Otto Von Bismark Günceli

ATG 176 - KISIR BİR SAVAŞ

Eylül 06, 2016


ATG 176 - KISIR BİR SAVAŞ

Erkek Ejderha'nın sesi derin bir nefret ve öldürme niyeti barındırıyordu sanki onun için insanlar aynı dünyayı paylaşmak istemediği düşmanlar gibiydi. Açıkça onlarla uzlaşmak ve ardından ayrılmak tamamen imkansızdı.

"Acele et ve git....ne kadar uzağa gidersen o kadar iyi olur!"

İki Sel Ejderhasından yayılan güçlü aura Küçük Peri'nin büyük bir tehlike hissetmesine neden oldu. O aniden ellerini dışarı doru itip ileri doğru kabaran buz gibi enerji akımı getirdi, ve Yun Che'yi uzağa itti. Aynı zamanda tüm bedeni buz gibi ileri doğru süzülürken erkek ve kadın ejderha çiftine saldırdı.

"Küçük Peri——"

Küçük Peri'nin itme gücü Yun Che'nin karşı koyamayacağı bir şeydi. Onun bağırışının ortasında o iki Sel Ejderhasının saldırı alanından aynı anda kaçarak sonunda yere düşmeden önce 5 kilometreden daha fazla itildi. Onun daha önce bulunduğu konumdan tamimiyle dünya sallayıcı gürültü sesleri duyulabiliyordu.

İki devasa büyüklükte ki Sel Ejderhası aşağılarında ki dünyayı sallıyorlardı. Onların devasa büyüklükteki bedenleri ile karşılaştırıldığında Küçük Peri'nin sadece sevimli, küçük, karlı figürü gözüküyordu. Küçük Peri onların arasında bir karlı kelebek gibi fırlıyordu.

İki Sel Ejderhası kabaca aynı boyuttaydı. Onlar dışarıdan benzer gözüküyorlardı ama birisi dişi diğeri erkekti. Onlar karı ve koca gibi görünüyorlardı. Onlar devasa ağızlarını aynı anda açarak ileri doğru şiddetli bir hortum dalgaları püskürttüler. Bu şiddetli hortumlar orijinalde sadece birkaç metre genişliğindeydi ama dönme sürecinde onlar hızlıca büyüdü. Göz açıp kapayıncaya kadar onlar çoktan birkaç yüz metre uzunluğuna ulaşmıştı. Biri öndeki diğeri arkada ki bu devasa hortumların girdapları kıyaslanamayacak kadar korkunç bir yırtma kuvveti taşırken Küçük Peri'ye doğru süpürüldüler.

Yun Che kafasını kaldırdığında gördüğü sahne buydu. Onun gözleri anında genişledi ve hatta sanki kalbi durmuş gibi hissetti....Kıyaslandığında Küçük Peri'nin gökyüzünü tamamen kaplayan bu iki hortumun içinde ki hassas bedeni önemsiz, küçük, ince bir yaprak gibi gözüküyordu. 

Yun Che biraz yukarı yükseldi ve ardından bedeni dönmeye başladı. Onun dönme hızı çok yavaştı sanki zarif ve nazik bir kelebek dans ediyor gibiydi. Ama bu güzel ve hayali dönüş Sel Ejderhalarının yarattıklarından zayıf olmayan devasa bir hortum oluşturdu....ve dahası bu bir kemik dondurucu kar fırtınasıydı.

(Ç.N: Demin hortum şimdi fırtına oldu takılmayın bunlara ben alıştım sizde alışırsınız :D )

BOOM!!!

Gürleyen ses gökyüzünden patlayarak dünyayı sarsmış gibiydi.

