Otto Von Bismark Günceli

ATG 165 - TERSİNE DÖNEN ÖLDÜRME

Eylül 06, 2016
Çeviren Overlordtr – Düzenleyen 1ghostdreamer – Yayıncı: Useless


ATG 165 - TERSİNE DÖNEN ÖLDÜRME

 Dünya uçsuz bucaksız… İnsan daha çok kişiyle tanıştığında, daha çok mekan gezdiğinde ne kadar küçük olduğunu hissediyor. Süzülen bulut şehrinden, Yeni ay şehrine oradan da Mavi Rüzgar imparatorluk şehrine ve Cennetsel Kılıç Konağına; dahi kavramı Yun Che’nin beyninde defalarca beliriyordu. Bugün, hiçbir hazırlığı olmadan, Mavi Rüzgar imparatorluğunun genç neslinin gerçek bir numaralı dâhisiyle bire bir tanışmaya geldi. Görgülü ve kibardı. Ne kibir vardı ne de noksan.

Eğer birisi ona düşman olsaydı, hiçbir hataya yer bırakmaksızın, o kibirli ve küstah düşmanlarından kat be kat daha korkutucu olurdu.

Yun Che öğleden sonrasının tamamını yaralarını sarmakla geçirdi ve gökyüzü tamamen kararmıştı imparatorluk sarayından ayrıldığından beri. Cang Wanhe’ye etki eden korkunç parazit yüzünden Lan Xurou son derece telaşlıydı. Bu yüzden, Yun Che kendisini ona göstermek istemiyordu ve imparatorluk sarayından bir başına ayrıldığı gibi Mavi Rüzgar Bilge Sarayına doğru yola koyuldu.

Gecenin geç saatlerinde, imparatorluk şehrinin sokakları epey bir sessizdi. Ling Jie’nin saldırısına maruz kalan Yun Che iç kanama geçiriyordu ve yarası da Buda’nın Büyük Yolu tekniğine sahip olsa da hiç hafif değildi. Bu yara öyle bir öğle sonrası kadar sürede iyileşecek bir yara değildi. Bundan dolayı bilge gücünü kullanmak yerine zamanını yürüyerek geçirdi. Gideceği yolun yarısındayken doğuya dönüp yavaşça yürümeye devam etti.

Yun Che kimsenin olmadığı açık bir araziye gidince aniden durdu ve yavaşça ‘’Dışarı çık ‘’

Sözünü bitirdikten sonra, yakınındaki her şey ölüm sessizliğine büründü. Ancak uzun bir süre sonra, arkasında soğuk bir homurtu duydu buna eşlik eden temiz ayak sesleri.

Yun Che dönünce siyahlar içinde bir genci gördü. Uzun bir görünüşü yoktu ve yirmili yaşlarda görünüyordu. Gözleri pusluydu, Yun Che’ye bakarken kasvetli, sanki bir cesede bakıyor gibiydi.

Vücudunun etrafındaki atmosfer bilge enerjisi ile doluydu ve Yun Che’nin üstüne büyükçe baskı uyguluyordu. Bu enerji dalgası gerçek bilge alemi 9. Seviye olan Murong Yi’yi bile aşıyordu!

Yun Che’nin yüzünün hiçbir yerinde korkudan eser yoktu. İkisi karşılaşınca, sinsice güldü ve ‘’ Burada birisi daha var, yoksa ben mi yanlışım? Çık dışarı göster kendini! Ne, beni bu kadar uzun süre takip ettikten sonra karşıma çıkacak cesaretin bile yok mu?’’

‘’Hahahaha’’ Yun Che sözlerini bitirdiği an, çılgın gülüşler havada yankılandı. Hemen ardından beyazlar içinde bir genç saklandığı ağacın arkasından çıktı. Bu titiz genç Feng Baiyi idi.

‘’Yun Che, önceleri arkandan hiçbir ipucu bırakmadan seni öldürmek için bir yer bulmakta epey sıkıntı yaşadım, kendine bu kadar güzel bir mezar hazırlayacağını hiç tahmin etmezdim. Seni, salak diye mi yoksa aptal diye mi çağırmalıyım?’’

‘’Mezar?’’ Yun Che Fen Baiyi ve siyah giyinen adama bakarken hafifçe güldü. ‘’Doğru, kesinlikle bir mezar için epey güzel bir yer. Ama burası benden çok size  daha da yakışacak gibi duruyor.’’

