Otto Von Bismark Günceli

ATG 146 - GİDİŞ

Eylül 05, 2016
Çeviren: Black Wall – Düzenleyen 1ghostdreamer – Yayıncı: Useless


ATG 146.BÖLÜM - GİDİŞ

 Zehir ruhu bilinci düşük ilkel ruhun sadece bir türü oldu. Renksiz ve biçimsiz, basit bir ruhun beden bulmuş haline benziyordu. Yun Che Anka alevleriyle zorla dışarıya attıktan sonra, etrafını Anka alevleriyle sardı. Yun Che sadece birkaç dakika içerisinde dünyada ki tüm doktorların arıtmak için çok zorlanacağı ve zaman harcayacağı bu korkunç zehri sadece elleriyle yaktı. Bu heyecanlı bir şekilde gerçekleşirken bir şey oldu… Zehir ruhu Anka alevleriyle dışarıya çıktıktan sonra sağ elini ileriye attı ve ellerinin altında sadece birkaç saniye de olsa yumuşak bir şeyler hissetti, Yun Che dokunduğu şeyin ne olduğunu anladıktan sonra kalbini aniden bir soğukluk sardı ve zihninde üç kelime belirdi…

‘’S*ktir, ben öldüm’’

(Ç.N.giderayak yine elledi güzelim kızı ☺ )

O düşündüğü gibi, onun palmiye gibi göğüslerini kaptı, tanrıçanın vücudu birden kasıldı.  Vücudunu anında kıyaslanamayacak şekilde buz gibi bir öldürme niyeti ve sınırsız derin enerji yayarken kapalı olan gözleri aniden açıldı.

İmparator kaynak alemi yarım adım atmış onun derin gücü ile, onun izni olmadan ona dokunabilecek bütün mavi rüzgar imparatorluğunda sadece birkaç kişi vardı ve şimdiye kadar bırakın kar tanesi gibi pürüzsüz bedenine dokunmayı, hiç kimse daha önce elbiselerinin köşelerine bile dokunmamıştı. Daha önce damarlarında zehir ruhunu tespit etmişti, zehir ruhunun hareketlerini gözlemlemek için odaklanmışken geçici olarak Yun Che’ye karşı kendini korumayı bırakmıştı ve aslında Yun Che tarafından göğsünün yakalanacağını düşünmemişti… Ah bu doğru değil! Bu sadece dokunmak değil basitçe çok güçlü bir şekilde avuçlamak oldu.

 

Öfke ve öldürme niyeti bilinçsize dışarıya patladı ve onun derin enerjisinin içine karıştı. Tanrıça yang türü zehir ruhunu Yun Che’nin yumruğunda gördüğü gibi kalbi aniden yumuşadı ve zorla derin enerjisini içine geri çekti… Ama Yun Che ona çok yakın olduğundan ve öfke ve öldürme niyetiyle serbest bırakılan derin enerjiden zarar görmemesi nasıl mümkün olabilir; onun enerjisinin küçük bir kısmı Yun Che’nin gövdesinin üzerine çarptı… Onun enerjisinin yüzde biri bile olmasa da, hala gökyüzü kaynak âleminin onuncu seviyesinin zirvesinde ki birisinin korkunç gücüydü. Nasıl Yun Che buna dayanabilirdi ki?

Bir patlama sesi ile Yun Che vücudunun sanki ağır bir çekiçle vurulmuş gibi hissetti. Tüm vücudu keçe gibi oldu ve tüm organlarını parçalanmış kopmuş ve dağılmış olduğunu hissetti. Hatta bundan sonra bilinci ağırlaşıp kapanmaya başladı.

‘’ bang, bang ‘’

Yun Che’nin vücudu ağır bir top mermisi gibi dışarıya uçtu ve duvarı çökertti, avluda uzun boylu bir ağacı parçaladı ve eski bir kayaya çarpmadan önce ağız dolusu kan kustu ve metrelerce uçmaya devam etti. Büyük kaya çatlayıp parçalara bölündü ve vücudu aşırı bir şekilde kanlı olarak geri sekti. Kısa bir süre sonra büyük bir kan havuzu zaten altında toplanmıştı.