Bu üç fırtına havada çarpıştı ve alan anında şiddetle titremeye başladı. Göz açıp kapayıncaya kadar aşağıdaki tepeler fırtınalar tarafından yontuldu ve düz zemine dönüştürüldü. Yüzyıllardır hatta milyonlarca yıldır kökleşmiş bazı antik ağaçlar yükseldi ve havaya fırlatılarak hayal edilemeyecek mesafelere gönderildi. Yerden kalkan büyük miktardaki sarı toprak tüm gökyüzünü kapladı ve güneşi engelledi. 5 kilometre uzaktaki Yun Che bile aniden püsküren hava akımı nedeniyle yere düştü. Sadece büyük bir kayanın köşesine sıkıca tutunduktan sonra uçurulmaktan kurtulabildi.

Fırtınaların arasında ki çarpışma uzun süre kaybolmadan ve gücü azalmadan kalan korkunç bir kaotik enerji akımı oluşturdu. Fırtınanın en dışında kalan Yun Che için nefes almak bile neredeyse imkansız hale gelmişti. Yine de Küçük Peri bu fırtınanın tam merkezindeydi...Yun Che zorlukla kafasını kaldırdı ve fırtınanın gücüne direnerek havada ki Küçük Peri'ye baktı. Onun zarif figürü hala yavaşça dönüyordu ve onun pozisyonu biraz bile sabit değildi. Sel Ejderhaları tarafından oluşturulan iki fırtına onun kaynak enerji fırtınasından altmış metreden daha uzakta sıkıca duruyorlardı ve onun bedenine dokunamıyorlardı. Bunun yerine onlar yavaşça Küçük Peri'den uzaklaşıyorlardı.

(Ç.N: Bastır Küçük Peri :D )

Başka bir deyişle Gökyüzü Kaynak Aleminin zirvesinde olan bir Sel Ejderhası çiftine karşı karşıya olmasına rağmen o aslında en ufak bir dezavantaja sahip değildi!

Yun Che büyük ölçüde rahatladı. O anda o aniden doğrudan üzerinde kaotik hava akımı tarafından yüksek hızla uçurularak gönderilen siyah bir bulanıklık gördü. Bu siyah figür Yun Che'nin göz bebeklerinin biraz daralmasına neden oldu...

Şiddetli Fırtına Şahini!!!

Üç saat tüm hızıyla uçan Şiddetli Fırtına Şahini çoktan tüm enerjisini kullanmıştı. Şimdi de bu fırtınanın gücünden zarar görmüş ve çoktan bilincini kaybetmişti. Yun Che bunu düşünmemişti. O havada yükseğe atladı ve şahinin pençelerinden birisini tuttu ardından kaynak enerjisini gevşetti ve sırtındaki ağır kılıcın ağırlığına güvenerek yüksek hızda alçaldı. O kaotik hava akımını engelleyebilecek kadar büyük bir devasa bir kayanın arkasına indi.

Şiddetli Fırtına Şahininin çoktan öldüğü mü yoksa sadece bilincini mi kaybettiği kesin değildi. Yun Che tarafından yere indirilmesinin üzerine o hala tamamen hareketsiz kalmıştı. Yun Che onu bir tekmeyle devirdi ardından bir bakışla sağ pençe de hafif bir bakır ışığı ile parlayan bir nesne gördü.

"Yani gerçekten onu taşıyordun!"

Yun Che anında aşırı sevinçli oldu ve hızlıca onu şahinin pençesinden aldı. Her ne kadar o bu kadar uzun süreli uçuş sırasında bir çok manevraya maruz kalsa da kolye hala tamamen hasarsız şekildeydi. Onun ipi bilinmeyen bir materyalden yapılmıştı o ipek-pamuk karışımı kadar yumuşak ve nazikti ama yine de tamamen hasarsız kalmıştı.

Yun Che dikkatlice kolyeyi açtı ve içindeki küçük merceğe baktı. Sadece küçük merceğin tamamen bozulmamış olduğunu kontrol ettikten sonra sonunda tamamen rahatlayabildi. Ve ardından bir kez daha kolyeyi boynuna taktı.

