Otto Von Bismark Günceli

ATG 20

Eylül 01, 2016


Bu Gerçekten İlginç
Çeviri için Useless, kontrol / düzenleme için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

İlk 20 iğneyi Xiao Che zorlanmadan idare etti. Ancak alnından ter akmaya başladığında sol eli de titremeye başlamıştı. Buna ek olarak hareketleri de yavaşlamıştı. İlk başlarda her iğneyi bir nefeslik zamanda yerleştiriyordu bu durum yavaş yavaş birkaç nefese kadar çıktı… 30. İğneden sonra bu süre giderek arttı.

Eğer Xia Qingyue arkasına baksaydı Xiao Che’nin akupunktur tedavisi sırasında sürekli sol elini kullandığını fark ederdi. O solak değildi ama yine de sol eli daha yetenekliydi. Bunun nedeni Gökyüzü Zehir Sedefinin sol elinde olmasıydı.

Ne zaman bir iğne yerleşse avucunda ki Gökyüzü Zehir Sedefi hafifçe titreşiyordu. Gökyüzü Zehir Sedefinin gücü iğneyle beraber Xia Qingyue’nin vücuduna giriyordu. Tabii ki bu bir çeşit zehir değildi daha ziyade arındırıcı bir kuvvetti. Gökyüzü Zehir Sedefinin dünyadaki on binlerce zehri arındırma yeteneği vardı. Buna ek olarak bu “zehrin” mutlaka ölümcül olmasına gerek yoktu. Vücudun iç kısmına zarar veren bir zehirde olabilirdi bunun yanı sıra gereksiz kirlilikleri temizleyen bir zehirde. Ancak bu iliği yıkamak ya da atardamarı kesmek kadar basit de değildi. Ancak Gökyüzü Zehir Sedefini kullanmasının asıl nedeni Xia Qingyue’ye nasıl bir şey yapacağını biliyor olmasıydı.

Soğuk havayı çıkarıp meridyenlerini temizlemesi sadece bir bahaneydi ve yaptığı şeyin yan etkileriydi. Gerçekte yaptığı şey Xia Qingyue’nin kaynaklarını açmaktı. (Ç.N: ne olduğunu öğrenceniz spoiler vermeyim 😀 )

Bir dakika geçti… On dakika geçti….. On beş dakika geçti….

Soğuk hava gümüş iğnelerden yavaşça dışarı çıkıyordu. Yarım saat sonunda Xia Qingyue’nin sırtında tam 54 iğne vardı. Xiao Che’nin elleri sonunda hareket etmeyi bırakmıştı ama daha duralı yarım dakika bile olmadan elleri yeniden dans etmeye başlamıştı. Xia Qingyue’nin sırtındaki tüm iğneleri eşsiz bir çeviklikle çıkardı. Göz açıp kapayıncaya kadar Xia Qingyue’nin sırtındaki tüm iğneler kaybolmuştu.

Xia Qingyue’nin sırtı hala saf beyaz yeşim taşı gibi berraktı. Xiao Che’nin son derecede yetenekli teknikleri sayesinde tek bir iz bile yoktu.

“Tamamdır.” Xiao Che iğneleri aldıktan sonra rahatlamak için derin bir nefes aldı.

Tüm iğneler çıktığında Xia Qingyue sanki gökyüzünde uçuyor gibi hissediyordu. Tüm vücudu tarif edilemeyecek şekilde sıcak ve rahattı. İnanması zor olsa da bu gerçekten de kendi bedeniydi.

Elbisesini yeniden giyip aniden kaynak gücünü kullandı. Donmuş Bulut Asgard Gizli Sanatı’nı kullandığı anda neredeyse korkudan atlayacaktı çünkü kaynak gücü neredeyse düşündüğü anda toplanmıştı. (Ç.N: yani kısaca baya hızlı 😀 ). Kaynak gücünün vücudunda dolaşım hızı öncesine göre birkaç kat daha hızlıydı.

