Tankların Tarihi Günceli

ATG 2

Eylül 01, 2016


Kontrolü Kaybetmek
Çeviri için Avare, kontrol / düzenleme için Bora arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…

Bu arada, her yere “çifte mutluluk” kırmızı kumaşı yapıştırılmış olan bir odada, kırmızı bir düğün kaftanı giyiyordu. Geçen gece, dedesi Xiao Lie ve halası Xiao Lingxi, bu el işini bizzat ayarladılar. Yatak odası bir düğün odasında dönüştürülmüştü.

Aniden, kapı açıldı ve semavi bir figür alelacele içeri girdi. Xiao Che anında ayağa kalktı ve gülümsedi: “Hala, dedem döndü mü?

Xiao Lingxi, Xiao Lie orta yaşlarındayken doğmuş olan kızı. Xiao Che’nin halası olmasına rağmen bu yıl daha yeni 15 yaşına girmişti. Bayağı genç olmasına rağmen güzelliği şimdiden büyüleyici derecede tatlıydı. Kaynak seviyesi, İlk Kaynak Âlemi seviye ama yine de Xia Qingyue ile kıyaslanamaz, Xiao Lingxi, Xiao klan için önemli bir varlık olduğundan ruh seviyesi o kadar kötü değildi ve el üstünde tutuluyordu.

Xiao Lie içeri girerken nazik bir sesle konuşuyordu: “Oh, sevgili Che, sonunda uyanmışsın.”

Xiao Che’nin normal bir yüz rengi ile yataktan çıktığını görünce, Xiao Lie biraz rahatlamış görünüyordu. Arkasından kâhyası Xiao Hong ve Yüzen Bulut Şehrindeki bir numaralı doktoru Dr. Seto içeri girdi.

“Uyandığın iyi olmuş ve pek de hasta gibi görünmüyorsun ama Dr. Seto’nun seni incelemesine izin ver. Bugün senin düğün günün ve en ufak bir hata olmasını bile istemeyiz. Dr. Seto, lütfen buyurun.” Xiao Lie konuşurken ona geçmesi için yol verdi.

Dr. Seto ilaç çantasını masanın üzerine koydu ve Xiao Che’nin karşısına geçti. Ellerini kaldırarak Xiao Che’nin bileğinden nabzını ölçtü. Bir süre sonra, ellerini Xiao Che’nin üzerinden çekti.
“Dr. Seto, Xiao Che’nin durumu nasıl? Ciddi mi?” Xiao Lingxi, korkulu bir gerginlik yüzüne kazınmış halde, kaygılı bir şekilde sorusunu sormuştu.

Konuşmadığı halde, Xiao Lie vakur görünüyordu ve yüzünde vahşi bir ifade vardı. Xiao Che’nin aniden yığılmasında bir garip olduğunu nasıl fark edemez
.
Dr. Seto’nun yüzü yavaşça neşelenirken hafifçe gülümsemeye başladı: “Elder Xiao, endişelenmene gerek yok, torununun fiziksel durumu mükemmel. Herhangi bir büyük hastalığı ya da en ufak soğuk algınlığı bile yok. Belki de torunun çok gergindi ve heyecandan kan kafasına hücum ettiği için bayıldı. Ne de olsa torunun Xia Klanının kızı, Yüzen Bulut Kıtasındaki bir numaralı güzel ile evleniyor. Ha ha ha.”

Dr. Seto aşağılamasını saklamaya çalışsa da, kelimeleri pişmanlığını ortaya çıkardı. Yetenekli bir kadının işe yaramaz, geleceği olmayan biriyle evlenmesini kabul etmek gerçekten zor.
“Mükemmel bir haber.” Xiao Lie rahat bir iç çekti ve düşünürken kafasını sallıyordu: “Dr. Seto için sabahın bu erken saatinde çağırılmak zor olmalı. Hong, Dr. Seto’yu dinlenmesi için odasına kadar eşlik et.”

“Sorun değil” Dr. Seto elini sallayarak yanıtladı ve ilaç çantasını kaldırdı: “Torunun iyi olduğundan, izin isteyeyim ben. Elder Xiao’ya, Yüzen Bulut Şehrinin en üstün gelini ile torununun birleştiği için tebrik ederim. Sana, şu an, ne kadar insanın gıpta ile baktığını bilmiyorum. Ha Ha. Ha. Sağlıcakla kal.”

“Düğüne bir içki için gelmeyi hatırlamalısın. Hong, Dr. Seto’ya dışarı kadar eşlik et.”