İç saray öğrencilerinin hepsi genellikle derin toplama kulesinin içinde kalıyordu. Normalde tam bir özgürlük içerisindelerdi ve hiç birisi sınırlandırılmamıştı. Karşılıklı tartışma iç saray öğrencileri içerisinde normal bir olay olduğundan dolayı bu sesler aynı zamanda olağan geliyordu. Böylece, böyle büyük bir ses yayılsa bile, tek bir kişi bile çıkıp bakmıyordu hatta hiç kimse fark etmemişti bile.

 

Beyaz bir gölge bir flaş gibi onlarca metreyi geçmiş ve zaten bilinçsiz olan Yun Che’nin önüne gelmişti. Tanrıçanın bakışları son derece karmaşıktı. Onun sol göğsünü kapması için hala öfkeli ve mahcup hissediyordu, ama Yun Che’nin tamamen istemeden yaptığı açıktı. Aslında böyle bir harekette bulunmasının sebebi onun için korkunç zehri dışarıya çıkarmaya çalışmasındandı.

Oysa her şeyden önce onun tabularına dokunduğu için onun derin enerjisi içgüdüsel olarak yayıldı… Onu kurtarmak için yapmış olsa da… Sadece onu kurtaran kişiyi öldürmüştü.

Tanrıçanın gözlerinde Bir parça suçluluk göründü ve hafifçe içini çekti. Nazikçe karlı elini kaldırdı rüya gibi buzlu aura ellerinin altında çırpındı ve vücudunu dondurmaya çalışırken yun Che ye doğru düştü. Ama soğuk aura yun Che nin vücuduna dokunduğu gibi anında kayboldu ve tanrıçanın kaşları hafifçe sallandı.

‘’Henüz ölmemiş mi? ‘’

Gerçek derin diyarın ilk seviyesinde ki bir gencin aslında onun aurası tarafından darbe aldıktan sonra hala hayatta olması ve yaşam belirtilerinin düşük olmaması, onu şaşırttı. Sağ elini sallaması ile Yun Che’nin vücudu soğuk bir rüzgâr ile odasına geri taşındı.

 

……………………………………

 

Yun Che kendine geldikten sonra tüm vücudu buz tutmuş gibi hissetti. Ancak bu soğukluk hissi hiç rahatsız edici değildi; bunun yerine ona çok rahat bir his verdi.

 

‘’hmm, nihayet uyandın’’ jasmine onun bilincinin açıldığını belirlediğinden sonra ani bir şekilde şunları söyledi ‘’ eğer budanın büyük yolunu yetiştirmiş olmasaydın sen bu noktada uzun zaman önce ölmüş olurdun.’’

Yun Che gözlerini açtı ve hemen daha önce ne olduğunu düşündü, kalbi büyük bir feryat ile doluydu; sadece, … Bu tanrıçanın meme hissi, gerçekten çok çok çok çok harika… Sadece bir defa kapmak için hayatının yarısının ticaretini yapmak, bir daha dokunmak için bir kez daha ölümle burun buruna gelmeye şikâyetçi değildi, neden onun için bu kadar değer olduğunu hissettim!

‘’uyanmışsın! ‘’

Yun Che buz gibi soğuk bir sesin geldiği tarafa başını çevirdi ve o anda yatağının önünde duran tanrıçayı gördü. Ağzının köşeleri hafif bir gülümseme ile yukarı doğru taşındı. ‘’ beklenmedik bir şekilde hala hayattayım’’

‘’Bende hala hayatta olduğun için çok şaşırıyorum’’. Tanrıçanın soğuk gözleri, Yun Che’nin gözlerini delen buzdan yapılmış iki hançer gibi oldu. ‘’ benim auram ile çarpıştıktan sonra, aslında öleceğini hatta böyle ağır bir yaralanma ile en azından yarım ay boyunca bilinçsiz olacağını düşünmüştüm, ama sen sadece üç gün boyunca baygın kaldıktan sonra uyandın ve yaralanmalarının küçük bir kısmı zaten iyileşti. Belki de bu Anka kanının güçlü rejerenerasyon (yenileme) özelliğiyle bir ilgisi yoktur, hayatın düşündüğümden çok daha sağlam’’

Onun soğuk bakışlarına bakan yun Che acı acı gülümsedi ‘’ benim daha önce yapmış olduğum gerçekten bir kazaydı, ben sadece zehir ruhunu dışarı atmak istiyordum başka bir şey düşünmemiştim…’’

 

‘’ eğer beni kurtarmış olmasaydın, sence hala hayatta ve şuan benimle konuşuyor olabilir miydin? ‘’ tanrıça soğuk bir sesle söyledi.

