Otto Von Bismark Günceli

ATG 22

Eylül 01, 2016

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm


Kargaşa
Çeviri için Useless, düzenleme için Aoi Shuu, kontrol için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

Xiao Lingxi gittikten kısa bir süre sonra Xia Qingyue geri döndü. Bugün kırmızı elbisesi yerine Anka kuşu işlemeli su mavisi bir elbise giyiyordu. Saçlarında safirden bir toka kulaklarında sallanan inciden küpeler ve boynunda mavi inciden bir kolye vardı. Boynundaki ışık saçan kar beyazı cildi neredeyse kemiklerini gösterecek kadar şeffaftı. Etraftaki ışıkla beraber seyretmek için çok güzel bir manzara oluyordu.

Xiao Che ona gözleri parlarken şaşırmış bir şekilde bakıyordu. Bu tür benzersiz güzelliğe sahip bir sahne sadece ölümlüler aleminde azalan peri resimlerinde olmuyor muydu?

Xia Qingyue kapıdan girerken attığı her adım  sanki bulutların üzerinde yürüyor gibi hafif ve zarifti. Kar beyazı yüzü ve soluk boynu sadece aşırı güzel değildi ayrıca insanları utandıracak kadar asalet içeriyordu. Onu gören kimse sadece küçük bir kasabadaki basit bir tüccarın kızı olduğuna inanmazdı. Bunun yerine onun uzak ve dokunulamaz bir imparatoriçe olduğunu düşünürdü.

Xiao Che ona sanki kalbi binlerce kez ah çekmiş gibi hayranlıkla baktı. Bu oda onun üzerini değiştiği tek yerdi. Mışıl mışıl uyuduğu için üzerini değiştirdiği güzel sahneyi kaçırmıştı. Bu kesinlikle affedilemezdi.

“Mavi elbiseler sana kırmızıdan daha çok yakışıyor.”

Xiao Che bu değişimden memnun kalmış gibi onu izlerken samimi bir şekilde övdü.

Xia Qingyue hiç bir şey demeden masada duran boş tencereye baktı. Daha sonra tencerenin yanına gidip onu aldı ve dışarı çıkmaya hazırlandı.

“Bu tavuk çorbasını sen mi yaptın?” Xiao Che yüksek sesle sordu.

“Tadı kötü müydü?”

Xia Qingyue sırtı ona doğru dönükken soğuk bir şekilde sordu. Ancak gözlerinin derinliklerinde kendisinin bile anlayamadığı hemen göze çarpmayan bir duygu vardı.

“Gerçekten güzeldi. Şimdi senin çorba yapmak konusunda bile olağanüstü olduğunu biliyorum.”

Xiao Che gülümseyerek söyledi. Ayağa kalkıp vucudunu gerdikten sonra ciddi bir şekilde

“Qingyue karıcığım bana tavuk çorbası yapmanın karşılığını vermek için bugün yatakta…. Daha çok enerji harcayacağım.” Dedi. (Ç.N: :abi bu çocuk favori karakterim benim ciddi anlamda ilerde falan çok güldürüyor beni 😀 )

“….”

Xia Qingyue çoktan Xiao Che’nin bazen yaptığı flörtlere alışmıştı. İfadesiz bir şekilde

“Xiao Birligi’ndekiler öğleden sonra gelecekler. Gelen grubun lideri Xiao Birligi’nin liderinin en küçük oğlu Xiao Kuangyun. Ustamdan duyduğum kadarı ile onun kaynak gücü Xiao birliğinin genç nesli arasında ortalama bir seviyedeymiş ve Birlik dışındaki ünü de oldukça kötüymüş. Ancak en küçük evlat olduğundan aşırı derecede şımartılmış. Yüzen Bulut Şehrinde kimse onu kışkırtmaya cesaret edemiyor. Onla yüz yüze konuşmaktan kaçınman en iyisi olur.” Dedi. (Ç.N: kocasını da düşünürmüş. 😀 )

“Xiao Kuangyun? Tamam. Anladım. Qingyue karıcığım beni uyardığın için teşekkür ederim.”

————————————————

Bugün Xiao Birligi’nde ki insanların geliş günüydü.