“Che canım, gerçekten iyi misin? Herhangi bir yerinde rahatsızlık hissediyor musun?” Xiao Lie Dr. Seto ayrıldıktan sonra hala emin olamıyordu ve düşünceler kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Xia Che aniden yığıldığı zaman, vücut sıcaklığı düşmüştü ve canlılığı yavaş yavaş yok oluyordu. Bu, sadece çok heyecanlı olmanın bir sonucu olamazdı. Xiao Che’nin şimdiki sağlıklı haline bakarsak, şu anda gerçektende iyi görünüyordu ama Xia Lie kalbindeki o küçük şüpheyi hala silememişti.

“Gerçekten iyiyim dede, gönlün rahat edebilir.” Xiao Che doğal bir yüz ifadesiyle konuşuyordu. Xiao Lie’ye baktıkça ve beyaz saçla dolu kafadaki endişe dolu yüzü gördükçe, somurtmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Xiao klanı, beş Elderden meydana geliyor ve Xiao Lie 5. Elder olmasına rağmen, klanın en güçlü kişisi. Beş yıl önce Ruhsal Kaynak Âleminin onuncu seviyesinin sınırlarına girmişti. Şimdi ise Ruhsal Kaynak Âleminin onuncu seviyesinin doruğunda ve Ruhsal Kaynak Âlemini kırıp geçme şansı var, Bu öyle bir seviyeydi ki sayısız insanın hayalini kuruyordu.

Xiao Lie, bu yıl daha yeni Ruhsal Kaynak Âleminin onuncu seviye gücündeydi. Elli beş yaşındaydı ama bütün saçı şimdiden beyaza dönmüştü. Xiao Che bu beyaz saçla dolu kafayı ne zaman görse, kalbi acı ile doluyordu.

Xiao Lie’nin orta yaşlardan beri neden beyaz saçları olduğu bütün Yüzen Bulut Şehri tarafından biliniyordu. Tek oğlu, Xiao Che’nin babası, Xiao Ying Yüzen Bulut Şehri’nin bir numaralı dâhisi olarak anılıyordu. On yedi yaşında, Başlangıç Kaynak Âlemine girdi. Yirmisinde, Başlangıç Kaynak Âleminin 5. seviyesine ulaşmıştı. Yirmi üçünde Başlangıç Kaynak Âleminin engelini geçti ve bütün Yüzen Bulut Şehri’nin insanlarını şaşırtarak, Gerçek Kaynak Âlemine girdi. Xiao Lie’nin gururu ve neşesi olması yanı sıra Xiao Klanının da gururu oldu. Neredeyse herkes, Xiao Ying orta yaşlarına geldiğinde, Xiao Klanının liderliğini üstlenmek için en nitelikli aday olacağına inanıyordu.

Ne yazık ki, belki tanrı seçkin kişiyi kıskandı, Xiao Che doğduktan sadece bir ay sonra Xiao Ying’in hayatına suikast girişimi oldu. Bundan birkaç gün önce, Xiao Ying Xia klanının kızını da kurtarmıştı. Bu kurtarmadan sonra, Xiao Ying suikast girişimini sadece normal gücünün yarısı kadar olan güçle savuşturdu ve son nefesini verdi. Karısının kalbi sevdiğinin kaybı yüzünden kırıldı ve bir müddet sonra onunla buluşmaya gitti. Xiao Lie’nin saçı, oğlunun kaybının büyük acısı yüzünden bir gecede beyazladı. Dokuz ay sonra, Xiao Lingxi doğdu. Xiao Lingxi’nin annesi tek oğlunun kaybının acısından mustarip oldu ve bir ay sonra depresyondan öldü.

Xiao Lie’nin oğlu ve karısı vefat ettikten sonraki yılları nasıl yaşadığını kimse bilmiyordu. Solgun beyaz saçı, derin keder ve nefret ağza alınmaz üzüntüsünü taşıyordu.
Bu güne kadar, Xiao Lie hâlâ oğlunun katilini bulamamıştı.