Yun Che başını salladı ve dedi ki ‘’ küçük peri sana yaptığım saygısızlıktan sonra bu cezayı tam bir şekilde hak ettim ‘’

‘’beni seni öldürmek için zorlamak istemiyorsan, o zaman bu üç gün içinde olanları tamamen unut ve hiç kimseye söz etme! ‘’ tanrıçanın sesi bile soğuk bir hal aldı, ama artık o delici bir öldürme niyetine sahip değildi. Birkaç gün geçtikten sonra o artık yun Che yi öldürme niyetinde değildi; aksi takdirde, şimdiye kadar onu yaşatmazdı.

‘’ Ben kesinlikle bundan kimseye bahsetmeyeceğim’’ yun Che yemin etti. Bir an için bedenini muayene etti, vücudu hem içten hem dıştan yaralı olduğu halde onun yaralanmalarının hiç biri tedavi edilemeyecek şekilde değildi. Onun tıbbi becerileri ile, o tamamen yeterli zaman verildiği takdirde tamamen iyileşebilecekti. Öte yandan o buzlu bir aura kökeni tespit etmişti. Bu aura buz gibi soğuk olmasına rağmen, bu koruma onun iç organlarını tedavi ederken hiçbir boşluk bırakmayarak, kalın bir şekilde derin enerjiyi sakladı. Son birkaç gün içinde onun iç yaralanmalar kötüye gitmedi aksine onun dış yaralanmalar çok daha hızlı bir şekilde iyileşti.

 

‘’ küçük peri, teşekkür ederim. Beni nezaketen öldürmedin ve hatta beni kurtardın.’’ Yun Che zayıf bir şekilde söyledi.

‘’hıh o kadar duygusal olmayın. Seni kurtardım çünkü hala bedenimde ki buz zehrini dağıtmaya ihtiyacım vardı’’

 

Tanrıça kar bir peçe ile kaplı yüzünü çevirdi, soğuk ve sert bir sesle konuştu.

‘’Aslında bir şey hakkında yalan söyledim’’ Yun Che sakince söyledi ‘’ben vücudunuzdaki zehri arındırmak için 10 gün süre gerektiğini daha önce söylemiştim. Aslında bana göre vücudunuzda ki zehri tamamen ortadan kaldırmak için birkaç nefeslik zaman yetecektir. Kaynak gücünün, tüm mavi rüzgar imparatorluğu üzerinden aşağıya bakmak için yeterince yüksek bir seviyede olduğundan, ayrıca benim kendi bencil isteklerim için yardım etmek istedim. Ben… Seni kurtararak bana bir iyilik borcun olmasını istedim. Benim geleceğim için yardımının olması büyük bir güç yaratacak. HA hah…  Ayrıca bir kız ve böyle güzel bir peri yi kandırma, bazen intikam için acı çekerim…’’

Küçük peri’’…’’

Yun Che konuşma bittikten sonra, avuç içi tanrıçaya bakacak şekilde sol elini kaldırdı, onun kaynak enerjisi bir anda gökyüzü zehir sedefinin arıtma yeteneği ile bir anda fırladı… Tanrıça kaşlarını çattı ama o reddetme belirtisi göstermedi veya engel olmadı.

Arıtıcı güç tanrıçanın vücudunda genişledi ve Yun Che’nin gözetiminde tamamen birkaç nefeslik süre içerisinde menşe buz zehrini dağıttı. Menşe zehri bir gökyüzü kaynak canavarının zehri olduğundan dolayı normal zehirlerle kıyaslanamayacak kadar korkunçtu. Ama gökyüzü zehir sedefinin önünde buz dağının önünde bir leke olduğu bile söylenemezdi. Hatta jasmine’nin bile taşıdığı kökenli bir zehir yavaş yavaş arındırılırken bu önemsiz buz zehrinden söz etmeye bile gerek yoktu.