"Sen sonunda buraya gelmene neden olan şeyi buldun. Neden acele edip buradan gitmiyorsun? Sen burada kalıp ölmeyi mi bekleyeceksin?" Jasmine oldukça telaş içinde konuştu.

"Yapamam! Küçük Peri hala bu ki Sel Ejderi ile savaşıyor. Ben nasıl gidebilirim!" Yun Che kafasını dışarı uzattı ve devasa kayanın üzerinden Küçük Peri'nin olduğu yeri gözetlerken kararlı bir ses tonuyla konuştu.

"Aptallık! Bu savaşın seviyesi senin karışamayacağın yükseklikte! O kazansın yada kaybetsin, o ölsün yada ölmesin, bu savaş senin karışamayacağın bir şey!  Kendini tehlikeye atmak dışında nasıl ona yardım edebilirsin?"

Yun Che dişlerini gıcırdattı ve konuştu. "Ona yardım edemeyeceğimi biliyorum ama iki Sel Ejderhasını ona sadece benim yüzümden saldırıyor. Eğer ben onun tehlikeye düşmesine izin verir ve ardından kendi başıma kaçarsam hayatımın geri kalanı boyunca kendimi küçük görürüm. Buna ek olarak burası tam olarak Ölümün Çölünün merkezi. Çevresi Yeryüzü Kaynak Canavarları ile hatta Gökyüzü Kaynak Canavarları ile dolu. Benim karşılaşabileceğim herhangi bir canavar benim için neredeyse ölümcül olur. Ben nereye kaçabilirim?"

Jasmine, Yun Che'nin sözlerini çürütecek bir şey bulamadı.

Fırtınalar 7 dakika boyunca sürdü ardından sonunda dağıldılar. Erkek ejderha'nın sesi gökyüzünde yüksekten geldi. "Yani bu aslında İmparator Kaynak Alemine yarım adım atmış bir insanmış. Senin boşuna buraya gelmeye cüret edip Ejderha Tanrısının hazinesine el uzatmayı denemene şaşmamalı. Ama madem sen buraya geldin buradan bir daha ayrılmayı düşünme bile!"

Küçük Peri buz gibi sesle konuştu. "Ben buradan sadece bir kaza nedeniyle geçiyordum. Benim ne Ejderha Tanrısının hazinesi ile ilgili bir fikrim var ne de sizi gücendirmeyi düşündüm."

Dişi ejderhanın sesi patlayıcı bir öfkeyle yankılandı. "Sessizlik! Siz insanların hepsi aşağılık ve adi yaratıklarsınız! Geçmişte biz ikimizin biraz merhametli olması nedeniyle bir insanı bağışladık ama 3 ay sonra o insan birkaç düzine insan ile birlikte geri geldi....ve hatta bizim tek çocuğumuzu öldürdü!! Biz aynı hatayı kesinlikle tekrar yapmayacağız.... İnsan, geber!!!"

Sel Ejderhalarının güçleri rüzgar öznitelikliydi. Onlar güçlerini serbest bıraktığında çevredeki rüzgarlar ve bulutlar dalgalanmaya başlıyordu. Kum ve taşlar her yere uçuyordu ve huşu uyandıran momentum Ölümün Çölünün tüm çekirdek bölgesinin hafifçe titremesine neden oluyordu. Çekirdek bölgeye yakın olup uyuyan yada dinlenen tüm Kaynak Canavarları uyanıklaşmaya ve terör içinde kaçışmaya başladı. Onlar güvende hissettikleri bir bölgeye ulaştıklarında bile feryat atmaya cüret edemiyorlardı. Onlar yüksek sesle nefes almaya bile cüret edemiyordu. Durmadan titreyerek gökyüzünde uzakta devasa ejderha gölgelerini gördükleri yere bakıyorlardı.

"Donmuş Bulut Etki Alanı!"

