Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 14

Eylül 01, 2016


Xiao Birliğinden Gelen Mektup
Çeviri için Useless, kontrol / düzenleme için Wertyul  arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Selam ben Useless. Sürpriz yapalım dedik. YuuSHa kardeşimle konuştuk dedim sen pazara kadar elinden geleni yap ben bu bölümden başlayarak birkaç bölüm yardım edeyim sana thief çevirirken. Belki bunun üzerine thiefte de birkaç bölüm atabilirim. Artık olduğu yere kadar ATG serisinin başları biraz sıkıntılı ilerde çevirisi kolaylaşıyor ama özellikle ilk 15 bölümün çevirisi zor 😀 Neyse uzatmadan iyi okumalar 😀
Sabahın körüydü. Xiao klanının lideri Xiao Yunhai kapının şiddetli bir şekilde çalınmasıyla derin uykusundan, daha hava bile aydınlanmamışken kalktı. “Klan lideri, klan lideri uyanık mısınız?”

Xiao Yunhai gözlerini açtıktan sonra dışarıdaki ışığa baktı ve kaşlarını çatarak “Sabahın köründe ne oldu?” Diye sordu.

“Bu…. Xiao……Xiao Birliği…Xiao Birliğinden mektup geldi.” Dışarıdan heyecanlı ve titrek bir ses geldi.

“Ne? Xiao Birliği mi?”

Yüzen bulut şehrindeki en güçlü kişilerden biri olan Xiao klanının lideri sanki g…den bıçaklanmış gibi yataktan sıçradı. Gelişi güzel üzerine kıyafetlerini giyip saçını bile düzeltmeden dışarı çıkıp dışardaki Xiao klanının öğrencisini tuttu. Gözlerini sonuna kadar açıp “Sen Xiao Birliği mi dedin? Xiao Birliği?” Dedi.

“Evet. Gerçekten Xiao birliği.” Xiao klanının öğrencisi zar zor yutkunduktan sonra tüm gücüyle başını sallayıp elindeki mektubu Xiao Yunhai’e verdi. “Bu mektupta Xiao birliğinin kartal mührü var. Mavi rüzgar imparatorluğunda kimse Xiao birliğinin amblemini taklit etmeye cesaret edemez.”

Mektuptaki kartal mührünü gördüğünde Xiao Yunhai’nın tüm vücudu titriyordu. Hemen mektubu tuttu ve titreyen elleriyle mektubu yavaşça açtı.

Ne kadar birlik ve klanın arasında bir kelimelik fark olsa da aslında fark bulutlarla yeryüzü arasındaki fark kadar çoktu. Xiao klanı yüzen Bulut Şehrinde önde gelen klanlardan olsa da Kaynak Gökyüzü Kıtasında isimleri dahi duyulmamıştı. Ancak Xiao birliği Mavi Rüzgar İmparatorluğundaki en güçlü 4 birlikten biriydi. Onlar Cennetsel Kılıç Konağı, Donmuş Bulut Asgard ve Yanan Cennet Klanı ile aynı prestije sahiplerdi. (Ç.N: diğer 3 en güçlü tarikat ). Onlar Xiao klanının bakmaya cesaret edemeyeceği şeylerdi.

Açık açık söylemek gerekirse Xiao birliğinin işe yaramayan bir üyesi bile Xiao klanının liderine saygı göstermek zorunda değildi.

Ancak yine de Xiao klanı ve Xiao birliği arasında bir ilişki vardı. 160 yıl önce Xiao klanını kuran kişi Xiao tarikatından Xiao Bieli idi. O klandan atılmış bir öğrenciydi ve söylentilere göre birlik büyüklerinden birinin oğluydu. Xiao Bieli tarikat büyüğünün sarhoşken hizmetçi kıza tecavüz etmesi sonucunda dünyaya gelmişti. Çocukluğundan beri sıradan bir görünüm ve düşük bir yeteneğe sahipti. Birçok dedikodu ya sebep olması birlik büyüğünün sinirlenmesine neden oldu. Yetişkinliğe ulaştığında kaynak gücü yaşıtlarına göre en düşüğüydü. Onun birlikte kalması birlik büyüğünün daha çok aşağılanmasına neden olacağı için tarikattan gönderip bu kırsal bölgede kendi klanını kurdurttu. Daha sonra Xiao Bieli ile tüm ilişkisini kesti.