Donmuş Bulut Asgard Gizli Sanatı’nı 4 yıldır çalışıyordu ama yine de sık sık tamamen kontrol edemediği zamanlar oluyordu. Ancak vücudunun şuan ki durumundan sonra tamamen kontrol edebileceğinden kesinlikle emindi. Donmuş Bulut Asgard Gizli Sanat’larının vücudundaki dolaşım ve gelişme hızı kesinlikle yükselmişti.

İlk başlarda çok umudu olmadığından bu sonuç onun hoş bir sürpriz yaşamasına neden oldu. Aynı zamanda tarif edilemez bir şekilde şaşırmıştı. Xiao Che’nin söylediği her şeyi yapması onun için çok şok edici bir şey olmuştu. Ayrıca sonuç onun olacağını söylediğinden daha iyiydi.

Vücudunun şuan ki durumunun eğer görseydi ustasını bile ürküteceğine inanıyordu.

“Şimdi…bana inanıyor musun?”

Xiao Che’nin sesi kulağında yankılandı ama onun sesi oldukça boğuk ve zayıftı. Xia Qingyue kendine gelip arkasına döndü ve Xiao Che’ye baktı. Güçsüzce karyolaya yaslanmıştı. Alnı ve tüm kıyafetleri terden sırılsıklam olmuştu. Ten rengi korkulacak kadar beyaz olmuştu. Sanki ağır bir hastalıktan yeni kurtulmuş gibiydi.

Her iğneyle birlikte kaynak gücünü kullandığını düşününce kalbinde aniden bir acıma duygusu oluştu. Bu duygu sanki vücuduna bir şey battığında hissettiğin gibiydi. (Ç.N: bu çinliler anlatamıyor ama neyse ki biz zekiyiz anlıyoruz nasıl hissettiğini 😀 klasik içi acıyor işte.). Bu duygu onun aklında kargaşa çıkmasına neden oldu. Çünkü sadece evli statüsünü paylaştığı birine ya da başkasına karşı aşk ve benzeri şeyler hissetmemeliydi.

“İnanıyorum…. Senin bir ruh doktoru olduğuna inanıyorum.” Xia Qingyue ona karmaşık bir bakış attı. “Sonunda anlaşıldı ki senin Yüzen Bulut Şehrinde ki herkesin küçümsediği kişinin aslında şok edici yetenekleri var. Ama … sen açıkça biliyorsun ki ben sana karşı hiçbir şekilde sevgi hissetmiyorum. Bir ay sonra seni sonsuza kadar terk edeceğim. Neden tüm bunları bana gösterdin? Neden bana bu kadar büyük bir iyilik yapıp benim için çok uğraştın?”

İyilik…. Bu kıyas bile yapılamayacak kadar muazzam bir iyilikti.

“Üç nedenle.” Güçsüz düşen Xiao Che sanki nefes darlığı çekiyormuş gibi nefes alıyordu. Ama yine de tüm yüzünde gülümseme vardı. “Hemen hemen herkes beni küçümsedi ama senin beni küçümsemek için daha çok nedenin olmasına rağmen yapmadın. Bunun yerine benim içler acısı haysiyetimi elinden geldiği kadar korudun. Dün gece endişelendiğin için dışarı çıkıp bana baktın ve sessizce bana battaniye verdin. Bana iyi davranan herkese sonsuza kadar daha iyi davranırım.” (Ç.N: Arkandayız Che başkan 😀 😀 )

Xia Qingyue: “…”

“İkinci neden… Sen sonuçta benim karımsın.”

Xia Qingyue ağzını birkaç kez açsa da söyleyecek bir şey bulamadı.

“Üçüncü ve de en önemli neden…” Xiao Che’nin yüzündeki gülümseme belirsizleşti. “Soyunduktan sonra görünüşünün bakmak için güzel bir manzara olacağını düşündüm.”

