Otto Von Bismark Günceli

ATG 118 - YILDIZ KAVURUCU İBLİS NİLÜFERİ

Eylül 04, 2016

Çeviri için Useless, düzenleme için Rising Grey, kontrol, edit için Rising Grey arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar..

BÖLÜM 118 - YILDIZ KAVURUCU İBLİS NİLÜFERİ
“Öldü….Kaptan öldü…..Kaptan öldü!!!”
3 Yardımcı Kaptanlarının artarda öldürülüşünden sonra Paralı Askerlerin en güçlüsü olan Kaptanları korkaklıkla ilk önce kaçan olmuştu ve kaçışının ortasında Yun Che tarafından kolaylıkla öldürülmüştü. Omurgalarını kaybeden Kara İblis Paralı Asker Grubu üyeleri kalpleri korku içinde titrerken düşüncesizce korkuyorlardı. Kara İblisin cesedinin yanında su gibi sakin ifadesiyle duran gence baktıklarında daha önceki mücadele ruhları yok olmuş ve sonsuz korku ve paniğe dönüşmüştü.
Kısa bir ölüm sessizliğinin içinde alevler yavaş yavaş söndü. Soğuk bir ifadeyle Yun Che ileri doğru yürüdü. Onun hareketlerinden sonra en yakındaki paralı askerin gözleri korku içinde küçüldü. Ardından umutsuzca kaçmaya çalışırken çığlık attı. Onun hareketi diğer paralı askerleri şoktan uyandırdı. Hepsi başka bir şeye dikkat etmeden korku içinde kaçmaya başladılar.
“Kaçmak mı istiyorsunuz?” Onların kaçmaya çalışmaları Yun Che’ye rahatlama hissi vermedi bunun yerine gözlerinde buz gibi öldürücü bir niyet belirdi. Bedenini uçurmak için kaynak enerjisini ayaklarının altına yoğunlaştırdı ve birkaç nefes zamanında kaçan paralı asker grubunu yakaladı. Eper paralı askerler kaçarken dağılsalardı o bir şey yapmazdı. Ancak 4 kaptanlarının artarda ölümleri onların kalbinde Yun Che’ye karşı aşırı derecede korku doğurmuştu. Bilinç altlarına yerleşmiş bu korku yüzünden onun önceden durduğu yerin tam tersi tarafa kaçmaya çalışıyorlardı. Ayrıca o yön arka dağların da tek çıkışıydı.
Canları için kaçmaya çalışan insanların arkasında Yun Che havaya doğru yükseğe sıçradı ve  en yüksek noktaya ulaştıktan sonra anında yatay olarak Yıldız Tanrısının Kırık Gölgesiyle hareket edip doğrudan kaçan grubun üstüne geldi. Kılıcıyla aşağı doğru hedeflerken kılıcından alevler yükseldi ve kaşlarının ortasındaki altın Anka damgası kör edici altın bir parlaklık yaydı.
(Ç.N: Ve beklenen an :D )
“Yıldız…..Kavurucu…..İblis….Nilüferi!”
Yun Che’nin tüm bedeni alevler içinde ateşlendi ve aniden aşağı düştü.
BOOOOM!!!!
Yun Che’nin indiği yerden bir patlama sesiyle birlikte gökyüzünü kaplayan alevler patladı. Çılgınca yayılan kaynak enerjisi katman katman yanan Anka alevlerine dönüştü ve dışarı doğru yayılıp bir anda 60 metre çevreyi kapladı ardından acımasızca tüm paralı askerleri içine çekti. Gökyüzünden ona bakınca sanki merkezinde Yun Che olan aniden açan yanan güzel bir nilüfer gibiydi. Ancak her yaprağı ölümcül Anka alevleriyle yanıyordu.
Yanan nilüferin içinden sayısız acı içindeki acınası çığlıklar duyuluyordu. Bu çığlıklar o kadar acınasıydı ki sanki cehennemin 9. katından geliyordu. Ancak Yıldız Kavurucu İblis Nilüferi bu çığlıklara karşı herhangi bir acıma hissetmiyor ve acımadan çiçek açmaya devam ediyordu. Katman katman titrek alevler çiçek açarak nilüfere ekleniyor ve onu giderek büyütüyordu.