Feng Baiyi’nin yüzü bozuldu ve soğukça güldükten sonra ‘’Ölümün baş ucunda, ve hala böyle sözlerle böbürleniyorsun. İyi madem, öyle olsun. Ölü birine başka bir şey söylemeye gerek yok; Xuelang, öldür onu.’’

Xuelang? Yun Che bu ismi duyduğunda, aniden birşeyler hatırladı…Bu isim İç Saray’ın Cennetsel Bilge sıralaması listesindeydi ve bu kişi sıralamada yedinciydi! Sahip olduğu bilge güç onuncu seviye gerçek bilge aleminin doruğuydu.

Feng Baiyi talimatları verdiği an, etrafı tamamen kırmızı ince bir kılıç Xuelang’ın ellerinde belirdi ve Yun Che’ye doğru atıldı. Karanlık gökyüzünün altında, açık alan boyunca gölgeler süzülüyordu. Elindeki kırmızı kılıç geceyi zehirli bir yılan gibi kesiyordu ve Yun Che’nin boğazına doğru savruluyordu.

Xuelang’ın saldırıları kıvrak ve temizdi, adımları ve kılıcı ışık hüzmesi gibi hızlıydı.

Yun Che’nin gözleri öldürme arzusu ile parlıyordu. Yıldız Tanrı’sının Kırık Gölgesi tekniğini etkinleştirdi, Xuelang’ın ışık-hızı saldırısının ona vurmaması için kendini havaya doğru itti. Daha havadayken Yun Che’nin vücudu kasıldı ve göğsünde keskin bir acı hissetti.

Bilge enerjisini kullandığında, henüz iyileşmiş yaraları bir an için bile olsa tüm acısıyla geri döndü. Bu dövüşü hemen çabucak bitirmeliyim…Yun Che kısa bir süre için göğsünü çekti. Ellerinin bir dalgasıyla Derebeyi’nin muazzam kılıcı ellerinde göründü kısacık bir karanlık ışıkla beraber koyu kırmızı anka kuşu alevleri tüm vücudunu sarıp sarmaladı.

Xuelang saldırısının ıskaladığını anladığı vakit, ışık hızıyla yönünü değiştirdi. Kırmızı kılıcını kaldırarak, gökten inen Yun Che’ye doğru savurdu.

‘’Öl…Anka kuşunun İmparator Dansı!’’

Yun Che’nin gözleri soğuk ateşlerle parlıyordu. Vücudunu kaplayan anka kuşu alevleri yükseldi ve Yun Che Xuelang’a doğru dalarken sırtında bir çift kanat korkunç bir ısı dalgasıyla belirdi.

Xuelang hızda uzmandı. Hareketlerinin hızı olsun kılıcının hızı olsun her ikisi de bir ışın kadar hızlıydı. Ama tam önünde Yun Che başta metrelerce uzağında olan o, bir anda önünde beliriverdi. Yun Che’nin gösterdiği hız düşen bir meteorunki gibiydi. Xuelang tepki vermekten tamamen acizdi ve dahası kendisini vuran Yun Che’nin darbesi korkudan yüzünün renginin solmasına yetmişti.

Bir sonraki anda, sadece bir patlama duyulabiliyordu. Büyük bir ateş topu Yun Che ve Xuelang’ın arasında patladı, aniden kırmızı kılıç parçalara ayrıldı. Kılıcı hurda parçasıymış gibi üç parçaya ayrıldığı anda bile Yun Che’nin kılıcı yavaşlamadan acımasızca Xuelang’ın beline indi.

Bang!!!!

Xuelang’ın bilge gücünün koruması, Yun Che’nin anka kuşu alevleri ve devasa kılıcının gücü altında kağıt parçası gibi parçalandı. Bağırdığı gibi, kaburgaları ve omurgası  parçalara ayrıldı ve geri kalan vücudu boş bir çuval gibi arkaya doğru uçtu. Büyük kan gölü ve gece boyunca etrafa saçılmış iç organlar teker teker Feng Baiyi’nin önüne düşüyordu.

‘’N…Ne!!!’’

Feng Baiyi iki adım geri gitti. Yerdeki yarım cesede baktığında baştaki gururlu halinde eser kalmamıştı. Onun yerine korkmuş ve dona kalmış bir ifade vardı yüzünde.