“…” Xiao Che edepsiz ağzıyla ne zaman ona saygısızlık etse Xia Qingyue ona soğuk bir şekilde karşılık veriyor ya da hiç ilgilenmiyordu. Ancak bu sefer soluk yüzündeki edepsiz gülüşünü izlese de yine de kızamıyordu.

“Açıklama bitti.” Xiao Che elini getirdiği şifalı otları uzatıp “Qingyue karıcığım bunları ezidkten sonra suyunu iç” dedi.

Xia Qingyue ona derin bir bakış attıktan sonra ne olduğunu bile sormadan onun yanına yürüdü. Şifalı otu alıp ezdi ardından tek yudumda içti.

“Bu ilk tedaviydi şu anki durumunun sonsuza kadar devam etmesini istiyorsan toplam yedi tedavi alman gerekiyor. En iyi zaman sabah 3 çünkü o zaman Ying Ki’sinin en ağır ve tedavinin sonucunun en iyi olacağı zaman. Tabii ki devam edip etmeme kararını sen vereceksin.”

Bunları söyledikten sonra Xiao Che gözlerini yorgunluktan kapadı. Bu kesinlikle rol değildi gerçekten de fiziksel gücü tükenmişti.

“İyi dinlenmeler.” Xia Qingyue’nin bakışları daha da karmaşık oldu. Konuştuktan sonra dışarı çıkıp sessizce kapıyı kapadı.

Xia Qingyue avlunun ortasında durarak puslu gözlerle ellerini kaldırıp avuçlarına bakıyordu.

O aslında nasıl biri?

En azından onu her zaman yanlış değerlendirmişim… Hayır tüm Yüzen Bulut şehri onu yanlış değerlendirmiş.

Xia Qingyue gittikten sonra Xiao Che kendini yavaşça yatağa attı. Kımıldamadan dinleniyordu. Ağzından zaman zaman mırıldanmalar duyuluyordu.

“Huhu… şuan ki dayanıklılığım gerçekten çok kötü. Sadece kaynak açarken bile yorgunluktan bayılacaktım…”

“Eğer ustam benim birinin kıyafetlerini çıkardığımı duysaydı kesinlikle cennetten bana dersimi vermek için buraya gelirdi… Sonuçta… Ben kıyafetlerin üzerinden akupunktur tedavisi yapmayı 13 yaşımda öğrendim… ve 15 yaşımda gözüm kapalı bile yapabiliyordum…huhu…” (Ç.N çakal herif 😀)

————————————-

Tüm Xiao klanı, birliğin mektubundan sonra inanılmaz bir atmosfere girmişti. Klan lideri ve büyükleri ağırdan aldığı görevlerini titizlikle yapmaya başlamışlardı. Sabahtan akşama kadar en ufak bir kusur olmadan onları karşılamak için uğraşıyorlardı. Genç neslin çoğu sanki steroid almış gibi çok fazla çalışıyorlardı. Tüm amaçları bir geçiş yaşayıp seçilme şanslarını arttırmaktı.

Ama tüm bunlar Xiao Che’yi ilgilendirmiyordu. O tüm klan içinde en zayıf kişi olarak biliniyordu.

Bugün.. Xiao klanının arka dağlarında….

Xiao klanının arka dağlarında klanın mezarlığı vardı. Eğer klanın bir üyesi ölürse buraya gömülürdü.

Xiao Lie yılların verdiği keder yüzünden beyazlayan saçlarıyla bir mezar taşının üzerinde duruyordu. Rüzgar ıslık çalıyordu adeta her taraf ıssızdı.

Mezar taşının üzerine “Xiao Ying” yazısı kazınmıştı.

“…. Ying Er çocukluğundan beri atalarının umudunu taşıyıp onu gerçekleştirmek için birliğe girmek isterdin. Bugün bir fırsat ayağımıza geldi… Ama 16 yıl geç oldu…”

Xiao Lie’nin gözleri pusluydu. Hareket etmeden durup istemsizce bir şeyler mırıldandı.