Küçük Peri'nin zarif bağırmasıyla birlikte çevresinde ki bin metrelik alan aniden buz mavisi renkli bir bölgeye dönüştü. Bu devasa buz mavisi alanın içinde sayısız kar ve buz taneleri sessizce düşüyordu ve havada yoğunlaşmış olan su elementi sayısız buz kristaline dönüştü. Dünya beyaz bir kar tabakası ile kaplandı ve giderek kalınlaşan buz tabakası yavaşça iki Sel Ejderhasının bedenlerini kaplamaya başladı. Onların hareketleri giderek durgunlaştı ve hatta fırtınaları yavaşça donuyormuş gibi gözüktü.

"Etki Alanı.....Bu gerçekten bir Etki Alanı!" Yun Che istemsizce haykırdı. Efsanelere göre Etki Alanı Sanatlarını zar zor kullanmak için birisinin en azından İmparator Kaynak Aleminde olması gerekiyordu. Etki Alanı bir kez oluştuğunda Etki Alanının içinde her şey oluşturan kişiye yararlı olan elemente dönüşüyordu ve tamamen oluşturan kişinin kontrolü altına giriyordu. Bir çok farklı Etki Alanı vardı. Saldırı tipli Etki Alanları, Savunma tipli Etki Alanları, güçlendirici tipli Etki Alanları, kısıtlama tipli Etki Alanları, Göz dağı veren tipte Etki Alanları, ve benzeri....

Küçük Peri'ye gelince her ne kadar o henüz İmparator Kaynak Alemine girmemiş olsa da o aslında çoktan Etki Alanı Sanatı kullanabiliyordu!

Donmuş Bulut Etki Alanının içinde dondurucu soğuk, uçan kar, don....hepsi Küçük Peri'nin güçlerini biraz arttırırken iki ejderhanın saldırılarının gücünü ve hareketlerini zayıflatıyordu. Küçük Peri şu an buz kristallerinden oluşmuş gibi gözüken yarı saydam uzun bir kılıç tutuyordu. Onun bedeni hareket etti ve o düz bir şekilde erkek ejderhaya doğru delerken parlayan bir mavi ışık gibiydi.

(Ç.N: Bu delmeye gitme olayını anlatmaya benim Türkçem yetmiyor. Siz anlayın :D )

Çınlama!!!

Büyük çarpışma sesi beş kilometreden daha uzakta olan Yun Che tarafından açıkça duyuldu. Her ne kadar Sel Ejderhaları, Alev Ejderhaları gibi gerçek, saf kan ejderha kanına sahip olmasa da ve bunun yerine sadece %70-80 saf ejderha kanına sahip olsalar da onlar yine de ejderhaydılar. Onların bedenlerinin sertliği gerçek ejderhalarınkine benzerdi. Küçük Peri'nin kılıç saldırısının altında erkek ejderhasının sadece tek bir gümüş pulu kesilerek ayrılmıştı.

Ama pulunun zarar görmesi erkek ejderhanın daha fazla kızması için yeterliydi. Onun karşı saldırısı da geldi. Rüzgar şiddetle ulurken bedenindeki buz çok büyük parçalar halinde kırılırken o devasa ejderha pençesi ile Küçük Peri'ye doğru vurdu. Ejderha pençesinin yolunu yırtılan alanın oluşturduğu tiz ses takip etti.

Bang!!!

Devasa ejderha pençesi Küçük Peri'nin buz kalkanının üzerine indi. Ejderha pençesi geri sekerken buz kalkanının üstünde çok sayıda çatlak ortaya çıktı. Ve ardından bir anda dişi ejderhanın devasa ejderha kuyruğu küçük bir dağın kuvvetini taşıyarak ejderha pençesinin yeni çatlattığı buz kalkanına çarptı. Bir 'çıtırdama' sesi ile birlikte Küçük Peri'nin buz kalkanı tamamen parçalandı ve havaya uçan parçalar her yere dağıldı.