Xiao Birligi’nin geliş haberi sadece Xiao Klan’ını değil tüm Yüzen Bulut Şehri’ni son derece etkiliyordu.

Yüzen Bulut Şehri Mavi Rüzgar İmparatorluğunda her açıdan en alttaydı. Öte yandan Xiao Birligi İmparatorlukta zirvede yer alıyordu. İkisi arasındaki fark hesaplanamazdı. Xiao Birligi’nde ki insanların ve liderin en küçük oğlunun gelmesinin İmparatorun en küçük kırsal alandaki bir aileyi ziyaret etmesinden farksızdı. Tüm şehri gergin bir atmosfer sarmıştı. Bazı insanlar bu olayı her hangi bir şekilde ufacıkta olsa birlik ile bir bağ kurma umuduyla dört gözle bekliyordu. Bazıları da yanlışlıkla bile olsa birlik üyelerini kızdırırız diye paniğe kapılıp kendilerini eve kapatıyorlardı. Eğer Xiao Birligi ‘nin üyeleri onları öldürmek isterse bu karınca ezmekten farklı olmazdı. Onlar için yasalar sadece bir şakaydı.

Xiao Klanı’nın ana avlusu temiz ve düzenliydi tek bir toz bile gözükmüyordu. 2 gün önce Xiao Klanı’nın en büyük ve en lüks avlusu olan Xiao Yunhai yaşadığı yer temizlenmiş ve dekore edilmişti. Çarşaflar, battaniyeler ve mobilyalar bile değiştirilmişti. Buna ek olarak Xiao Yunhai yan taraftaki küçük avluya taşınmıştı. Birkaç günlük gıda bile hazırlanmıştı. Ölümüne yorgun olmasına rağmen kalbi benzersiz bir şekilde hayat doluydu. Çünkü oğlu Xiao Yulong’nın Xiao birliğine seçileceğinden %100 emindi. O zaman oğlu göklere uçacaktı. Ve kendi de Tüm Uçan Bulut Şehri’nde kimsenin provoke etmeye cesaret edemeyeceği biri olacaktı…. Hatta sadece şehirde değil 100 Li yarıçapındaki bir alanda kimse cesaret edemezdi. (Ç.N: 1 Li = 0.5 km oluyormuş.)

Sabah 10 dan başlayarak Xiao Yunhai şahsen diğer klan büyüklerine eşlik ederek klanın girişinde misafirleri beklemeye başladı. Saat öğlen 5 de Xiao klanının bir öğrencisi bağırarak koşmasına kadar bekleme sürdü. “Geldiler… Birlik üyeleri geldiler… Bu yücelik… Onlar kesinlikle Xiao Birligi’nden.”

Herkesin vücudu titriyordu. Xiao Yunhai hızlıca bir adım attıktan sonra alçak bir sesle bağırdı. “Çabuk! Herkese hazır olması gerektiklerini bildirin. Kesinlikle ortalığı dağıtanları yada soylu misafirleri rahatsız edenleri affetmeyeceğim. Büyükler. Beni takip edin hemen onları karşılayalım.”

Xiao Yunhai deli gibi ilerledi. 1 Li’den fazla ( yarım kilometreden fazla) ilerledikten sonra onlara doğru aheste aheste gelen 4 kişi gördü.

Dördü arasında önderlik eden 20 yaşlarında lüks kıyafetleri olan, normal bir vucut yapısı olan ve vasat bir yüze sahip biriydi. Beyaz yüzünde solgunluk belirtileri bulunan ve görünümünde aşırı bir hazcılık olan biriydi. (Ç.N: Hazcılık – https://tr.wikipedia.org/wiki/Hazc%C4%B1l%C4%B1k ). Bakıldığında kalabalık içinde öne çıkmazdı. Ancak yine de yüzü ve bakışları tamamen kibir doluydu. Elleri arkasında bir şekilde yukarı bakarak yürüyordu. Yoldan geçenlere dahi sanki onlara bakmak gözünü kirletecekmiş gibi bakmıyordu.

