Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 182 - ANKA KIRIĞI

Eylül 06, 2016


ATG 182 - ANKA KIRIĞI

Yıldız Kavurucu İblis Nilüferi yavaşça sönerken iki yüzden fazla Taş Ejderha Savaşçısı silahlarıyla birlikte kömürleşmişti. Bölgeye huzur sadece Yun Che'nin şiddetle nefes alış ve kan ve terin düşerken oluşturduğu "damla" sesi duyulabildiğinde yeniden gelmişti.

Bir "boom" sesiyle birlikte ağır kılıç yere düştü. Büyük bir çabayla birlikte Yun Che sırtını doğrultarak Küçük Peri'nin omzuna yaslanmasını sağladı. "İyi misin? Yaralandın mı?"

Küçük Peri yarasızdı. Yaralanma söyle dursun bu yaratıklar ona dokunamamışlardı bile. Yun Che'nin soluk yüzüne bakınca o Yun Che onu korumasaydı bu şekilde yaralanmayacağını ve iki yüzden fazla Taş Ejderha Savaşçısının onu bu kadar köşeye sıkıştıramayacağını açıkça biliyordu.

"El....lerin...." Küçük Peri zorlukla mırıldandı.

Yun Che'nin sol elinde dayanılmayacak bir acı vardı. Her ne kadar zar zor Küçük Peri'yi kucaklayabiliyor olsa da ağır kılıcını kullanması çoktan imkansızdı. Yun Che kafasını salladı ve çabasızca güldü. "Ben iyiyim. Onların bıçakları taştan yapılmıştı ve körelmişlerdi. Ben sadece yüzeysel yaralanmalar aldım.

"Bırak beni....yoksa.....öleceksin!" Küçük Peri'nin sesi soğuk ve zayıftı. Her ne kadar bedeni sakatlanmış ve aurası zayıf olsa da beş duyusu iyiydi. Üç kılıcın kemiği kesme sesi demin kulağına gelmişti bu yüzden nasıl bunu anlayamayabilirdi?

Orta Seviye Kaynak Yenileme Hapını ağzına attıktan sonra biraz merhem çıkardı ve sol kolundaki yaraya sürdü. Buda'nın Büyük Yolu'nun bedenini güçlendirmesi olmasaydı sol kolu kesinlikle dilimlenecekti. Küçük Peri'nin söylediğini duyunca Yun Che kafasını salladı. "Ölmediğim sürece seni asla terk etmeyeceğim. Kendini bir yük olarak düşünme. Bu durumda seni koruma isteğim hareket etmem için en büyük motivasyonum. Ayrıca biz bunları çoktan geçmedik mi? Bu testin ilk aşamasını biz çoktan...."

Yun Che sözünü bitiremeden parlak bir sarı ışık parladı ve....öncekinden daha büyük olan büyük bir Taş Ejderha Savaşçısı dalgası ortaya çıktı.

Ejderha Tanrısının Testinin ilk aşamasının dokuzuncu dalgası.....512 Taş Ejderha Savaşçısı!!!

Yun Che'nin sesi sanki başka bir kelime söyleyemiyormuş gibi durdu. Elini aşağıya doğrulttu ve yere saplanmış olan ağır kılıcının kabzasından tutarak çekti.

Görüş alanının içinde öncekinin iki katı kadar Taş Ejderha Savaşçısı vardı ve önceki eski 8 dalgada gelen Taş Ejderha Savaşçıların toplamından daha fazlaydı....Eğer bu bir yanılsama değilse o zaman kesinlikle bir kabustu. Gerçek ve iyi bir kabus!!

Bu Taş Ejderha Savaşçılarının arasında öndekiler palalar, kılıçlar ve mızraklar kullanırken arkada bulunanlar artık meteor çekiçleri kullanmıyorlardı. Onların ellerinde açıkça büyük uzun yaylar vardı.

Taş Ejderha Okcular!

Yaylar ve oklar daha uzağa atılabilirdi ve meteor çekiçlerinden daha büyük tehdit oluşturuyordu! 