Hızla ilerleyen ejderhanın kuyruğu Küçük Peri'nin ardıl görüntüsüne çarptı. Küçük Peri'nin figürü aniden havada ortaya çıktı ve onun yüz hatları daha ciddi oldu. Etki Alanının henüz yok olmadığı bu zaman dilimini kullanarak doğrudan erkek ejderhaya doğrulttuğu buzlu kılıcı ile birlikte bedeni yüksek hızla aniden aşağı indi. Kılıcı ne zaman erkek ejderhanın bedenine çarpsa mavi renkli şimşekler çakıyormuş gibi ışık parlamaları oluşuyordu. Mavi ışığın içinde erkek ejderhanın pulları da birbiri ardına parçalanıyordu.

Onun şu an seçebileceği tek seçenek saldırılarını tek bir Sel Ejderhasına odaklamaktı.

Eğer kurtlar, aslanlar, şahinler....ve onlar gibi başka türe ait olan iki tane Gökyüzü Kaynak Aleminin zirvesinde ki Kaynak Canavarına karşı olsaydı o ikisiyle de aynı anda savaşsa bile kazanma şansı yüksek olacaktı. Ne yazık ki şimdi karşısında olan Kaynak Canavarları Sel Ejderhalarıydı! Fiziksel beden, soy, dayanıklılık, manevi güç, aura açısından....hiç bir canavar ejderhalar ile karşılaştırılamazdı.

On beş dakika savaştıktan sonra Küçük Peri hedefinin kazanmak yada güvenle geri çekilmek olması fark etmeksizin çoktan bunun kıyaslanamayacak kadar zor bir savaş olacağını açıkça biliyordu.

Gökyüzü giderek karardı ve gece gökyüzü çoktan sessizce inmeye başlayarak gökyüzünde sürekli yanıp sönen mavi ışıkların daha parlak görünmesine yol açtı.

Bir saatten biraz daha kısa bir süre bunu sürdürdükten sonra Küçük Peri'nin Donmuş Bulut Etki Alanı sonunda tamamen yok oldu.

Havadaki buz gibi soğuk hızlıca dağıldı ve Sel Ejderhalarının hareketleri anında daha süratlendi. Ancak Küçük Peri'nin gücü zayıflamaya başladı. O buzlu kılıcıyla erkek ejderhanın bedenine karşı saldırırken çarpışma sesleri açıkça önceki gibi kulak sallayıcı değildi.

Yun Che kalbinde daha fazla sakin kalamadı ve telaş içinde konuştu. "Jasmine şu an gücünün ne kadarını kullanabilirsin?"

"Unut bunu. Ben ona yardım etmeyeceğim." Jasmine bu anın gelmesini uzun süredir bekliyordu ve kararlı bir şekilde bunu reddetti. "Bu iki Sel Ejderhasını öldürmek benim için elimi sallamak kadar kolay. Ama eğer ben bu kadar enerji harcarsam sonunda bastırmayı başardığım zehir kesinlikle yeniden nüksedecek ve benim tüm çabalarım boşa gitmiş olacak! Ben Gökyüzü Zehir Sedefinin içindeki bir yıllık çabalarımı benimle ilgisi olmayan bir kadının uğruna harcayacak kadar yardımsever değilim!"

-----ÇEVİRMEN NOTU------

Jasmine atar yaptı :D 2 bölüm güzel geldi biliyorum hadi bu günlük bu kadar :D

Jasmine yardım edecek mi? Küçük Peri ne yapacak? Sel Ejderhaları yenilecek mi? Ejderha Tanrısı kim? Hazinesi ne? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin...

Troll King çeviri notu yazarken bunları söyledi yazıyım dedim :D

Küçük Peri gerçekten küçük mü? Küçükse ne kadar küçük? Zamanı gelince öğrenecek miyiz? Merak mı ediyorsunuz? Zamanı gelince öğreneceksiniz :D


(Zamanı gelince öğrenme olayı Anka'nın sözüne göndermedir :D )

Yorum Yap "ATG 176 - KISIR BİR SAVAŞ"