Devamında, bütün umudunu ve dileklerini Xiao Che’ye bağlamıştı. Ama onun hasarlı bir Derya Damarı ile doğmuş olmasının acımasız gerçeğiyle hayatından birden bire sanki bir şimşek gibi ayrıldı.
Fakat umutsuz torunla yüzleşince, Xiao Lie asla herhangi bir hayal kırıklığı ya da kızgınlık belirtisi göstermedi. Kendi bakış açısına göre, kırık bir Xuan Mai ile doğmak demek kaderin adaletsiz olduğunu gösterir ve böyle bir adaletsizlik yüzünden onu suçlamak uygun olmayacaktı. Umursamaz olmamalı ya da Xiao Che ile dalga geçmemeli hatta bunun yerine onu telafi etmek için daha fazla sevmeliydi. Yıllar boyunca, sürekli olarak hasarlı bir Kaynak Damar’ın herhangi bir onarılma yolu olup olmadığını araştırdı. Fakat Kaynak Damar birinin Kaynak gücünün hayatının bağlı olduğu şeydir, nasıl kolayca onarılabilir ki?

Xiao Che diğerleri tarafından görmezden gelinse de ve diğerlerinin büyüyen alaycı bakışlarıyla yüzleşse de, böyle bir dedeye sahip olduğu için şanslı hissediyordu.

Xiao Lie’nin delici beyaz saçlarına bakarak, Xiao Che’nin gözleri yavaş yavaş keskinleşti. Tanrılar bana bu ikinci şansı verdiğinden ve iki hatıranın da bende kalmasına izin verdi, sadece dedemi rahatlatmak için bile olsa, güçlü bir şekilde yaşamalıyım! Kaynak Damar’ım kırık ise olmuş yani! Ben, bir tıbbi azizin varisiyim; doğru ilacı bulduğum sürece, üç hafta gibi kısa bir zamanda, Kaynak Damar’ımı eski haline tamamen onarabilirim.

“İyisin demek; bunu duymak mükemmel.” Onu izlerken, Xiao Lie rahat bir nefes aldı. Aydınlanan gökyüzünü izlerken konuşuyordu: “Che canım, vakit yakın. Ben düğün takımını hazırlarken git hazırlıklarını yap… Oh birde aklıma gelmişken, arabada mı oturmak istersin yoksa ata mı binmek istersin?”

Eğer o, dünkünün Xiao Che’si olsaydı kesinlikle “araba” olarak cevap verirdi. Bir Elderin tek torunu olmasına rağmen, o statü olmadan, kendisi ile Xia Qingyue arasında dünyanın farkı olduğu beş para etmez biri olarak çağrılırdı. Kendisinin Xia klanına giden düğün yolunda, hiç şüphe yok ki sayısız parmakla onu göstermelerinden cefa çekerdi ayriyeten sayısız kıskançlık ve pişmanlık bakışlarına maruz kalırdı. Öyle bir negatif duygu ile yüz yüze geldiğinde ne gibi duyguların yüzeye çıkacağını, herkes tahmin edebilirdi. Xiao Che hafifçe kahkaha atıyordu: “Tabi ki de ata biniyorum! Benim hakkımda endişelenmene gerek yok dede.”

Xiao Qingyue asilzade olabilir ama bizim Xia ailemizin gelini olması çoktan kaderinde yazıldı. Senin yüz kaybetmemen için haysiyet ve gurur ile açıkça onun eviyle evleneceksin.
Torununun böyle bir şey söyleyeceğini hiç düşünmediği için Xiao Lie bir anda duraksadı. Yüzü, nazik bir gülümseye bürünürken yavaşça kafasını sallıyordu: “Güzel.”
Sadece bir kelime ile birlikte, tamamıyla tatmin olmuştu. Xiao Lie odadan dışarı çıkarken kapıyı kibarca kapattı.

Xiao Lie ayrılır ayrılmaz, Xiao Lingxi Xiao Che’nin önünde dikildi ve dudaklarını büzüştürdü. Yüzü mutsuzluk içinde burkulmuş şekilde konuşuyordu: “Demek aslında bu düğün için heyecanlısın ve beni boş boşuna endişelendirdin. Kesinlikle Xia Qingyue ile çok fazla buluşmamana rağmen şimdiden ona bu kadar bağlandın… Oh elbette, kendisi bizim Yüzen Bulut Şehri’nin bir numaralı güzeli, huh!”

Xiao Che alelacele elini ileri ve geri salladı: “Bu nasıl mümkün olabilir! Xia Qingyue oldukça güzel ama Küçük Hala’nın daha tatlı olduğunu düşünüyorum. Eğer gerçekten onun yüzünden bayılsaydım o zaman küçük halanın her gün bana eşlik etmesinden dolayı bu ömrüm boyunca kaç defa bayılmış olacağımı bilemiyorum bile.

