Otto Von Bismark Günceli

ATG 189 - SONSUZ AV

Eylül 07, 2016


ATG 189 - SONSUZ AV

 Cang Yue hafifçe gülümsedi ve konuştu. "Kibarlığı için Genç Efendi Fen'e teşekkür ederim. Genç Efendi Fen'in endişe etmesine gerek yok. Ancak ben Genç Efendi Fen'in bu seferki ziyaretinin nedeninden emin değilim."

Her ne kadar Cang Shuo'dan Fen Juecheng'in bu seferki ziyaretinin tek amacının kendisini görmek olduğunu duysa da Cang Yue sanki bunu hiç duymamış gibi davranmıştı.

Fen Juecheng de hafifçe gülümseyip özü sözü bir ve nazik bir şekilde konuştu. "Ben Ekselanslarının aralıksız olarak birden çok kaynak sarayı şubesinde eğitim yaptığını duydum. Juecheng sizin için endişelendi ve aynı zamanda buna derinden saygı duydu. Her ne kadar ben Ekselanslarını rüyalarımda bile birkaç kez görmek istesem de bunun Ekselanslarını ürküteceğini düşündüğüm için her zaman bunu kalbimde bastırdım. Şimdi Ekselanslarını sonunda görebildiğim için Juecheng son derece mutludur. Bu iki sene içinde Ekselansları ölümlü olan efsanevi tanrıçaların bile denk olamayacağı şekilde güzel ve zarif hale gelmiş. Juecheng'in bakış açısından Ekselansları, Mavi Rüzgar İmparatorluk Ailesinin güzelliği, hayır tüm Mavi Rüzgar İmparatorluğunun cennetin kutsadığı bir hazinesi."

Konuşurken Fen Juecheng'in hayranlığı ve karasevdası hiç saklanmadan tamamen ortaya çıkmıştı. Yine de Prenses Cang Yue bunu hiç fark etmemiş gibiydi ve yine zayıf bir gülümseme ile karşılık verdi. "Genç Efendi Fen hatalı, Cang Yue buna layık değil."

"Genç Efendi Fen'e övgüleri için kız kardeşimin yerine teşekkür ediyorum. Ayrıca kız kardeşimin imparatorluk ailemizin hazinesi olması konusuna ben de derinden inanıyorum." Cang Shuo parlayan bir gülümseme ile konuştu. Gözleri kalkarken döndü ve arkadaki görevliye işaret etti. Görevli hemen anladı ve ardından ilerledi. Daha sonra Cang Shuo'un kulağına bir şey fısıldıyormuş gibi yaptı.

"Oh?" Cang Shuo'nun gözlerinde biraz şok ortaya çıktı ardından özür diler bir şekilde Fen Juecheng ile konuştu. "Genç Efendi Fen, bu prens aniden hemen halletmesi gereken bir şey hatırladı bu yüzden izninizi istemem gerek...Kız kardeşim, Genç Efnedi Fen uzun zamandır İmparatorluk sarayını ziyaret etmedi neden Genç Efendi Fen'e sarayı gezerken eşlik etmiyorsun."

"Lütfen Cang Yue'nin kabul etmemesini bağışlayın." Cang Shuo konuşmayı bitirdiğinde Cang Yue hemen reddetti. "Bunun nedeni Cang Yue'nin istememesinden değil ama babam önemli meseleleri konuşmak için odasına gitmemi emretti. Cang Yue babasının emirlerine karşı gelmeye cüret edemez ve kardeşim ile Genç Efendi Fen'in gücenmemesini diler. Cang Yue izninizle gidiyor."

(Ç.N: Bu nasıl bir konuşma tarzı ya cidden çok tuhaf ama değiştirmekte istemiyorum.)

Konuştuktan sonra Cang Yue başıyla hafifçe selamladı ve acelesiz bir şekilde saraydan dışarı yürüdü.

Cang Shuo kaşlarını büyük ölçüde çattı yine de Juecheng sadece sakince gülümsedi. Cang Yue yanından gider gitmez o yanına döndü. "Ekselansları, Juecheng İmparatorluk Sarayına geldiğinde şans eseri bir şekilde Ekselansları 'Yanan Ruh Çiçeği' isimli garip bir bitkiyi tüm kuvvetiyle aradığını duydum. Bu bitkiyi bulup bulamadığını merak ediyorum. Eğer henüz bulamadıysa Juecheng bu Yanan Ruh Çiçeğinin nerede olduğunu biliyor."

