklemediği bir şeydi. Kalabalığın tepkisini görünce hafifçe iç çekti. Karlı elini kaldırdı ve yeni bir peçe çıkararak yüzünü tekrar kapatarak ayı ve güneşi matlaştıran gökyüzünün ve yeryüzünün renklerini solduran güzel yüzünü örttü. 

Gördükleri en güzel şeyin acımasızca örtülmesi herkesi kendine getirdi.

"O...o...o....o bir tanrıca...." Bir tarikatın öğrencisi afallamış bir şekilde bakarken aptalca mırıldandı.

"Bir kadın.....Bu derece güzel olabilir mi? Demin ruhumun bedenimi terk ettiğini hissettim. Efsanevi Prenses Snow....en fazla bu kadar olabilir...."

(Ç.N: Jasmine'yi Jasmine diye bırakmıştım. Snow da Snow kalsın dedim :D )

"Prenses Snow mı? O kim?"

"Ne? Sen Kaynak Gökyüzü Kıtasının en güzel kişisi Prenses Snow'u bile bilmiyor musun? O İlahi Anka İmparatorluğunun şuan ki imparatorunun tek kızı. 13 yaşında iken Kaynak Gökyüzü Kıtasının en güzel kişisi olarak tanındı ve 'göklerin sevilen çocuğu', 'tanrının İlahi Anka İmparatorluğuna verdiği hazine' ve 'İlahi Anka İmparatorluğunun incisi.' Olarak etiketlendi. İlahi Anka İmparatorluğunda onun varlığı bir dininki gibi."

"İlahi Anka İmparatorluğundaki insanlar belki imparatorlarının kim olduğunu bilmeyebilirler belki İlahi Anka Tarikatının ne olduğunu bilmeyebilirler ama hepsi kesinlikle Prenses Snow'u biliyor. Birkaç ünlü ressamın onun portresini yapmak istediğini ama yapamadıkları söyleniyor. Ünlü ressamlar onu gördüklerinde hemen boya fırçalarını atıp dünyadaki tüm ressamlar toplansa bile onun çekiciliğini düzgünce temsil edecek bir resim yapamayacaklarını iddia ediyorlarmış."

"Vay canına! Sadece 13 yaşında ve Kaynak Gökyüzü Kıtasının en güzeli olarak adlandırılıyor bu biraz abartı olmasın? Peri Xia'dan daha güzel olabilir mi?"

"....Hiç bir fikrim yok.....Ama bu mümkün olamaz değil mi? Peri Xia zaten benim rüyalarım ötesinde bir güzelliğe sahip. Ben dünyada ondan daha güzel birinin olabileceğine inanmıyorum."

--------------ÇEVİRMEN NOTU------------

O inanmıyor ama çevirmeniniz Useless biliyor var mı yok mu :D Bu bölüm tamamen Xia ile ilgiliydi diğer bölüm baya şaşkınlık ve savaş ile ilgili olacak. Ama Şaşkınlık biraz daha çok olabilir :P


Xia Qingyue şimdi neler yapacak? Savaş nerelere gidecek? Prenses Snow mu güzel yoksa Xia Qingyue mi? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın :D

Yorum Yap "ATG 235 - ÖTEKİ DÜNYAYA AİT GÜZELLİK"