‘’ Tamam, bu zehir şimdi tamamen arındırılmış olmalıdır’’ Yun Che yüzünde hafif bir tükenmişlik belirtisi ile elini geri çekti ve sert bir şekilde rahat bir nefes aldı.

 

Bu toksik zehri onun tüm kaynak enerjisiyle bile gidermek olmazdı, ama bu zehir bir anda dağıldı. Tanrıçanın kalbi büyük bir şok duygusu ile sallandı. O çok geniş bir deneyime sahipti ve bütün mavi rüzgâr imparatorluğunda onunla karşılaştırılabilecek birkaç kişi vardı. Ama, aslında tamamen bir anda böyle korkunç bir zehri arıtma yöntemi olduğunu hiç duymamıştı. Hatta mavi rüzgâr imparatorluğunda ki bir numaralı Doktor Gu Qiuhong bile kesinlikle böyle bir konuda tamamen acizdi.

Ve bu kişi, gerçek kaynak alemine girmiş bir gençti sadece!

O şahsen zehirlenmemiş ve böyle bir şeye şahit olmamış olsaydı, böyle bir şeyin gerçek olduğuna inanması mümkün olmazdı.

( Ç.N. Yun Che bu adamı soyar haberin olmaz ne bekliyon )

Sonunda küçük perinin yüzünde küçük bir duygu izi görerek, Yun Che halinden memnun bir şekilde gülerek ‘’ benim eşsiz zehir giderme yöntemlerim var. Küçük peri benim vücudumda ki Anka alevlerini gizli tutmanı rica ediyorum, yoksa gerçekten büyük bir sorun yaşayacağımı düşünüyorum. Küçük peri gelecekte yeniden tedavisi olmayan bir zehre maruz kalacak olursan, ben senin için ona bakabilir ve ortadan kaldırmana yardımcı olabilirim’’

 

Tanrıçanın bakışları karışıktı. Artık gerçek kaynak aleminin küçük mavi rüzgar kaynak sarayının bir öğrencisi ile bu ağır yaralı gencin bir bağlantısı olabilirdi. Ne olursa olsun zehrin kökenini bile biliyor veya sadece elini kullanarak menşe zehrini yok etmeye yeteneğinin olduğunu, sadece bir bakış ile ne noktaya kadar derin olduğunu ya da sakin ve hareketsiz bakışları ile zehri tespit etme yeteneği… Onun derinden gizemliliğini ve olağan dışılığını hissetmişti.

 

Yanı sıra bilinmeyen hafif bir tehlike duygusu ile…

‘’benim vücudumdaki zehir dağıtıldı ve yaralanmalarım iyileşti artık hayati bir tehlikem yok, durum bu şekilde olduğundan artık burada kalmam için herhangi bir neden yok.’’

Konuşma biter bitmez yun Che nin tepkisini bile beklemeden, buz ruhları zaten tanrıçanın etrafında döndü ve buz ruhu tamamen bir sis haline dönüştü ve tanrıçanın zarif vücudu yavaş yavaş Yun Che nin gözleri önünde ortadan kayboldu.

‘’hey; küçük peri’’

Yun Che hafifçe yukarı tırmandı ama konuşmak mümkün olmadan önce onun silueti kaybolmuştu. Yun Che duraksadı ve ağzından birkaç üzgün kelime döküldü ‘’ o gerçekten… Sadece böyle bıraktı…’’

O anda nazik ama soğuk bir ses gökyüzünden indi. ‘’ iki aylık bir süre içerisinde, biz yeniden bir araya geleceğiz. Ve dilediğin gibi, ben üç ay boyunca seni koruyacağım.’’

Ses duman gibi bir anda dağıldı. Yun Che yatağına geri koştu ve uzandı bir an için dondu ve gözlerini kapattı. Hafifçe gülümsedi ve çok sessiz bir fısıltı dudaklarından döküldü…

‘’karım Qiungyue nin olduğu donmuş bulut asgarttan birisi… Aynı zamanda ayrıldığından beri neredeyse bir yıl oldu. Orada ne yapıyor acaba…’’

Yorum Yap "ATG 146 - GİDİŞ"