Otto Von Bismark Günceli

ATG 212

Eylül 13, 2016


Rakibinin yun che olduğunu görünce, lin zhentian birden gülmeye başladı."İlk rakibimin sen olmasını beklemiyordum velet. Görünüşe göre büyük kara at, yakında ölü bir at olacak. Silahını göster."

"Bu senin yeteneğine bağlı bir şey!" dedi yun che.

Eğer ondan seviyece yüksek biri bunu dese sorun olmazdı. Yine de, bunu diyen yalnızca gerçek kaynak aleminden biriydi; beklenmedik derecede öfkelenmişti. Daha fazşa bir şey demeden, elindeki ikiz çekiçleri salladı, bir şok dalgası oluşturdu ve bunu yun chenin göğsüne yöneltti.

Lei zhentianın ikiz çekiçlerinin her biri dört yüz kilo basıyordu, ama onun ellerinde, şaşılacak derecede hafifti, ve her sallayışı rüzgardan bir kükreyiş oluşturuyordu.


Bang! Bang! Bang! Bang! Bang! Bang!

Altı vahşi çekiç darbesi yun chenin elleri tarafından bloklanmıştı. Bu gelen çarpışma sesleri, bir çekiç ile insan vücudu arasından çıkmış gibi değildi, adeta çekici kayaya vuruyormuşsun gibi ses çıkıyordu. Altı darbe patladıktan sonra, lin zhentianın suratından şaşkınlık okunuyordu. Onun sekizyüz kilo çeken ikiz çekiçlerini, üstelik kendi iç kaynak enerjiside ekliylen, rakibi bunları yalnızca kendi çıplak elleriyle engellemişti.

Ve blokladıktan sorna değil yaralanmak, elleri dahi kızarmamıştı.

Onun vücudu aslında demirden mi yapılmaydı!

Bunları engellemeye devam edebileceğine inanmıyorum!!

Lin zhentianın bakışları karardı. Tüm vücudundan havaya kaynak enerjisi yükseldi, ve yüksek bir hızla ileri atıldı. Vahşi bir fırtına gibi, ikiz çekiçlerini yun cheye doğru savurdu, her bir darbesi öncekinden daha şiddetliydi.

Bang! Bang! Bang! Bang!

Birkaç saniye içinde sayısız çekiç darbesi vuku buldu, yine de, hiçbiri yun chenin kıyafetlerine erişememişti. Herpsi yun chenin ellerini tersiyle ve bilekleriyle engellenmişti. Lin zhentian saldırdıkça daha da şaşırıyordu. Sonunda, büyük bir gürlemeyle, tarikatının kaynak sanatlarını patlattı.

"Gürleyen Yıldırım!"

İki çekiçler aniden yere vurdu ve oluşan baskı öncekilerden katbekat daha fazlaydı. Yun che kaşlarını çattı. Saldırıyı direkt karşılamadı, yerine, üç adam boyu geri çekildi. İki çekiç boş havaya vurduğu zaman, aniden birbirlerine çarptılar. Aniden yüksek yoğunlaşma nedeniyle salının elektrik enerjisinden bir yıldırım peyda oldu ve yun cheye doğru yöneldi.

Bam!

Kulakları sağır eden bir gürültüyle, yıldırım yere çarparak patladı, yerin büyük kısmı da kızardı. Yun che'ye gelecek olursak, birkaç adım geri çekilmişti. İki elinde derebeyinin muazzam kılıcı duruyordu.

Bu sıralama turnuvasında, yun che ilk defa ağır kılıcını göstermişti.

"Bu ne böyle!! Ne kadar büyük bir kılıç! Bu onun silahı mı yani?"

"Bu efsanevi ağır kılıç mı? Silah olarak bir ağır kılıç mı kullanıyor? Onu savurabiliyor mu ki?"

Yun che ağır kılıcını ortaya çıkardığı zmaan, büyük bir hayranlık dalgası ve fısıldayan sesler oluşmuştu. Kılıç arenasında, lin zhentianın ifadesi şoka uğramış gibiydi. Çünkü yun che ağır kılıcı eline alınca, ona farklı biri gibi gelmeye başlamıştı.

Ağır kılıçlar aşırı derecede büyüktü, kullanması aşırı derecede zordu. Yine de, yun che'nin ellerinde, ona oldukça uygun duruyordu, ve biraz bile uyumsuzluk yoktu, sanki bu kılıç için doğmuştu, yun chenin bir parçası gibiydi. Elleriyle kılıcı tutmuyordu, sanki kılıç vücudunun bir parçası olarak büyümüştü.

