Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 21

Eylül 01, 2016


Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm


########

Çeviri için Useless, kontrol / düzenleme için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

(Ç.N: Spo yemek istemeyen bölümü okuyup sonra bölümün altında yazan bölüm adına baksın. Yemek isteyenler için bölümün ismi en altta yazıyor. Ama tavsiyem bakmayın okumadan 😀 )

Alışkanlıklar korkunç şeylerdi. Onlar göze çarpmadan ve sessizce birinin kalbini kurcalıyorlardı.

Evlilik törenleri sırasında Xiao Che, Xia Qingyue’nin koluna girmek istemişti ama kolu karısı tarafından acımasızca dondurulmuştu. İlk “karıcığım” demesi de onu küplere bindirmişti. İlk kez elini tuttuğunda Xiao Che soğuk bir öldürme arzusu hissetmişti.

Ancak son günlerde Xiao Che’nin “Qingyue karıcığım” diye seslenmesi gittikçe daha yatıştırıcı oluyordu. Kendi kendine ne düşünürse düşünsün bu hitap şeklini tamamen kabullendiği ortaya çıkmıştı. El ele tutuşmayı bırak onun önünde soyunmak bile artık utandırıcı hissettirmiyordu.

Son günlerde Xiao Che odanın köşesinde yatsa da artık yere serilmiş bir yorganın üzerinde yattığı için o kadar rahatsız olmuyordu. Saat sabahın üçü olduğunda kendi başına kalkarak iğnelerini hazırlıyor ve ona tedavi uyguluyordu. Son birkaç gündür Xia Qingyue gittikçe vücudunun nasıl şaşırtıcı bir şekilde değiştiğini daha fazla fark ediyordu.

Loş ışığın altında Xia Qingyue’nin yeşim taşı gibi olan sırtı kardan daha parlak gözüküyordu. Xiao Che’nin elindeki ve parmaklarındaki iğneler dalgalanıyordu. Çok geçmeden tüm vücudu terle kaplanmıştı. 30 dakika sonra başka bir “kaynak açma” seansı bitmişti. Xiao Che iğneleri çıkardığında ağzından derin bir rahatlama nefesi duyuldu. (Ç.N: oh çekti kısaca.). Yorgunluktan aniden başı döndü ve vücudu Xia Qingyue’nin çıplak sırtına yıkılmadan önce sallandı. Göğsünde tarif edilemez bir sıcaklık ve yumuşaklık hissetti.

Xia Qingyue aniden öfkeli bir şekilde gözlerini açtı. Tam güç kullanarak Xiao Che’yi geriye doğru itecekken onun nefesinin daha beklenmedik bir şekilde aşırı zayıf olduğunu fark etti.

Xia Qingyue gücünü bastırıp sadece onu biraz arkaya itmek için küçük miktarda bir güç kullandı. Daha sonra hızlı bir şekilde giyinip Xiao Che’ye yardım eli uzattı. Daha sonra ona bakıp “ne oldu?” Dedi.

Xiao Che’nin cildi o kadar soluktu ki en ufak bir kan izi bile gözükmüyordu. (Ç.N kan aktıkça vücut canlanır ya ölülerde kan akmaz haliyle solar o anlamda yani 😀 ). Gözleri sanki hepsini açacak gücü yokmuş gibi yarım açıktı. Başını biraz hareket ettirdikten sonra zayıf bir şekilde “Önemli değil… Sadece gücümü ve enerjimi aşırı kullandım. Biraz dinlenmeme izin ver birazdan kendime gelirim.” Dedi.

Xia Qingyue’nin gözleri titriyordu. Daha önce hiç hissetmediği bir acı hissini kalbinde hissediyordu. İlk tedavinin ardından Xiao Che tüm gücünü kaybetmişti. Ne zaman bu olsa hızlıca düzeliyordu. Ancak son birkaç gün de akupunktur tedavisi uyguluyordu. Her bir iğne gücünü sınırlarına kullanmasını gerektiriyordu. Vücudu aslında zayıftı. Eğer böyle zayıflamaya devam ederse nasıl buna dayanacaktı? Bunun vücuduna onarılamaz bir hasar yapması bile mümkündü.