Fen Juecheng'in gelişi Cang Yue'yi rahatsız etmişti ve ayrıca onun hızlıca ayrılmak istemesine neden olmuştu. Ancak Juecheng'in sözleri onun hızlı adımlarını anında durdururken bedeninin sertleştirdi. O hızlıca döndü ve yapabileceği en sakin sesiyle konuştu. "Genç Efendi Fen ciddi mi? Cang Yue gerçekten Yanan Ruh Çiçeğini arıyor. Eğer Genç Efendi Fen onun nerede olduğunu biliyorsa ve bana söyleme cömertliğini gösterirse Cang Yue kesinlikle sonsuza kadar minnettar olacak."

Fen Juecheng gülümsedi. "Juecheng doğal olarak Prenses Cang Yue'nin isteğini reddetmeyecek. Juechen Yanan Ruh Çiçeğinin  —— bizim Yanan Cennet Klanımızın eğitim bölgesi olan Şiddetli Gün Ateşi Bölgesinde olduğunu biliyor.

Cang Yue'nin kalbi kabarırken heyecanını bastırdı. "O zaman bu harika. Sizin onurlu klanınızın imparatorluk ailemize Yanan Ruh Çiçeğini verip veremeyeceğini sorabilir miyim? Fiyatı ya da koşulu ne olursa olsun onurlu klanınız istediği gibi söyleyebilir."

Fen Juecheng gözlerini kısarken onlar aç gözlü bir şekilde Cang Yue'nin eşsiz güzellikti, son derece asil duruşlu figürüne odaklanmıştı. O hafifçe cevapladı. "Juejheng'in bu konuda konuşma hakkı yok. Şiddetli Gün Ateşi Bölgesinde her bin yılda sadece bir kez Yanan Ruh Çiçeği yetişir. Tüm klanımız onu en değerli hazinemiz olarak görür ve bir yabancıya onu vermek imkansız bir şeydir ama...."

Fen Juecheng durdu ve ardından gelişigüzel bir şekilde gülümsedi. "Eğer Yanan Ruh Çiçeğini isteyen klanımızın iç üyesiyse gelecek Klan Liderinin kişisel isteğiyle birlikte babamın ve büyüklerin inatçı olmayacaklarını ve büyük olasılıkla bu isteği gerçekleştireceklerine inanıyorum."

Fen Juecheng'in sözleri nazik ve çekingen gelse de aslında açık bir zorlama içeriyordu. Yabancı birinin iç klan üyesi olması demek ya bir öğrenci olması yada Yanan Cennet Klanından biri ile evlenmesi demekti.

Cang Yue'nin dik göğsü yükselip alçaldı. Ancak o ardından kafasını yavaşça salladı. "Madem Yanan Ruh Çiçeği sizin onurlu klanınız için bu kadar değerli o zaman Cang Yue mantıksız bir istekte bulunmayacak. Bu bilgi için Genç Efendi Fen'e teşekkür ederim, hoşçakalın."

(Ç.N: Bir çiçek olarak o kadar ileri gitmeye gerek yok. )

Cang Yue'nin açık sözlü ve kararlı tepkisi Fen Juecheng'in beklentisinin dışındaydı. Cang Yue'nin ayrılışını izlerken ifadesi kasldı ve kaşları hafifçe battı.

"Kız kardeşimin mizacı her zamanki gibi sert." Cang Shuo, Fen Juecheng'e bakarak konuştu. Sözleri ve eylemleri bir saygı belirtisi taşıyordu.

"Öncesinden daha sert. O daha önceleri reddederken en azından ince düşünceli oluyordu ama şimdi sanki bana herhangi bir hayale kapılmamamı söylüyormuş gibi inatçıydı." Fen Juecheng kızgın bir biçimde gülerken kendiyle alay ediyormuş gibiydi.

"Genç Efendi Fen'in bu kadar kötümser olmasına gerek yok." Cang Shuo hemen teseli etti. "Genç Efendi Fen'in gücü, görünüşü ve kimliği ile birlikte Mavi Rüzgar İmparatorluğunun genç yeteneklerinden hangisi sizle kıyaslanabilir? Cang Yue hala genç bu yüzden bazı şeyleri fark edemiyor. Ben çok geçmeden onu kazanmaya çalışmanıza gerek olmadan kendisini Genç Efendi Fen'e atacağına inanıyorum." Buraya kadar konuştuktan sonra Cang Shuo biraz tereddüt etti ama ardından devam etti. "Cang Yue'nin aniden bu kadar yürekli olmasının sebebini biliyor olabilirim."