Yun chenin etrafındaki atmosfer adeta bir deprem geçirmişti. Öncesinde, yun chenin sakinliğini görmüştü, üzerinde bir gizemlilik vardı ve gözleri keskin bakmıyordu. Yine de, kılıcı eline aldığı an, sanki karşısında devasa bir dağ duruyordu. Kalbindeki ses ona sen onu yenemezsin diyordu, çekiçlerini daha da sıkı tutmasını sağlıyordu. Yine de, bir süre geçmesine rağmen, kendinde tek adım dahi atacak cesareti bulamamıştı.

Bu eleman ne tür bir ucube... Bir defa ağır kılıç tarzı bir silah kullanmayı denemiştim, ama kullanması tamamitle imkansızdı, bende pes ettim. Ama bu eleman, sadece ağır kılıcı kullanmakla kalmıyor, bu derecede bir uyumluluk kazanmış...  Ağır kılıcın karakteristik özelliklerine göre, bir dahi olsa dahi, bu seviyeye ulaşması için yüzlerce yıl gerekliydi.

Tam bunu düşünürken, lin zhentianın sırtı terden sırılsıklam olmuştu.

"Saldırımı karşıla!"

Yun che kılıcını yatay olarak tutuyordu ve bir anda, aniden elli metrelik mesafeyi kapatmıştı. Lei zhentian hemen hislerini geri kazandı. Yüksek sesli bir kükremeyle, tüm gücünü kollarına aktardı, ve saldırıyı kafa kafaya karşıladı...

Elindeki çekiçler derebeyinin muazzam kılcıı ile çarpışıınca, lin zhentian bunun ancak o zaman bir ilüzyon olmadığını fark etti. Önündeki bu büyük güç onun beklentilerini fazlasıyla aşıyordu, çekiçleri tutan ellerinin uyuşmasına neden olmuştu. Tam bunu düşünürken vücudu havaya uçmuştu...

Bang!!!

Lei zhentian sert bir şekilde arkasındaki kaynak enerji bariyerine çarptı, daha sonra yere peydalandı ve tamamiyle sersemlemişti. Ayağa kalkmayı başardığı sırada, ellerindeki çekiçler ondan çok uzaklara doğru uçmuş durumdaydı.

"Hala savaşmak istiyor musun?é Yun che ağır kılıcını yere sapladı. Kılıcın değdiği kısımda kocaman bir çatlak oluştu. Eğer ağır kılıcını kullanmasa, lei zhentian onu yenebilirdi, ama o kılıcını kullanıyorken, lei zhentianı adeta ot gibi biçebilirdi.

Söylemek gerekirse, yun chenin silahsız haline kıyasla, ağır kılıcını kullanirkenki savaş gücü tamamiyle başka bir seviyedeydi.

Az önceki çarpışmadan sonra, lei zhentian ciddi yaralar almasa da, savaşma cesaretini yitirmişti. Başını eğerek,"Pes ediyorum... Sen benim sıkı çalışıp kullanamadığım apır kılıcı kullanabiliyorken kaybetmem kesindir!"

"Lei zhentian pes etti, Kazanan Mavi Rüzgar İmparatorluk Ailesinden Yun Che!"

Bu maçı izlemeye gelenler yun chenin ağır bir şekilde yenilmesini bekliyordu, ama bir kez daha şaşkın ördeğe dönmüşlerdi.

Lei zhentian bile, mavi rüzgar imparatorluk ailesinden sadece onuncu derece gerçek kaynak aleminde birine yenilmişti!!

Bu sonuç yalnızca inanılmaz bir şey olarak tasvir edilebilirdi.

Yun chenin ikinci maçında, rakibi ruhsal alem beşinci seviyesinde bir mızrak kullanıcısıydı. Bu sefer, yun che başından itibaren ağır kılıcını kullanmış, üç saldırıda rakibin mızrağını uçurmuş, dördüncü de ise rakibini havaya uçurmuştu...

Üçüncü maç...

"... Kazanan Mavi Rüzgar İmparatorluk Ailesinden Yun Che!"

Dördüncü maç...

"... Kazanan Mavi Rüzgar İmparatorluk Ailesinden Yun Che!"

Beşinci maç...

Altıncı maç...

Yedinci maç...

Sekizinci maç...

.....................

Yun chenin maçları geçen her maçla beraber daha çok ilgi çekiyordu, ve o noktadan itibaren, diğer arenalarda mücadele eden dört ana tarikatın öğrencileri dahi göz ucuyla onun arenasına bakıyordu. Ve o zaman, onun zafer kazandığını... kazandığını... başka bir zafer kazandığını görüyorlardı... Giderek ona dair bakışları değişiyordu... hayranlık... şok... korku.. ve en sonunda şaşkına dönüyorlardı.