"Küçük Peri....şimdi bana....adını söyleyebilir misin?" Yun Che, Küçük Peri'yi kucaklayıp ağır kılıcı ile kendini destekleyerek doğrulurken ve Taş Ejderha Savaşçılarının yakınlaşmalarını izlerken sordu.

Çevredeki sesler Küçük Peri'ye şu an olumsuz bir durumda olduklarını haber vermişti. O kaç yıl geçtiğini çoktan unutmuştu ama bırakın bir küçüğü bir yabancıya bile ismini asla söylememişti. Ama bu anda Yun Che'nin sesini duyduğunda ne olursa olsun onu reddedecek gücü bulamadı. Yeri titreten adım seslerinin arasında onun zayıf sesi yavaşça yayıldı.

“Chu….. Yue….. Chan…..”

"Chu Yuechan...." Yun Che usulca tekrarladı. Ardından gülümsemeye başladı. "Chu  —— Hayat dolu ve hareketli. Yue  —— Gökyüzündeki güzel ve parlak ay. Chan —— Ayda yaşayan ve insanın yüreğine dokunan güzel ve hoş kadın. Bu dünyada sana daha çok uyan bir isim yok. Ben sana her zaman Küçük Peri diyordum ve seni hiç yanlış çağırmıyormuşum....Bu yüzden gelecekte sana Küçük Peri demeye devam edeceğim."

Chu Yuechan: “…”

"Şimdi iş bu noktaya geldiğinden ben bunun bir testmi yoksa tamamen geçilmez bir tuzakmı olduğunu söyleyemiyorum." Yun che ağır kılıcını kaldırdı ve onlardan 15 metre uzaktan onlara doğru yaklaşan Taş Ejderha Savaşçılara doğrulttu."Ama ben yada sen fark etmez biz burada boş yere ölmeyeceğiz....Ben ölmeyeceğim ve senin de ölmene izin vermeyeceğim...Bu yüzden senin bana güç vermek için gücünü kullanman gerek."


Yüksek sesli bir kükremeyle birlikte Yun Che'nin aurası bir anlığına çıldırdı ve vücudundaki kan kaynarken gözlerindeki kana susamışlık son derece arttı. Onun maneviyatı, irade gücü, inancı ve ruhu alevlenmiş gibiydi. Bu iki hayatı boyunca içinde olduğu imkansız durumların sayısı oldukça fazlaydı. Ama şu an içinde gözleri önündeki erkekleri umutsuzluğa düşürecek olan durum onun kalbini hızla attırıyordu..... Ama bu hızlı atışın tüm nedeni Küçük Peri'ydi. 

Sayısız heyecan verici çıkmazla karşılaştıktan sonra ruhunda bir tür sapkın coşku ortaya çıkmıştı. 


(Dn: Yun che zarakiye dönüştü sayın okurlarımız :D tek eksiği savaş manyağı kenpachi teknikleriydi onuda kendiliğinden öğrendi ) bence power up un en dehşeti savaş tutkusu :) )

Yun Che alçak sesle homurdandı ve 'Yıldız Kavurucu İblis Nilüferini' kullandıktan sonra orijinalde tükenmiş olan bedeninde yeniden bilinmeyen bir yerden gelen çıldırmış enerji üretildi. O geri çekilmedi bunun yerine Küçük Peri'ye daha sıkı sarıldı ve Taş Ejderha Savaşçılarının büyük kalabalığına doğru koştu.

Bang!!

Tek saldırıda 4 Taş Ejderha Savaşçısı uçuruldu.

Boom!!

Başka bir vuruşta 5 tane daha Taş Ejderha Savaşçısı 10 parçaya bölündü ve hatta arka taraftaki Taş Ejderha Savaşçılarının bir bölümü devrildi.

Açıkça yorgun olması gereken Yun Che şu anda kılıcını öncekinden daha hızlı kullanıyordu ve gücü daha da vahşileşmişti. Ağır kılıcı Ölüm Tanrısının Tırpanı gibi durmadan dönerken çok sayıda Taş Ejderha Savaşçısını çılgınca biçiyordu.