“Biliyorum birçok yıl geçse de hala birçok endişen var. Che Er’in damarları çocukluğundan beri hasarlıydı. Bu da yeter. Her ne kadar tüm hayatında vasat olarak çağırılsa da birileriyle dövüşüp düşmanlık kazanmayacaktı. Biliyor musun Che Er çoktan evlendi. Umuyorum ki bundan sonra her zaman huzur içinde yaşar. Her ne kadar o sizin gerçek çocuğunuz olmasa da yine de o sizin hayatınızı onu korumak için harcadığınız bir çocuk. Bende sizin gibi onun huzurunu elimden geldiğince koruyacağım.” (Ç.N: 12. Bölüm müydü eğer benim küçük halam olmasaydın 😀 Benden o bölüme saygılar 😀 )

*Snap*

Xiao Lie’nin duyduğu bir ses onu şaşırttı. Aniden arkasına dönüp “Kimsin?” Diye bağırdı.

Bağırmasının ardından Xiao Yulong’nin figürü avludaki kalın bir ağacın orda göründü. Direk olarak Xiao Lie’ye bakarak görgülü bir şekilde yürüdü. “Yulong beşinci büyüğü selamlıyor. Beşinci büyüğün burada olacağını düşünmüyordum. Sizi rahatsız mı ettim beşinci büyük?”

Xiao Lie’nin gözlerinde karmaşa vardı. Kalbinde ümitsizlik meydana geldi. Burada birisinin olduğunu bilmiyordu. Ayrıca Yulong’un söylediği şeyleri de duyduğunu da bilmiyordu. Kaşlarını kaldırdıktan sonra “Yulong burada ne işin var?” Diye sordu.

Yulong derhal cevapladı. “Yarın birliğin elçileri gelecek. Babam bunun klanımızın kaderini değiştireceğini ve büyükbabama söylememi istedi. Onun için beni buraya gönderdi. Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim.”

“O zaman demin dediğim şeyi duydun mu?” Xiao Lie’nin sesi soğuk ve sertti. Güçlü bir aura Yulong’a gitmeye başladı.

Ruh Kaynak Aleminde olan birinin gücü Yulong’un karşı koyabileceği bir şey değildi. Ten rengi soldu ve aniden kafasını sallayarak “Ben yeni geldim. Eğer 5.büyük seslenmeseydi sizi hiç rahatsız etmezdim. Dediğiniz şeyi duymadım. Eğer 5.büyük rahatsız edilmek istemiyorsa hemen gidebilirim.” Dedi.

Xiao Lei Yulong’un ifadesinde bir gariplik görmedi. Düşünceleri rahatlatıp aurası geri çekildi. “Unut gitsin. Önemli değil. Birliğin elçileri yarın gelecek. Sende büyük ihtimal seçileceksin. Zamanı geldiğinde atalarımızın en büyük isteğini gerçekleştireceksin.”

” 5.büyüğün sözleri çok ağır ben bunları hak etmiyorum.” Yulong alçakgönüllülükle yanıtladı.

Xiao Lie ona doğru kafasını salladıktan sonra ayrıldı.

O ayrıldıktan sonra Yulong’un ifadesi yavaşça değişti. Çenesini sağ eliyle ovuşturarak “Sakın söyleme… Eğer bu doğruysa çok ilginç olurdu…” Diye mırıldandı.

—————————-ÇEVİRMEN NOTU——————————–

7 oldu sanırım 8 de bitiririm atg insanı çok yoruyor


Bu sır gün yüzüne çıkacak mı? Küçük hala halası değilse Xiao Che ne yapacak? Tedavinin etkileri nasıl olacak? Karı koca arasında neler yaşanacak? Merak mı ediyorsunuz? Bekleyin okuyun öğrenin.

Yorum Yap "ATG 20"