İlk gün onu kaynak gücü testinde gören herkes bir tarafları ile gülmüştü. Ama şu an, her maçı imkansız ve mucizevi olarak adlandırılıyordu. Bu ona gülen herkesin suratına atılan bir tokattı.

Her maç başladığında, herkes onun kesinlikle yenileceğini düşünüyordu, ama o yine de kazanıyordu. Herkes onun yenileceği bir maçı seyredeceğini düşünürken, hayal kırıklığına uğruyordu. Grup aşamalarının ilk raundunda, on iki galibiyet elde etmişti. Grup aşamasının ikinci raundunda, her çıktığı maçı kazanmış, bir maç dahi kaybetmemişti.

Eğer ruhsal alemin zirvesinde olsa, ya da altıncı ya da yedinci seviyede bir yetiştirici olsa, o zaman herkes şoka uğrardı, ama bunu kabul edilemez bir şey olarak bulmazladı. Ama bu yun che.. gücü yalnızca basit bir gerçek kaynak alemiydi! Herkesin basitçe sıralama turnuvasına girilmeye layık olunmadığını düşündüğü bir kaynak alemiydi bu!

Ve o birbiri ardına ruhsal kaynak alemi dahileri ezip geçiyordu!

Yun che her maç kazandıkça, qin wushangın ifadesi daha da heyecanlı bir hal alıyordu. Yun che onuncu maçını kazandığı zaman, o kadar heyecanlandı ki yerinden kalktı ve göz yaşlarına boğuldu... Çünkü bu on galibiyetten sonra, kalan beş maçı kaybetse dahi, bu onun ilk yüze girmesine yeterdi! Mavi rüzgar imparatorluk ailesinin grup sıralaması, ilk elliye bile girebilirdi!

Yalnızca kraliyet ailesinin rekorunu kırmakla kalmamış, büyük bir ölçüde geliştirmişti!

İki eliyle dudaklarını kaparken, cang yuenin yanakları çoktan göz yaşları içinde kalmıştı. Yun chenin kılıç arenasından inen haline baktı. Görüşü giderek daha ba bulandı, ve kalbinde çığlık atıyordu:"Baba, bunu görüyor musun? Küçük kardeş yun ilk yüze girdi... Baba, sonunda hayalin gerçekleşti. Artık mavi rüzgar imparatorluk ailemiz diğerleri tarafından aşağılanmayacak... Bana bunu görüyor musun...? Bunu görüyor musun..."

Mutlu insanların olduğu yerde, doğal olarak sinirli insanlar da olurdu. Yanan cennet klanı oturma kısmında, fen juechen öfkeden kudurmuştu. Cennetsel kılıç villasına kişisel olarak gelmesinden pişmanlık duyuyordu. Diğer türlü bu denli sinirlenmeyecekti, çünkü kendi harekete geçemiyor, öfkesini bastırmak ona ölüyormuş gibi bir his yaratıyordu. Yun chenin aşağılanmasını görmek istiyordu. Diğerleri tarafından işkence edilmesini görmek istiyordu. Tek gördüğü, yun chenin diğerlerinin tekrar tekrar ilgisini kazandığıydı; hatta bu konuda dört ana tarikatın öğrencilerini dahi aşmıştı.

"Abi, böylesi küçük bir figür için bu denli kızman yersiz."dedi fen juebi yavaşça."Onun bu kadar zafer kazanması ancak şansına işaret eder. İlk raundda en zayıfların olduğu gruba düştü... ve ikinci raundda, onun karşısına çıkan ezikleri görmedin mi? Şu ana kadar, karşısına çıkan en güçlü altıncı seviye ruhsal kaynak alemindendi. Eğer ilk 10 tarikattan biriyle karşılaşsa, öyle bir ezilirdi ki kendi annesi dahi onu tanıyamazdı."

"Hıh." Fen juecheng ona bir bakış attı."Sen onuncu seviye gerçek kaynak alemindeyken, altıncı seviye ruhsal alemden birini yenebilir miydin?"

Fen juebi bu sözler karşısında biraz susmuştu ama,"Eğer böyle diyorsan o basitçe bir canavar. Ama şu an, gerçekten kazanmaya devam etmesini görmek istiyorum. Ta ki... ilk otuz ikiye girene kadar."

Fen juechengin gözleri açıldı,"Diyorsun ki?"

"Hehe! Eğer ilk otuz ikiye girerse benimle karşılaşacak..." Fen juebi dudaklarını ısırdı, bakışı zehirli bir yılanınkine benziyordu."Acayip bir yaratığı bir çöp parçasına çevirebilecek bir yöntemim var. Canavar misali bir dahiyi yok etmek, bu gerçekten tarif edilemeyecek bir duygu."



Yorum Yap "ATG 212"