Gökyüzü Zehir Sedefinin içindeki Jasmine bir şok patlaması hissetti. O Yun Che'nin bedeninin durumunu en iyi bilen kişiydi. Biraz önce ağır kılıcını bile adam gibi tutamayan biri nasıl aniden öncekinden çok daha üstün bir güç kullanabilirdi. Kaşlarını kaldırdı ve Yun Che'nin şu an ki durumunu dikkatlice inceledi. Küçük yüzünde bir şok ortaya çıktı ve bu şok dışarı doğru genişledi.

Bu enerji dalgası aslında onun irade gücünden ve canlılığından zorla sıkılarak çıkıyordu!!

Jasmine onun yaşam gücünden bu gücü nasıl çıkardığını bilmiyordu. Jasmine bunu başarmak için ne kadar güçlü bir irade ve azimin gerektiğini bilmiyordu ama bunun sonuçlarının benzersiz bir şekilde ciddi olacağını biliyordu....Çünkü Yun Che'nin şu anki eylemleri açıkça çılgınca hayatını kullanıyordu!! Bu eylemin en doğrudan sonucu yaşam süresinin büyük ölçüde düşecek olmasıydı ve bu günden sonra ağır şekilde hasta olacaktı ve eğer şanslıysa bir ay kadar yataktan kalkamayacak kadar güçsüz olacaktı. Ama eğer şanssızsa tüm beden fonksiyonları ve organları çökecek ve asla düzelmeyecekti.
Şu anki Yun Che koyun sürüsüne dalan öfkeli bir aslan gibiydi. Nereye gitse arkasında fazlasıyla ceset yığını bırakıyordu.

Gökyüzü delme sesleri ile doldu ve büyük alanlı bir ok yağmuru gökyüzünden aşağı düştü.

Swoosh…..

Yun Che'nin sağ kolu üç ok tarafından vuruldu.

Swoosh swoosh swoosh……..

Yun Che'nin sırtı da üç ok tarafından vuruldu ve onların arasında bir tanesi tehlikeli bir şekilde kritik bir noktaya geldi.

Bu imkansız noktaya ulaştığından ve beş yüzden fazla Taş Ejderha Savaşçısı ile karşı karşıya kaldığından Yun Che en doğru ve aynı zamanda en çılgınca kararı vererek saldırıya konsantre oldu ve savunmasını sadece Küçük Peri'ye odakladı. Çünkü daha hızlı öldürdükçe oluşan baskı azalacaktı. Düşmanların arasında dolaşırken Yun Che çılgınca onları doğradı ve düşmüş yaprakların içindeki bir kasırga gibi Taş Ejderha Savaşçıları temizledi. Kükreme, çarpışma ve patlama sesleri kulak deliciydi ama yine de asla ortadan kalmamışlardı.

İki dakika geçmeden önce Yun Che çoktan 12 ok tarafından vurulmuş, on iki mızrak tarafından delinmiş ve omzu, göğsü ve sırtı dokuz kılıç ve on üç bıçak tarafından kesilmişti. Daha çok yara açıldıkça ve onun bu şiddetli eylemleri devam ettikçe bu yaralar sadece kanamıyorlardı onlar aralıksız olarak kan fışkırtıyorlardı. Korkunç bir şekilde gömleği kan tarafından tamamen kırmızıya boyanmıştı. 

Yun Che için en büyük tehdit hiç şüphesiz arkadaki Taş Ejderha Okçulardı. Yun Che'nin bedenindeki yaraların çoğunluğu ölümcül noktaları hedefleyen oklardan kaçmaya çalışırken olmuştu. Ancak katman katman Taş Ejderha Savaşçısı olduğundan okçulara ulaşmak imkansızdı. Tüm kaynak yetenekleri içinde en uzağa saldırabilen Gökyüzü Kurdu Kesişiydi....Ama Gökyüzü Kurdu Kesişinin tüketimi çok fazlaydı. Eğer o gerçekten bunu kullanırsa her şeyini tamamen kullanmış olacaktı.