"Oh?" Fen Juecheng bakışlarını kaydırdı.

Cang Shuo devam etti. "Aldığım bilgilere göre Cang Yue sadece Yanan Ruh Çiçeği'ni değil birisini de arıyor ve bu aradığı kişi onun bizzat Yeni Ay Kaynak sarayından getirdiği biri. Onu buraya getirmeden önceki birkaç ayda onların son derece yakın olduğu rapor edildi.....Ama içiniz ferah olsun Genç Efendi Fen çünkü o kişi çoktan 5 ay önce kayboldu. O kendini abartmış ve Ölümün Çölüne girmiş o günden beri de dışarı çıkmamış. Onun kayboluşundan sonra saray hizmetçilerinden Cang Yue'nin sürekli ağladığını ve düzgünce yemediğini duydum..."

"O kişinin ismi ne!"

"Yun Che...O hala genç ve bu sene sadece 17 yaşında. Ancak doğuştan gelen yeteneği olağandışı bu yüzden ben ve Cang Lin onu kendi tarafımıza çekmeye çalışmıştık."

"Hmph!" Fen Juecheng'in kaşları sıkıca sıkılırken bedeninden şaşırtıcı derecede ağır ve nefret dolu bir aura yayıldı. "Gerçekten bu genç efendinin ilgilendiği kadına parmağını batırmak isteyen birisi var....Onun ölmesi en iyisi olur aksi halde ben onu hayatı için yalvaracağı bir sefilliğe gömerim ve bu sefillik içinde ölmek istese bile ölemez!"

Fen Juecheng'in bedeninden aniden yayılan aura Cang Shuo'nun titremesine neden oldu. Cang Shuo'nun yanındaki korumaların gözleri korku içinde titredi. Çünkü Fen Juecheng'den gelen kaynak aurası.....açıkça Yeryüzü Kaynak Alemindeydi!

————————————

Ejderha Tanrısının Test Alanı, sonsuz düzlük.

Yun Che bu yere gireli beş ay geçmişti.

Yukarıda küçük bir dere sesi vardı. Bu derenin suyu dibi görülebilecek kadar temizdi. Derenin temiz suyunun içinde farklı türde küçük balıklar neşeyle hareket ediyordu.

(Ç.N: Ne oluyor lan :D )

Yun Che, Chu Yuechan'ı derenin yanındaki çimenlere yatırmış ardından derenin kenarına çömelmişti. Derenin ortasında yüzen balıkları izlerken gülerek konuştu. "Küçük Peri yine balık çorbası içebiliriz....Hmm, bugünkü balık çorbası nasıl olmalı?"

Sesi iner inmez Yun Che'nin sol eli yıldırım gibi suyun yüzeyine girdi ve neredeyse bir adım uzunluğunda büyük bir balık yakaladı. Ve o anda sağ tarafındaki bir nehir kayası yıkıldı ve boyutu Yun Che'nin yarısı kadar olan dev bir yengeç aniden fırladı. Simsiyah devasa yengecin kıskaçları açıldı ve şiddetle Yun Che'nin boynuna doğru saldırdı. Soğukça parlayan bu yengecin kıskaçları bir insanın boynu söyle dursun demiri bile anında kesebilirdi.

Yun Che çimlerin üstüne ellerindeki balığı attı. Elini bile kaldırmadan sağ eli yıldırım gibi uzandı ve yengecin kıskacının kenarından yakaladı. O zorla yengecin kıskacını kaptı ve onu bir nehir kayasına fırlattı. 

Yun Che'nin kol gücü sadece korkutucu değildi. Bir patlama sesiyle nehir kayası parçalandı ve dev yengeç bilincini kaybetti. Bu ses arı yuvasını uyarmak gibiydi. Aynı anda onlarca dev yengeç çıktı. Onların devasa kıskaçları giyotin şeklinde açılırken sğuk bir parlaklıkla saldırdılar. Yun Che yıldırım kadar hızlı bir şekilde Ejderha Kusurunu çıkardı. Bedenini bir kez kaydırdı ve üç tane ayırt edilmesi olanaksız hayali silüet 3 farklı konumda belirdi. 4 tonluk Ejderha Kusuru büyük bir tüy kadar hafifti. Birkaç nefes zamanı içinde bir düzine kadar saldırı yapıldı ve her saldırı şiddetli bir şekilde devasa yengeçlerin sırtına isabet etti.