Ama yine de Xiao Bieli, Xiao birliğinde doğduğu için gurur duyuyordu. Tüm kalan hayatını bir gün güçlenip tanınarak birliğe geri dönebilmek için çalışarak geçirdi. O öldükten sonra arzusu nesilden nesile Xiao klanına geçti. Özellikle her neslin klan liderleri damarlarında akan küçük miktarda birlikten gelme kan nedeniyle kırılganda olsa birlikle ilişki kurmak istiyorlardı. Ama tüm bu zaman boyunca bu istekleri gerçekleştiren biri olmamıştı. Xiao birliği ile konuşmak onlar için sanki gök kubbeye çıkmak gibiydi. Çıkmaya umut dahi edemedikleri şey.

Ancak bugün birlikten bir mektup gelmişti. Xiao Yunhai şuan sanki bir rüyadaymış gibi hissediyordu.

Mektubun içeriğini kelime kelime okuduktan sonra Xiao Yunhai’in yüzü tamamen kızarmış ve nefesi düzensizleşmişti. Parmağı ile dışarıyı göstererek boğuk bir sesle “Çabuk. Çabuk tüm klan büyüklerine ana salonda toplanmalarını söyle. Onlara klanımızın geleceği ile ilgili çok önemli bir şey konuşmamız gerektiğini söyle. Çabuk”. Dedi.

“Ah. Peki.” Öğrenci cevapladıktan sonra panik içinde koşmaya başladı.

—————————————–

Xiao Che elinde kımızı battaniye ile dikkatlice kapıyı açtığında Xia Qingyue’nin çoktan uyanıp yatağın kenarında oturmuştu. Güzel gözleri dalgasız sakin bir su gibiydi.

Xiao Che battaniyeyi aniden masanın üzerine attı. Yüzü kızarmamıştı kalbide hızlı atmıyordu çok sakindi. “Karıcığım erken kalkmışsın. Dün gece iyi uyudun mu?”

“İlk önce dün gece nerede olduğunu söylemeyecek misin?” Xia Qingyue gözlerini biraz kısarak sordu.

“Gerek yok.” Xiao Che vücudunu dikleştirdikten sonra aynayı kullanarak saçlarını düzeltmeye başladı. “Çünkü kesinlikle ilgilenmediğini biliyorum.”

Xia Qingyue: “……”

Her ne kadar dün gece dağların orada Xiao Lingxi ile uyumuş olsa da uyandığında keyfi aşırı derecede iyiydi. Kıyafetlerini ve saçını düzelttikten sonra yakışıklı erkek görünümüne döndü. Xiao Che kapıya doğru yürürken “Bu ilk gecemizden sonraki sabah büyükbabamı görmeye ve saygımızı sunmaya gitmeliyiz. Bunu reddedemezsin değil mi?” Dedi.

Xia Qingyue bir şey demeden ondan önce kapıdan çıktı. Xiao Che omuzlarını gevşettikten sonra onun ardından dışarı çıktı.

Xiao Lie her gün erken uyanırdı ve bugünde istisna değildi. Xiao Lie’nin evine geldiklerinde onu çiçeklerini sularken gördüler. Xiao Lie, Xiao Che ve Xia Qingyue’nin geldiğini görünce hafifçe gülümseyerek “Gelmişsiniz.” Dedi.

Xiao Lie’nin nazik bakışını gördüğünde Xiao Che hemen elini uzatıp Xia Qingyue’nın elini tuttu. (Ç.N: Hiç korkusu yok çocuğun 😀 ). Xia Qingyue’nin elleri yumuşak ve pürüzsüz olsa da çok soğuktu muhtemelen donmuş bulut asgardın gizli sanatlarını çalıştığı için böyleydi. Xia Qingyue’in tüm vücudu kasıldı. Tam elini Xiao Che’nin elinden çekecekken Xiao Lie’nin baktığını görünce bir şey yapmadı. Xiao Che ile beraber el ele Xiao Lie’nin yanına gittiler.