“Hehe…” Xiao Lingxi’nin suratı hemen tatlı bir gülümsemeye daldı ve kıkırdadı: “Tam da beni mutlu edecek şeyi söylemeyi biliyorsun. Xiao Che’nin Xia Qingyue ile evlenmek için koşuşturmasında bayılması normal çünkü Xia Qingyue güzel olmasının yanı sıra yetenekli de. Xia klanı ayrıca Yüzen Bulut Şehrindeki en zengin klan o yüzden epeyce insan onunla evlenme hayalleri kuruyor. Fakat neticede benim ailemin Xiao Che’si ile evlenmek üzere.”

Bu sırada, Xiao Lingxi yüzünde onurlu bir görünüş vardı. Sonra, sesi nazikleştiği gibi gözleri arzulu bir şekilde konuşuyordu: “Bu günün çok çabuk geldiğini düşünüyorum… Xiao Che çoktan evlenmek üzere…”

“Tak-tak,” kapı sesinin ardından yaşlı kâhya Xiao Hong’un sesi geldi: “Genç efendi, neredeyse gidip gelin ile tanışmanın vakti geldi.”
“Ah… Şimdiden mi?” Xiao Lingxi, Xiao Che’nin elbiselerine bir göz attı ve aniden gergin göründü: “Hong Amca biraz daha bekle ve hemen dışarı geleceğiz.”
Xiao Che’nin önüne yürüdü ve bir çift yumuşak el aceleyle düğün elbisesini iliklemeye başladı: “Bu takımın giyilmesi epey zor. Bayılmandan dolayı elbiselerin darmadağınık görünüyor sabit dur, hemen bitireceğim.”

Bir çift kar beyazı narin el aceleyle çalışmaya başladı. Yakasını düzeltti ve gevşemiş kemerini yeniden sıktı. Hareketleri düzensizdi ama ciddi bir şekilde yaptığı işe büyük itinayla yaklaşıyordu. Xiao Che sessizce ona baktı ve gözleri yavaş yavaş buğulanmaya başladı…

Bugün Xia Qingyue ile evlenecekti ama kuşkusuz biliyordu ki, Xia Qingyue onunla onu gerçekten sevdiği için evlenmiyordu. Eğer babaları için olmasaydı; o Mart, Xiao Xing ve Xia Hongyi’nin anlaşması, Xia Qingyue onun yönünde bir göz atma zahmetine bile girmezdi. Bu dünyada Xiao Che’ye nazik olan insanlar, sadece dedesi, Xiao Lie ve Küçük Halası, Xiao Lingxi idi.

Çocukluğunun ilk dönemlerinde, Xiao Lingxi aynı bir şeker parçası gibi Xiao Che’nin kuyruğundan ayrılmazdı. Nere giderse gitsin takip ederdi. Xiao Che için onu başından savması zordu.
Kaynak Damarı’nın hasarlı olduğu onaylandığı zaman, Lingxi bir gecede büyümüş gibi görünüyordu. Kırık bir Kaynak Damar’ın olmasının sonuçlarını biliyordu ve o zaman “küçük hala” olarak kimliğinin kavramını anlamıştı. Bu, onda daha güçsüz olan Xiao Che’nin hayatını korumak için Profound yöntemlerinde alıştırma diyetini başlattı.

Cang Yun Kıtası’nın yirmi dört yıllık “rüyalarından sonra, Xiao Che buradaki Xiao Lingxi ile olan zamanının paha biçilemez olduğu kadar lüks olduğunu hissetti.
Xia Qingyue karısı olmak üzere olsa da, aynı gökyüzünün soğuk ayı gibi olacaktı. Sadece görülebilen ama dokunulamayan bir şey.

Eğer Küçük Hala gibi biriyle evlenirsem, mükemmel olurdu… Bu tür düşünceler istemsizce Xiao Che ruh halinden birdenbire ortaya çıktı.

Xiao Che’yi giydirmenin karışık hareketlerini tamamladıktan sonra, Xiao Lingxi rahat bir nefes aldı. Parmak uçlarında yürüyerek, elini kaldırdı ve Xiao Che’nin saçını düzeltmeye başladı. Yüzüne hassas bir ifade kazınmış bir halde, pembe dudaklarını bir çiçeğin taç yaprakları gibi çok az ayırdı.


Olağanüstü bir hızla, Xiao Che içgüdüsel olarak kafasını eğdi ve ağzını Xiao Lingxi’nin pembe dudaklarına bastırdı…

Yorum Yap "ATG 2"