“…. Benim için bu kadar caba harcamana gerek yok.” Xia Qingyue gözlerindeki karmaşık bakışla birlikte konuştu.

Xiao Che sırıttı ve “Hayır. Sen buna değersin… Çünkü sen benim resmi karımsın.” Dedi.

Xia Qingyue: “…”

Xiao Che gözünü kapadı ve yavaş yavaş gücünü topladı. Çok sessiz bir şekilde “Beni kocan olarak hiç görmeyip benimle sadece minnet borcunu ödemek için evlenmene rağmen benim seni boşamadığım sürece sana karım değilmiş gibi davranmama imkan yok. Kadınına iyi davranmak bir adamın en temel sorumluluğu ve en önemli saygınlığıdır.” Dedi.

Bu sözleri söylediğinde Xiao Che göğsünde bir sıcaklık hissetmeye başladı. Diyorum ki! Ben bile bu sözlerden etkilendim. Senin kadınsı kalbinin bu sözlerden etkilenmeyeceğine inanmıyorum.

Uzun zaman boyunca Xia Qingyue hiç bir cevap vermedi. Xiao Che gözlerini açıp hafifçe birkaç nefes aldıktan sonra acınacak bir ifadeyle “Qingyue karıcığım iyi bir şekilde yürüyemeyebilirim. Oraya gitmemde bana yardım eder misin?” Dedi.

Xiao Che’nin gözleri köşeye bakıyordu… Uyuduğu yere…

Xia Qingyue yerdeki yorgana acıyan kalbiyle birlikte baktı. Kafasını salladıktan sonra vücudu yatağa döndü. “Burada uyu. Ben orada uyuyacağım.”

Bu konuşmayı duyduğunda Xiao Che aniden paniğe kapıldı. Nereden geldiği belli olmayan bir gücü ödünç alarak uzanıp Xia Qingyue’nin kolundan tuttu ve “Söz konusu bile olamaz. Bu kesinlikle imkansız. Her açıdan benden daha güçlü olsan da… Ben erkeğim sende kadın. Bir erkek olarak nasıl yatakta uyurken bir kadını yerde uyuturum. Eğer sen yerde uyumak istiyorsan o zaman ben de avluda uyumayı tercih ederim.” Dedi.

Onun sesi inkar edilemez bir azim taşıyordu. Konuşmasını bitirdikten sonra sanki yataktan çıkmak istiyormuş gibi kalkmak için mücadele etti.

Xia Qingyue’nin yüzünde karmaşık bir ifade belirdi. Dudağını hafifçe ısırıp kısa bir mücadelenin ardından kararını sonunda verdi. Uzanıp Xiao Che’nin güçsüz vücudunu hafifçe geri itti. Koyu kırmızı battaniyeye alıp kendisinin ve onun üzerini örttü.

“Bana dokunmaya iznin yok.” Xia Qingyue yatağın dışarıya yakın yarısına uzanıp şuan ki ifadesini ondan saklamak için ona sırtını döndü. (Ç.N: Azimli Sıçan Betonu Delermiş…)

Xiao Che gizlice gülümsedi. Hızlıca uyku pozisyonuna geçip gözlerini kapadı. “Rahat ol. Sendeki kaynak gücü sayesinde bir şey yapmak istesem bile yapamam. Hu…. aynı yatağı paylaşmak…. Sadece bu şekilde biz karı ve koca olarak düşünülebiliriz.”

Xia Qingyue: “…”

“Tamam…Qingyue karıcığım ilk ben uyuyorum…wu….Yarın toparlanmak için küçük halama ginseng ve tavuk çorbası yaptırmalıyım….wu…”

Xiao Che’nin sesi gittikçe daha fazla sessizleşti. Sesi tamamen kaybolmuş ve nefesi düzenli bir hal almıştı. Büyük yorgunluğun ardından konuşmanın ortasında uyuya kalmıştı.