Onun arkasında ki siyah kıyafetler giyen ve yüzü sanki durgun bir suya benzeyen bir taşlı adam vardı. Daha arkada benzer şekilde siyah kıyafetler giymiş 2 tane genç vardı. Omuzlarına gümüş kartal desenleri işlenmişti.

Xiao Yunhai derin bir nefes aldıktan sonra onları karşılamak için hızlıca yürüdü. Hemen ellerini birleştirerek selam verdi. (Ç.N – ellerini selam için birleştirme örneği – http://thumbs.dreamstime.com/x/chinese-cheongsam-male-greeting-asian-traditional-dress-tang-suit-new-year-concept-model-isolated-white-33293081.jpg ) Daha sonra vücudunu eğdi ve saygılı ve dikkatli bir şekilde “Af edersiniz. Siz Xiao birliğindenn gelen asil ziyaretçiler misiniz?” Diye sordu.

Öndeki genç adam durup miskin miskin yarı kapalı gözlerle karşısındakilere bakıp “Evet. Bu asil Xiao Birligi’den Xiao Kuangyun.” Dedi.

Xiao Yunhai’nin tutumu hemen daha fazla saygılı oldu. Saygıyla “Bu mükemmel. Sizin gelişinizi uzun zamandır dört gözle bekliyorduk. Bu alçak gönüllü kulunuz Yüzen Bulut Şehri’nde ki Xiao Klan’ının şuan ki lideridir. Arkamda ki 5 kişi ise klanımızın saygıdeğer büyükleridir. 4 asil misafirin buralara kadar geldiği için son derece minnettarım.” Dedi.

“Bu saçmalığa devam etmene gerek yok.” Xiao Kuangyun’in bakışları hepsini süzdü. Ve daha sonra kolunu sallayıp ” Yolu göster.” Dedi. (Ç.N: bu veledi hiç sevmiyorum nedense…)

“Evet evet. Lütfen beni takip edin.” Xiao Yunhai derhal başıyla onayladı ve bizzat yolu gösterip onlara eşlik etti.

“Ne yazık ki bu kıdemliyi tanıyamadım.”

“Xiao Moshan” Arkadaki siyah giyinmiş yaşlı kayıtsızca yanıtladı. Yüzünde duygu belirtisi yoktu sanki bir ölü gibiydi.

Xiao Yunhai daha fazla konuşmaya cesaret edemedi. Tüm kalbi endişeyle doluydu. Xiao Kuangyun’nin kaynak gücünü anlayabilse de arkada ki Xiao Moshan’ın bedeninden hiç kaynak gücü hissedemiyordu. Bunun iki ihtimali vardı. Ya Xiao Moshan’ın hiç kaynak gücü yoktu ki bu imkansızdı. Yada onun kaynak gücü algılayabileceği düzeyden daha yüksekti.

Xiao Klan’ına vardıklarında çoktan kalabalık bir grup insan onları girişte bekliyordu. Xiao Yunhai’nin saygılı tutumunu görünce hepsinin kalbi daha hızlı atmaya başladı. Hepsinin bakışları kibirli genç adamın üzerindeydi. Daha sonra teker teker onları selamlamaya gittiler.

“Acaba sizin Xiao Birliginin genç lideri olup olmadığınızı sorabilir miyim?” En öndeki tombul ve orta yaşlı adam saygıysa sordu.

“Sen kimsin?”  Xiao Kuangyun yarım açık olan gözlerini eğerek ona baktı.

“Ben… Ben Yüzen Bulut Şehri’nin valisiyim. Düşük (Rütbece düşük anlamında) ismim Situ Nan. Sizin gibi asil ziyaretçilerin geldiğini duyunca sizi karşılamaya geldim.” Situ Nan’ın sesi titremeye ve alnından soğuk terler akmaya başladı. Şehrin valisi olduğundan birçok önemli insan görmüştü ancak hiçbiri Xiao Birliginin genç lideriyle kıyaslanamazdı. Önündeki vasat görünüşlü kibirli gencin bir sözü ölmesine sebep olurdu.