Ölüm Saçan Kral Yengeç 2. Seviye Ruhsal Kaynak Aleminde olan, iki korkucuyu kıskacı ve kıyaslamayacak kadar sert bir kabuğu olan tehlikeli bir kaynak canavarıydı. Sıradan Ruhsal Kaynak uygulayıcılarının bile onu yaralaması zordu. Ancak Yun Che'nin ağır darbelerinin altında artarda 13 ardışık ses geldi ve 13 Ölüm Saçan Kral Yengecin sırtı tamamen yarılarak açılırken çıldırmış bir kaynak gücü hemen onların hayat damarlarına girip onları yok etti.

Bileğini fiskelemesiyle birlikte ejderha Kusuru Yun CHe'nin sırtına geri döndü. Ejderha Kusurunun ağırlığına tamamen adapte olmak için Yıldız Tanrısının Kırık Gölgesini ikinci aşamaya kadar geliştirdikten sonra sürekli olarak onu sırtında taşımıştı.

"Seksen üç bin dokuz yüz kırt yedi." 13 Ölüm Saçan Kral Yengeci öldürdükten sonra Yun Che'nin zihnindeki sayılar tazelendi. Ayakları gökyüzüne doğru bakan ölü yengeçlerin doldurduğu yere baktıktan sonra Yun Che çenesine dokundu ve mırıldandı. "Merak ediyorum da bu devasa yengeçleri çorbaya koyabilir miyim...."

(Ç.N: Merak ettiğin şey bu olsun :D )

Yun Che sonunda bu cazip düşünceden vazgeçti ve elindeki balıkla birlikte Chu Yuechan'ın yanına döndü. Ardından bir çanak ayarladı ve ateşte kaynamadan önce derenin suyuyla birlikte balığı içine koydu....Eğer İlahi bir canavar olan Anka Kuşu, Yun Che'nin anka ateşini çoğunlukla kanını aldıktan sonra yemek yapmak için kullandığını bilseydi Yun Che'yi yanarak erimiş bir şeye dönüştürecek kadar sinirli olup olmayacağı bilinmiyordu.

Ateş yükseldiğinde kısa süre sonra belayı peşinde getirdi. Ayağının altındaki çimli alan anormal bir şekilde kaydı. Yeraltındaki şeyin yüzeye çıkmasını beklemeden Yun Che aniden elini yere soktu ve saldırmak üzere olan Ruhsal Kaynak Zırh Kaplamalı Toprak Solucanını zorla kavradı. Sıkı bir ilmik haline gelene kadar ona iki üç kere ona vurduktan sonra onu uzağa fırlattı... Bu Ruhsal Kaynak Zırh Kaplamalı Toprak Solucanının sadece düşük seviyeli bir Ruhsal Kaynak Canavarı olması üzücüydü. Her ne kadar bedeni kaliteli bir çelik kadar sert olsa da Yun Che'nin ellerinde onun sıradan bir kenevir halattan farkı yoktu. Yun Che'nin kaynak gücü düşük olsa da kol gücü yüksek seviyeli Ruhsal Kaynak uygulayıcılarının bile denk olamayacağı kadar güçlüydü.

Sıkı bir ilmik haline gelen Ruhsal Kaynak Zırh Kaplamalı Toprak Solucanını yerde düzensizce titredi. Ama çok fazla kan kaybettiğinden artık hareket edemiyordu. 

"Seksen üç bin dokuz yüz kırk sekiz." Yun Che alçak bir sesle konuştu. O saymayı bitirdikten hemen sonra kolu aniden sallandı ve Anka alevi inişe geçmek üzere olan 2 Şiddetli Fırtına Şahinine doğru atılarak patladıktan sonra onları düşürdü.

(Ç.N: Adam ezberlemiş artık ne olacağını :D )

Beş aylık kapsamlı ustalıktan sonra Anka Kırığını kullanmak için artık ağır kılıcına ihtiyacı yoktu ve kolunu sallayarak onu kullanabiliyordu çünkü kolu bile bir ağır kılıç olarak sayılabilirdi.

Anka alevlerinin kavurucu sıcaklığıyla birlikte daha altmış nefes zamanı geçmeden balık çorbası hazır oldu.

Balık çorbasını kepçe ile boşalttıktan sonra Yun Che onu soğuk tutmak için dikkatlice üfledi ve Küçük Peri'nin yanına gitti. Onun üst bedenini destekleyerek küçük kaseyi onun dudaklarına kaldırdı. "Burada, bu artık sıcak değil."