Xia Qingyue sessizce ona doğru döndü. Xiao Che’nin yüzünü bu kadar yakından gördüğünde gözlerindeki bakış karmaşık bir ifadeyle birlikte titremeye başladı.

Donmuş Bulut Asgard’a girdiğinden beri duyguları ve arzularını hayatı boyunca bastırmaya karar vermişti. Bir erkekle aynı yatakta yatacağı günün geleceğini hiç düşünmemişti. Xiao Che ile evlenmeden önce en ufak bir dokunuşa bile izin vermezdi.

Ama şimdi onla aynı yatakta yatıyordu. Sadece bu da değil kalbinde en ufak bir kabullenmeme hissi bile yoktu.

Benim sorunum ne? Ona karşı suçluluk duygusu hissettiğim için mi böyleyim?

Belki de…

Düşünceleri çalkalanmış bir şekilde farkında olmadan rüyalara daldı. Yanında bir erkek yatarken bilinçsizce bu kadar hızlı uyuduğunu fark edememişti. Kalbinde Xiao Che’ye karşı en ufak bir kabul etmeme ve uyanıklık yoktu. (Ç.N: bak damardan girdi kızı yavaş yavaş kazanıyor 😀 )

Gün doğumundan üç saat sonraya kadar Xiao Che uyudu. Gözlerini açtığında Xia Qingyue çoktan yanından gitmişti. Odanın içinde de değildi.

Tüm gece dinlense de sanki ciddi bir yaralanma geçirmiş gibi tüm vücudu ağrıyordu. Xiao Che derin bir nefes aldıktan sonra sesli bir şekilde kendi kendine konuştu. “Eğer bu devam ederse gerçekten bedenim çökebilir. Sanırım haddinden fazla gösteriş yaptım.”

“Ancak bu onun kendi isteğiyle benim için gerekli 3 şeyi aramasının tek yolu.

Xiao Che yataktan çıkıp elbiselerini değiştirdi. Üstünü çıkardığı sırada boynunda asılı duran kolyeyi gördüğünde bir anlığına afalladı. Yeniden doğuşunun ilk gününde üst üste binen anılar bu kolye ile ilgili çok büyük bir şüphe doğurmuştu. Çünkü eski hayatındaki boynundaki kolyede aynı buna benziyordu. Kolye gümüşten yapılmıştı ve açılabiliyordu. Açıldığında iki kapağının içi yüzeyinde ki parlak aynalar gözüküyordu. Ancak bu kadardı. Özel bir şey yoktu.

Eski yaşamında ustası ona bu kolyenin onu bulduğunda boynunda olduğunu söylemişti. Buna ek olarak şimdi taktığı kolyede aynı diğeri gibi hatırlayabildiği kadarıyla hep boynundaydı. Büyükbabası bu kolyeyi Xiao Che’nin babasının bulduğunu söylemişti. Xiao Che doğduğundan beri babasının hatırası olarak boynunda duruyordu.

İki hayat…. Aynı kolye…. tam olarak burada neler oluyor?

Kıyafetlerini değiştirdikten sonra Xiao Che Gökyüzü Zehir Sedefine girdi. Zümrüt yeşili dünyanın içinde kızıl saçlı bir kız koruyucu bir duruş içinde uyanma belirtisi bile göstermeden huzurlu bir şekilde uçuyordu.

Son 2 gündür Xiao Che büyükbabasına ve Xia Qingyue’ye dolaylı yollardan kırmızı saçlı insanların olduğu bir yerin olup olmadığını sordu. Aldığı cevap  “İlk defa kırmızı saçlı insan duyuyorum” oluyordu. Bu Xiao Che’nin bu kızın kimliğine olan ilgisinin ve şüphesinin artmasına neden oluyordu. Ancak yine de kızın varlığıyla ilgili kimseye bir şey demedi.