Onun bu Taş Ejderha Okçuları imha etmesi gerekiyordu. Eğer yapmazsa ve bu şekilde yaralanmaya devam ederse buradaki Taş Ejderha Savaşçıların hepsini öldüremeden önce ölecekti.

Dış taraftaki Taş Ejderha Savaşçılara bakışlarını sabitleyen Yun Che'nin bakışları büyüdü ve ciddileşti. Bedeninin yüzeyinde bir ateş halkası yükselmeye ve yanmaya başladı. Aniden gözleri parladı ve bedenindeki alevlerin hepsi ağır kılıcına doğru ilerledi. Bunun ardından ağır kılıcını savurdu ve ateş savruldu.

Scree~~

Bunun ardından yankılanan bir anka haykırışı duyuldu ve devasa yalan bir anka kuşu Yun Che'nin ağır kılıcından uçtu. Taş Ejderha Savaşçılarının kadavralarından geçti ve 65 metre ilerideki Taş Ejderha Okçularının ortasına düştü ve ardından patlayarak bir düzine kadar Taş Ejderha Okçusunu patlatarak havaya uçurdu ve onların bedenlerini havada toz haline getirdi.

"O.....Anka'nın Dünya Şiiri'nin kalan formülü ile Hapishane Tanrısı Sirius'un Büyük Kitabının temel formülü ile birleştirerek.....ağır kılıç ve anka ateşinin birleştiği bir kaynak yeteneği oluşturdu!!" Jasmine, Gökyüzü Zehir Sedefinin içinde şaşkınlık içinde konuştu ardından mırıldandı. "İki ilahi sanatı birleştirmek aslında normal insanların hayatları boyunca asla yapamayacakları bir şey ve bunu böyle neredeyse imkansız bir durumda yapmak ve ilk denemede başarmak....Onun ne kadar korkunç bir algılama gücü var!!"

Bu Yun Che'nin kendi yaptığı ilk kaynak yeteneğiydi. Bir düzine kadar Taş Ejderha Okçusunun patladığını izlerken bu kaynak yeteneğinin adını yavaşça mırıldandı...

"Anka Kırığı!"

Anka Kırığı büyük alanlı bir yakma saldırısıydı ve bu yönden Yıldız Kavurucu İblis Nilüferinden farklı değildi. Her ne kadar alan daha küçük olsa da uzaktan yapılabiliyordu ve tüketimi daha azdı. Yun Che'nin ağzının köşeleri kalktı. Bilinmeyen bir yerden bir enerji dalgası geldi ve bedenini yeniden canlandırdı ve kullandığı ağır kılıcı tutuşturdu. O bir kez daha alçak sesli bir haykırış atan yanan anka kuşunu savurdu. Bu yanan anka kuşları Taş Ejderha Savaşçılarının bedenlerine yaklaştı ve onları uçurarak orijinalde çok sayıda olmayan Taş Ejderha Okçuları birbiri ardına yok etti. 

Bedenindeki yaralar giderek ciddileşirken bedeninin dışına çıkan kan farkında olmadan toplan kanının üçte biri olmuştu. Elbiseleri tamamen boyanmıştı ve Küçük Peri'nin elbiselilerinin büyük kısmı da kırmızıya boyanmıştı ve Yun Che bedeni bu halde olmasına rağmen hiç acı hissetmiyormuş gibiydi.

O hayatını kullanırken limitlerini de genişletmişti.....Onun limitinin şu an ne olduğunu....belki de o bile bilmiyordu.

-------ÇEVİRMEN NOTU-------

Bu bölümde bitti. Sırada diğerlerine başlamak var. Bu hafta kaç atg gelecek bakalım :D 10 tane gelirse haftaya 10 tane csg var haberiniz olsun iddia'ya girdik :D  

Yun Che şimdi ne yapacak? Kaç dalga daha gelecek? Diğer dalga gelirse nasıl gelenlerin farkları neler olacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin :D


Yorum Yap "ATG 182 - ANKA KIRIĞI"