Murong Yi Yun Che’ye kaybettiğinde, Fen Baiyi, Murong Yi’nin rahat tavrı ve düşmanını küçümsediği için kaybettiğine inanıyordu. Hatta Murong Yi’ye neden kaybettiği ile alakalı analiz sonuçlarını bile vermişti. Hatta bundan bile daha emindi ki eğer Murong Yi yerine Yun Che’nin karşısına o çıksaydı Yun Che’yi on harekette yeneceğini düşünüyordu. Xuelang’ı yanında getirmesinin sebebi ise bu işe karışıp kendisi ile alakalı kanıt kalmasını istemediği içindi ve aynı zamanda Yun Che’nin kesin ölümünü bir kat daha garanti hale getirmek içindi.

Bugünkü suikastte bir çok olabilir durum düşünebilirdi hatta Yun Che’nin benzersiz hilelerle kaçabilmesi bile bunların dahilindeydi. Ama düşünmediği şey ise Xuelang Murong Yi’den bir seviye daha yüksek olan Xuelang, Yun Che’nin bir saldırısıyla öldürüldü!

‘’Feng Baiyi, sıra sende!’’ Yun Che bunları soğukkanlılıkla söylerken kılıcının ucu Feng Baiyi’yi gösteriyordu, yavaşça ona doğru yürümeye başladı. Öncesinde Anka kuşunun imparator dansını etkinleştirdiğinde yaraları daha da kötü hal almıştı ve dayanılmaz acılar içerisindeydi. Ancak yüzü her zamanki gibi sakin olabildiğine sakindi. Her ne kadar yaraları kötüleşse de durumu hala Feng Baiyi’yi öldürmeye yeterliydi.

‘’Yun Che..Sen, beni öldürebilecek kapasitede olduğunu mu düşünüyorsun!’’ Her ne kadar Feng Baiyi her zamanki gibi kibirli olsa da, yüzü solmuş kül gibi olmuştu ve sesi titriyordu. Xuelang’ın cennetsel sıralaması kendisinden neredeyse otuz seviye yüksekti ve buna rağmen sadece Yun Che’nin tek bir hareketiyle parçalanmıştı. Nasıl olur da kendisi korkmazdı?

Yun Che’nin yavaşça yaklaştığını izledikçe, Feng Baiyi aniden haykırdı. Uzun yeşil bir mızrağı iki eliyle kavradı, mızrağın etrafında fırtınalar spiral çize çize dolanıyordu tuttuğu mızrağı Yun Che’nin boğazına doğru savurdu.
‘’ Mavi Ejderin Coşku Denizi!’’

Murong Yi gibi Feng Baiyi de ayrıca ‘’ Mavi Ejder Mızrak Sanatı’’ eğitimi almıştı. Yun Che sinsice güldü. Öncesinde bu saldırıdan yara almasının temel sebebi, Murong Yi’nin sinsi saldırısıydı ve Yun Che’nin bunu engelleyecek hiçbir silahının olmayışıydı. Ama şu anda elindeki ağır kılıçla bu seviyedeki bir saldırı nasıl olur da onu yaralayabilirdi?

‘’Defol!’’
Feng Baiyi’nin saldırısına aldırış etmeden, hiçbir bilge tekniği kullanmadan, Yun Che ona doğru kılıcını sallaya sallaya yürümeye devam etti. Sadece kılıcının düz  sallayışı ile oluşturduğu atmosfer Feng Baiyi’nin ‘’Mavi Ejder Mızrak Sanatı’’ tekniğinin tüm gücünü vahşice dağıttı.

Feng Baiyi geri çekildi…Yun Che kılıcını salladığı an, sonunda Yun Che denen terörü tamamen anladı. Aynı zamanda Murong Yi ve Xuelang’ın Yun Che’nin ağır kılıcının altında sefil yenilgilerinin sebebini anladı. Bunun sebebi kılıcının düz bir salınımının yarattığı dalganın gücü kendisini bütünüyle içine çeken bir gelgitin dalgaları kadar güçlüydü. Bu Murong Yi ve Xuelang’ın saldırıları savuşturmak istemediklerinden değildi, bu gelgit dalgalarının korkunç baskısı altında bırak savuşturup karşı saldırı yapmayı vücutlarını bile istedikleri gibi hareket ettirememelerinden kaynaklanıyordu.

Herkesin gözünde ağır kılıçlar her zaman vahşi ve zalimlerdi ama her kılıcın her savuruşu ağır ve yavaştı. Tam o sırada büyük açıklar ortaya çıkıyordu. Ama Yun Che kılıcını her salladığı an sanki küçük hafif bir kılıcı sallıyormuş gibiydi!