Xiao Che vücudunu gerip esnedi. Aniden burnuna çekici ve lezzetli bir kokunun gelmesi ağzının sulanmasına neden oldu. Kokuyu takip ettiğinde masanın üzerindeki bir tencere çorbayı görünce koşarak oraya gitti. Kapağı açtığında buharla birlikte gelen lezzetli kokuda arttı.

“Ah.. Ginseng ve tavuk çorbası. Küçük hala en iyisi nede olsa.” Xiao Che’nin midesi anında guruldamaya başladı. Kaşık alıp yemeye başladı. Biraz yedikten sonra içeri açık sarı bir elbise giymiş tatlı bir şekilde yürüyen Xiao Lingxi girdi. Xiao Che’yi sofrada görünce ağzını açıp “Yi? Tavuk çorbası? Lezzetli kokuyor. Ve sanırım birazda ginseng kokuyor. Küçük Che bu çorbayı sana kim yaptı? Hee hee. Bana bile söylemeden burada kendi başına sinsice yiyorsun.” Dedi. (Ç.N: Heyt yavrum sen kocana çorba da mı yapardın 😀 )

Xiao Lingxi’nin sözleri Xiao Che’nin biraz duraksamasına neden oldu.”Küçük hala bunu senin getirmediğini söyleme.”

“Tabi ki bilmiyorum.” Xiao Lingxi konuşmayı bitirdikten sonra bakışları değişti. “Xiao klanında benden başka sana kim çorba yapabilir? Hmm.. Tek olasılık karın Qingyue. Görünüşe bakılırsa aranızdaki karı koca ilişkisi oldukça iyi.”

Xiao Lingxi’nin sözleri kesinlikle burukluk duygusu taşıyordu. Xiao Che kendi kendine mırıldandı. “o….o nasıl…. bana tavuk çorbası yapsın…”

Bu kesinlikle mümkün değildi.

“Hmph! Kimin yaptığı önemli değil. Madem sevdin sadece iç gitsin. Buraya birliktekilerin öğleden sonra geleceğini söylemek için geldim. Şuan tüm klan bunun için hazırlanıyor. Zamanı geldiğinde biraz dikkatli olmalısın. Dikkatsizce Xiao birliğine bağlı insanları rahatsız etmemelisin.” Xiao Lingxi ciddiyetle söyledi.

“Biliyorum. En kötü ihtimalle dışarı çıkmam. Nasılsa beni seçmeyecekler.” Xiao Che kayıtsızca cevapladı.

“İçerde kalamazsın.” Xiao Lingxi yeşim taşı benzeri parmaklarını sallayıp konuşmaya devam etti. “Klan liderinin dediğine göre Xiao Birliğinin genç lideri herkesi görmek istiyormuş. Kimse eksik olmayacakmış… Onun için hareketlerine dikkat etmelisin.”

“O zaman endişelenecek daha az şey var. Küçük halam benim her zaman en iyi huylu kişi olduğumu bilmiyor mu?” Xiao Che gülerek konuştu. Daha sonra yemeğe devam etti.

“Tamam. O zaman ben babama yardım etmeye gidiyorum. Yemeğini yedikten sonra gelmen güzel olur.” Xiao Lingxi döndü ve konuşması bittikten sonra dışarı çıktı.

………………

Bölüm 21 – Aynı Yatağı Paylaşmak

———————ÇEVİRMEN NOTU——————-

Benden bu kadar sanırım 😀 Umarım sürpriz hoşunuza gitmiştir. Yoruldum beyler yarın bir mola alıyım diyorum elim falan ağrımaya başladı. Bugün baya okudunuz Atg Thief artık 1 günlük molayı çok görmezsiniz. Hadi kalın sağlıcakla.


Not: Eğer bu thiefden önce yayınlanmışsa bilin ki Thief yolda. Thief önce çıktıysa her şey normal 😀

Önceki Bölüm | Tanıtım | Sonraki Bölüm

Yorum Yap "ATG 21"