Babası her zaman Xiao Lie’ye saygı göstermişti, Xia Qiangyue de babasından farklı değildi. Xiao Che’nin önünde ona sevgi göstermiyordu ancak elini şuan çekerse Xiao Lie’nin yüzünün nasıl bir hal alacağını sadece hayal edebilirdi.

Alçak herif… (Ç.N:  Xiao che için diyor büyük ihtimal 😀 )

“Büyükbaba yine erkencisin” Xiao Che, Xia Qingyue ile onun yanına gelerek nazikçe seslendi.

“Qingyue, büyükbabama saygılarını sunar.” Qingyue hafifçe eğildi. Duruşu nazik ve onurluydu. Aslında bu ilk defa ailesi dışında birinin elinden tutuşu olsa da üstelik böyle sinsi bir şekilde tutulmuştu. Haliyle kızgın ve çaresizdi.  Eğer kaynak gücünün ruh kaynak aleminin tepesinde olduğu anlaşılmayacak olsaydı çoktan Xiao Che’yi donmuş bulut asgardın gizli sanatlarını kullanarak yüzü buruşuncaya kadar dondururdu.

“Haha. Erken kalkmışsınız.” Xiao Che’nin yüzündeki neşeli ifade ve ikisinin böyle samimi olduğunu görünce “Che Er, Qingyue ne kadar 16 evlenmek için erken bir yaş olsa da sizi görmek kalbimi rahatlatıyor. Qingyue sen zaten Che Er’in durumunu biliyorsun. Açıkçası bu evlilik senin açından adil değil. Ama ailem seni mutlu hoşnut etmek için hiçbir masraftan kaçınmayacak. En büyük dileğim ikinizin huzur içinde yaşaması.” Dedi.

Xia Qingyue daha cevap bile veremeden Xiao Che zaman kaybetmeden “Büyükbaba böyle söyleme. Ben Xiao Che senin torununum. Göğün altında bana uygun olmayan tek bir kadın bile yok. Ona nerede yanlış yaptık? Ailemize girdikten sonra tabii ki de sana saygı gösterip bana iyi bakacak. Eğer yapmazsa onu boşayıp daha iyi bir eş alırım. Öyle değil mi? Qingyue, Karıcığım?” Dedi. (Ç.N: bu çocuktaki özgüven falan kimsede yok 😀 )

“…” Eğer karşılarında Xiao Lie olmasaydı Xia Qingyue kesinlikle Xiao Che’nin ağzını sonsuza kadar donmuş bulut asgardın gizli sanatlarını kullanarak kapatırdı.

“Hahahahha.” Xiao Lie çaresizce başını sallarken kahkaha attı. Xiao Che’ye şımartıcı bir bakışla bakarak “Qingyue daha bugün aileye girdi ve sen ona böyle zorbalık yapıyorsun. Qingyue onun saçmalıklarına bakma. Che Er’in küçüklüğünden beri dürüst bir ağzı olmadı. Daha yemek yemediniz değil mi? İkinizin geleceğini bildiğinden yaşlı Hong çoktan mutfakta kahvaltı hazırladı. Hadi gelin birlikte yiyelim.” Dedi.

“Peki büyükbaba. Doğru. Küçük teyzeyi de çağıralım mı?”

“Küçüklüğünden beri uyumayı seviyor. Hala erken onu rahatsız etmeyelim.”

İçerdeki masada çoktan 3 kişilik yemek hazırlanmıştı. Xiao Che doğal gözükmek için uğraşan Xia Qingyue’in elini bırakmadı ve onu omuz omuza oturup yemek yemek için sürükledi. (Ç.N: elinden tutup çekti anlamında). Xiao Lie onların karşısına oturdu. Koltuğa dokunduğu sırada dışardan bir ses eşliğinde ayak sesleri duydu.

“Beşinci büyük. Beşinci büyük burada mı?”

“Ne oldu.” Xiao Lie ayağa kalkıp kaşlarını çattı.

“Klan… Klan liderinin emri. Tüm klan büyükleri klanın geleceğini konuşmak için acilen ana salona gidecek. Hemen gitmelisiniz.”