(Ç.N: aaa de bakayım :D )

Chu Yuechan'ın güzel gözleri açıldı ve yumuşak dudakları ayrıldı. Sahip olduğu ufak gücü kullanarak hafifçe yudumladı ve balık çorbasını içti. İlk yudumu içtikten sonra yukarıdan tüyler ürpertici bir haykırış geldi. Altı tane son derece uzun kuyruklu yeşil canavarca büyük kuş 6 farklı yönden Yun Che'ye doğru inişe geçti.

Yun Che kafasını kaldırmadan sol elini yukarı doğru salladı ve Ejderha Kusurunu parmaklarının arasında yakaladı. Altı Tazelik Büyük Kuşun konumuna kilitlendikten sonra Yun Che iki nefes zamanı içinde Ejderha Kusurunu 6 kere savurdu. Üçüncü nefeste çoktan Ejderha Kusurunu çekip sırtındaki yerine koymuştu.

Scree Scree Scree Scree…

Düzensiz Anka haykırışlarının arasında altı Anka Kırığı gökyüzüne yükseldi ve saldırılarının ortasındaki Tazelik Büyük Kuşlara çarpıp teker teker onların üzerinde patladı. Bu süreç boyunca küçük kasedeki tek bir damla balık çorbası dökülmedi. Chu Yuechan da hiç ürkmedi ve karlı dudakları asla küçük kaseden ayrılmadı. Altı büyük kuşun hepsi düştükten sonra küçük kasedeki balık çorbasının yarısı çoktan içilmişti. 

Onlar bu tür durumlarla son 5 aydır her gün karşılaştıklarından o buna uzun süre önce alışmıştı ve Yun Che'nin onları mükemmel bir şekilde yeneceğine emindi.

Bu beş aylık dönemde onlar hemen hemen her an her türlü kaynak canavarının saldırılarının hedefi haline gelmişlerdi. Onların arasındaki aralık değişse de bu saldırılar asla durmamıştı. İlkel Gök Mavisi Ejderhanın söylediği 'asla seslice uyuyamayacaksınız ve huzurlu şekilde yiyemeyeceksiniz' sözü biraz bile abartılı yada onları korkutmak için söylenen bir söz değildi. 

Bu aşamanın zorluğu ilk aşamanınkinden en az on kat daha zordu. Korkunç olan şey kaynak canavarlarının seviyesinin çok yüksek oluşu yada şok edici sayıları değildi. Bunun yerine aralıksız saldırılarıydı! Onlar yerden, yerin altından, suyun içinden, gökyüzünden geliyorlardı ve herhangi bir kaynak canavarı herhangi bir zaman saldırabiliyordu. Eğer birisi bir an bile zihnini rahatlatırsa hayatını kaybetmesi mümkündü. Bu tür bir durumda iki gün boyunca direnmek belki de olasıydı. 3 yada 4 gün bile dayanılabilirdi ama bu süreç sürekli uzadığında birisinin bedeni buna dayansa bile zihninin çökmesi olasıydı....Eğer Yun Che'den daha güçlü bir kaynak gücüne sahip başka birisi bu durumda olsaydı hala devam etmesi neredeyse imkansızdı.

Yine de Yun Che için bu aşamanın zorluk seviyesi ilk aşamadan çok yüksek değildi.

Çünkü geçmiş hayatında o açık olarak avlanmıştı. Bu sonsuz ovadaki kaynak canavarları tarafından avlanmak hiç şüphesiz dehşet vericiydi ama geçmiş hayatında o en üst düzey tarikatlar, klanlar ve en güçlü uzmanlar tarafından avlanmıştı! Ayrıca bu avlanma süresi tam olarak 7 yıldı. Bu 7 yıl içinde onun tetikdeliği, algılama yeteneği, tepki hızı ve karşı saldırı hızı son derece korkutucu bir seviyeye ulaşmıştı. 

Yeniden doğduktan sonra bu yeteneklerin su üstüne çıkacak şansı olmamıştı. Ama bu sonsuz düzlükte sayısız miktarda kaynak canavarı tarafından avlanırken bu yetenekler bir kez daha uyanmışlardı.

-------ÇEVİRMEN NOTU----------

Uzun zamandır bu kadar uzun bölüm okumadınız dimi ATG'de :D  


Yun Che 2. aşamadan ne kadar sürede çıkacak? Jasmine neler diyecek? Yun Che 5 aylık süre içinde güçlendi mi? Merak mı ediyorsunuz? O zaman sonraki bölüme tıklayın okuyun ve öğrenin...

Yorum Yap "ATG 189 - SONSUZ AV"