“Bu mütevazi hizmetkarınız Yuwen Ba’dır (Ç.N: bunlar kendini böyle tanıtıyor. Bizde böyle bir şey yok ondan garip olabilir. ). Ben uzun zamandır Xiao Klan’ının liderinin yakın arkadaşıyım. Buraya Xiao Birligi’nin genç liderinin zarifliğine hayran olmaya geldim. Ayrıca birkaç yetersiz hediye getirdim umarım kabul edersiniz.” Yuwen ailesinin başı Xiao Klanı ve Yüzen Bulut şehriyle aynı oranda şöhreti vardı. Ellerindeki küçük ve hassas yeşim taşında bir kutuyu uzattı.

Xiao Kuangyun kutuya baktı ve alıp arkasında ki iki gence uzattıktan sorna “kabul ediyorum.” Dedi.

Arkadaki 2 gençten birisi hemen ileri doğru çıkıp ifadesiz bir şekilde kutuyu aldı.

Hediyesinin kabul edildiğini gören Yuwen Ba’nın yüzü mutlulukla doldu. Yakınlık kurmak isteyen diğer insanlarda öne çıkıp hediyelerini verdiler. Xiao Kuangyun herkesin hediyesini kabul etti. Daha sonra eğik gözleriyle dikkatlice konuştu. “Hepiniz çekilin. Bugün biraz geç oldu. Bir şey demek istiyorsanız yarın konuşuruz.”

“Doğru doğru. Genç lider buraya gelmek için karaları ve denizleri geçti. Yorulmuş olmalı. Genç lider dinlendiğinde yarın yeniden geliriz.” Vali Situ başıyla onaylayıp konuştu.

Daha sonra kalabalık dağıldı.

Xiao Yunhai ve 5 büyük saygılı bir şekilde Xiao Kuangyun’e klanı tanıttı. Daha sonra Xiao Yunhai “Xiao Birligi’nden gelen 4 asil konuk çok uzun bir yoldan geldi ve yorulmuş olmalılar. İlk olarak biraz dinlenmek ister misiniz? Sizin için şık bir yer hazırlandı.” Dedi.

“Gerek yok. Vücudum o kadar zayıf değil.” Xiao Kuangyun küçümsemeyle karşılarındakine bakarken konuştu. Daha sonra isteksizce “Eğer Büyüklerden Xiao Zheng’in ölümü olmasaydı böyle bir yeri bilmezdim. Duyduğum kadarıyla buranın kurucusu Xiao birliğinden atılan bir çöp parçasıymış. Ancak ne kadar çöp olursa olsun hala Birlikten birisi. Birligin istemediği bir çöp olsa da buranın lordu olabilmiş. Bu yıllarda bu kadar büyüyebilmek… Fena değil.” Dedi.

“Evet. Evet. İltifatınız için teşekkürler genç lider.” (Ç.N: mazoşist bu arkadaş kendisine sövünce iltifat sanıyor ve hoşuna gidiyor. 😀 )

Xiao Kuangyun’un kümümseyici laflarından sonra bile Xiao Yunhai teşekkürlerini sunmak için kafasını salladı. Nasıl sert bir cevap vermeye cesaret edebilirdi?

“Ölüm önemlidir. Buraya bizzat gelmemin nedeni büyüklerden Xiao Zheng’in son arzusunu yerine getirmek. Amacımızı mektupta bildirmiştik. Yarın sabah klanınızdaki herkes bu avluda toplansın. Kimse eksik olmasın. Kimin bizle geleceğini bizzat seçeceğim.” Xiao Kuangyun konuşurken sanki cennetin fermanını ilan ediyormuş gibi kafasını yükseltti.

—————————–ÇEVİRMEN NOTU——————————

Beyler fatih isimli bir arkadaş atg ile ilgileniyor çevirecek mi yoksa sadece yardım mı edecek bilmiyorum. Ama yine de normalden fazla gelecek o kesin. Thief dışında bende yardım edebilirim belki zamanım olup olmamasına göre değişir tabi ki.


Xiao Kuangyun kimi seçecek? Xia Qingyue’yi görünce birlik üyeleri ne diyecekler? Nasıl olaylar yaşanacak? Xiao Che neler yapacak? Merak ettiğiniz şeyler için bekleyin okuyun ve öğrenin…

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Yorum Yap "ATG 22"