“…”Xiao Lie kalkıp ceketini giydikten sonra Che ve Qingyue’a bakıp “Sanırım acil bir şey var. Siz ikiniz yiyin beni beklemenize gerek yok.” Dedi.

Xiao Lie daha yeni ayrılmıştı ama Xiao Che çoktan elini Xia Qingyue’ın elinden yıldırım gibi çekmişti. Aynı anda bedeniyle woosh sesiyle birlikte geriye atlamış ve asık bir suratla “Qingyue karıcığım, sen çok zekisin yani elini büyükbabama biraz huzur vermek için tuttuğumu anlamışsındır. Kesinlikle başka bir niyetim yoktu. Onayını almamış olsam da öfkelenip bana saldırmazsın değil mi?” Dedi. (Ç.N: hahaha güldürdün che 😀 )

Xia Qingyue’un ifadesi buz gibi olmuştu. Soğuk bir şekilde “Eğer vücuduma bir daha dokunursan bu kadar kibar olmayacağım” dedi.

“Hey! Bu kadar ileri gidemezsin. Değil mi?” Xiao Che ona gözleri fal taşı gibi açılmış ve morali bozuk bir şekilde “Sadece elini tuttum ve bu kadar sinirlendin… Biz gerçek bir çiftiz. Benle minnet borcunu ödemek için evlensen de biz hala karı ve kocayız. Evli bir çift olduğumuz için her yerine dokunmak normal. Elini saymıyorum bile… Hayır. Daha doğrusu böyle olmalı. Benle bir günden daha az süredir evli olsan da hala ilgisiz ve soğuksun. Düğün gecemizde aynı yatakta yatmamıza bile izin vermedin. Şimdi elini tutmak bile seni bu kadar kızdırıyor… Sobs (Ç.N: Ağlama efekti bu 😀 ) nasıl bir kadınla evlendim? Bu neredeyse imparatoriçe ile evlenmekten daha kötü.” Dedi.

“…” Xiao Che’nin mizacı Xia Qingyue’nın gittikçe daha fazla acizlik hissi veriyordu. İlk kez onu gördüğünde onun soğuk ve gururlu olduğunu hissetmişti. Yavaş yavaş Xia Qingyue onun tavrının sıradan olmadığını hatta bir şekilde gizemli olduğunu hissetmeye başladı. Çoğu zaman Xiao Che 16 yaşında değil de yılların deneyimine sahip bir yetişkin izlenimi veriyordu.

Şimdi bile zorla elini tutmuş olsa da yanlış bir şey yapmamış gibi davranıyordu. Bunun yerine bir çocuk gibi yüzsüzce sanki suçlu başkasıymış gibi şikayet ediyordu. Xia Qingyue bir an için şaşırıp ağlasa mı gülse mi bilemedi. Kalbindeki öfke bile farkında olmadan büyük ölçüde kayboldu.

“Unut gitsin. Oturalım ve yiyelim.” Xia Qingyue güçsüzce söyledi.

“Yani karıcığım Qingyue artık kızgın değil mi? He he. Böyle daha fazla itaatkar bir eş gibi oldun. Hadi yiyelim.” (Ç.N: adamda dil var konuşuyor 😀 ). Xiao Che hemen Xia Qingyue’nin yanına oturup masadaki yeşil fasulyeli keki onun tabağına koydu. (Ç.N: Çinliler her şeyi yiyor alıştık 😀 )

“…”  Xia Qingyue burada bir ay kalmak için ustasından izin istemesini hatalı ve tehlikeli bir karar olduğundan şüphelenmeye başladı.

————-ÇEVİRMEN NOTU———–

Hahaha ben geldim beyler ilk bölüm hayırlı olsun acaba kaç tane gelecek Atg thiefe göre çok uzun ondan çok çıkmaz haberiniz olsun.


Xiao Che karısı ile neler yapacak? Mektupta ne yazıyor? YussHa nın çevirdiği bölümlerde ki kırmızı saçlı kız kim? Ve daha çok merak ettiniz şeyler için bekleyin okuyun ve öğrenin.

Yorum Yap "ATG 14"