Feng Baiyi’nin rüzgar fırtınası saldırısı tamamen dağılmıştı ve önden üstüne acımasızca hücum eden büyük bir kuvvet mızrağının bükülüp elinden uçmasına neden olmuştu. Tüm vücudu yere yığıldı. Sanki tüm vücudu şiddetli bir gürz saldırısıyla ezilmiş gibiydi bu etki bedenindeki düzinelerce meridyeni de beraberinde parçalamıştı.

‘’Ah——‘’

Feng Baiyi beş metre gerisine uçtu ve şiddetlice az önce arkasına saklandığı ağaca çarptığı gibi çığlık attı. Ağaç bir an için sallandı ve Feng Baiyi yere düşüp titremeye başladı.

Feng Baiyi yere serilince iki ağız dolusu kan kustu. Sonrasında epey bir süre hala kendine gelememişti.

Yun Che’nin iç kanaması bir üst seviyeye varmıştı, yüzü solmaya başlamıştı ve ağzının kenarından ince bir kandamlası aşağı süzülüyordu. Daha fazla vakit harcamadan eline Derebeyi’nin Ağır Kılıcı’nı aldığı gibi Feng Baiyi’nin boğazına atıldı. Bu saldırı yerini bulduğu an rakibini ufak parçalara ayırıp dağıtırdı.

Ölüm yaklaştıkça Feng Baiyi’nin vücudu korkudan büzülüp geri geri gidiyordu. Tam o anda korkunç bir şekilde haykırdı ‘’ Fang Amca, acele et kurtar beni!’’

Feng Baiyi inlediği an yaşlı bir adamın gökyüzünden delici bir gürlemesi duyuldu, ‘’ Genç, sakın genç efendiye elimi süreyim deme!’’

Kızgın gürlemeyle beraber yukarıdan dağ kadar ağırlıkta bir kuvvet Yun Che’nin üstüne gelip onu eziyor gibiydi. Böyle bir gücü engelleme umudunu Yun Che tamamen yitirmişti. Eğer tek bir adım daha atsaydı bu kuvvetle yerde toza karışacağını biliyordu.

Her ne kadar Yun Che şok geçirse de, afallamadı ve hızlıca Yıldız Tanrısı’nın Kırık Gölge’sini kullanarak geri çekildi. Tüm gücünü kullanıp saldırısını durdurarak üstüne baskı yapan güç alanından kurtulabildi ama hala saldırının genel etkisiyle etkilenmişti.  Altmış metre geri doğru sıçrarken soğukça homurdandı; ancak o zaman kendisini bu saldırı alanından kurtarabilmişti.

Feng Baiyi’nin önünde siyahlar içinde gri sakallı yaşlı bir adam duruyordu. Ortaya çıkışı Feng Baiyi’yi ölümden kurtarmış ve derin, rahat bir nefes almasını sağlamıştı. Sonrasında çıldırmış gibi havlarcasına ‘’Fang amca, hadi öldür onu, öldür onnu!’’

Feng Baiyi ve Murong Yi’nin aileleri nesillerdir derin ilişki içerisindeydiler. Bu yüzden kendi özgeçmişi Murong Yi’ninkinden aşağı değildi. Böyle bir koruma ile, ilk eşten doğmasından ötürü korunması son derece önemliydi. Bundan dolayı birileri onu her zaman gölgelerden koruyacaktı doğal olarak. Ve bu yaşlı Fang onu gölgelerden takip ederek koruyan korumasıydı. Ama görevi onu sadece korumaktı, emirlerini dinlemek değil. Feng Baiyi’nin eylemlerine veya kararlarına karışmazdı ama sadece Feng Baiyi aşırı tehlikedeyken ortaya çıkardı.

Yun Che göğsünü çekip havayla doldurdu, aklının derinliklerinde Jasmine’nin sesi yankılandı: ‘’3. Seviye yeryüzü Bilge Alemi. Senin alt edebileceğin bir rakip değil.’’

Yaşlı adamın kızgın gözleri doğruca Yun Che’ye bakıyordu ve ‘’Genç adam, eğer genç efendimin birkaç sıyrıktan sonra gitmesine izin verseydin bu yaşlı adam olaya hiç karışmazdı. Ama sendeki kalp çok merhametsiz ve gaddarca genç efendinin canını almaya çalıştın. Bu yüzden beni bu yaşlı adamı senin canını aldığı için suçlama!’’ dedi.

‘’Heh!’’ Yun Che sinsice güldü. ‘’ Canımı almak? Tek başına bundan çok uzaksın!’’

Yorum Yap "ATG 165 - TERSİNE DÖNEN ÖLDÜRME"