Uzakta duran Lan Xueruo uzun zaman boyunca seyretmekten tamamen sersemlemişti. Her ne kadar o çok yaşlı olmasa da şuana kadar çok sayıda uzman görmüştü ve bunlara yüksek seviye Yeryüzü Kaynak Alemindeki insanlar ve hatta Gökyüzü Kaynak Aleminde ki ustalarda dahildi. Ancak o asla ateş özellikli kaynak sanatları kullanarak böyle görkemli bir manzara ortaya çıkaran birini görmemişti. Ve buna Mavi Rüzgar İmparatorluğunda ki en güçlü ateş özellikli kaynak sanatına sahip olan Yanan Cennet Klanı da dahildi.
Daha inanılmaz olan şeyde bu darbenin aslında Yun Che’den……16 yaşında birinin ellerinden gelmesiydi.
“1.seviye Başlangıç Kaynak Alemindeyken 10.seviye Başlangıç Kaynak Aleminde olan birini yendi…tüm bir alemi 1 ay içinde geçti…10.seviye Başlangıç Kaynak Alemindeyken artarda 4 tane Gerçek Kaynak Alemindeki kaynak uygulayıcısını öldürdü…Benim duygularım beni yanıltmamış o kesinlikle benim aradığım kişi.” Lan Xueruo boş boş ileri bakarken hafifçe mırıldandı.
Alev nilüferi çoktan çiçek açıp en büyük boyutuna ulaşırken sefil çığlıklarda azalmıştı. Lan Xueruo alev katmanlarının arasında hala hayatları için umutsuzca yuvarlanan şekilleri görebiliyordu. Kafasını çevirdi ve kalbi derin bir isteksizlik ile doldu. O anda alevlerin içinde Yun Che’nin ağır adımlarla Kaplan Ruhu Kılıcını sürüklerken yorgun bir ifadeyle dışarı doğru yürüdüğünü gördü. Elbiseleri yırtık pırtık olmuştu ve üzerindeki kan lekeleri alev nilüferinin içinde yanarak kararmıştı.
“Küçük Kardeş Yun!” Lan Xueruo aceleyle oraya koşarken haykırdı. Ama adımları Yun Che’ye yakınlaştığında durdu ve bir an için ilerlemeye korktu. Çünkü şuanda onun için şuan ki Yun Che’ye karşı olan yabancılık duygusunu ortaya çıkarmamak imkansızdı…Gücündeki ani dalgalanma aslında daha az önemliydi. O daha önce 3 yardımcı kaptanı öldürürken ve paralı askerleri katlederken her hareketi en ufak bir yumuşaklık yada hoşgörü içermeyen ölümcül hareketlerdi. Ve tek bir ateş nilüferi ile başka bir 70 yada daha fazla paralı asker mezarlarına gönderilmişti…Yüzden fazla insanı bir anda katlederken ifadesinde en ufak bir değişiklik olmamıştı. O açıkça sadece 16 yaşındaki bir genç olsa da aslında böyle iblis gibi bir yaratılışa sahipti.
(Ç.N: Amma laf yaptın alt tarafı 100 kişiyi katletti be kardeş :D sen sütünü içerken o insan öldürüyordu :D )
“Kıdemli Kız Kardeş ben biraz yoruldum….bana biraz yardımcı o/.” Yun Che kararsız bir şekilde sallanırken zayıf adımlarıyla yürüdü. Bunu söylerken bedeni o kadar gevşekti ki neredeyse çökecekti. “Yıldız Kavurucu İblis Nilüferi” 6.aşamadaki Anka alev tekniğiydi. Tek bir hedef karşısında gücü Anka Kanadının Gök Kubbe Dansına göre düşüktü ama bunun yerine son derece korkunç büyük ölçekli yakma yeteneği vardı. Anka Kanadının Gök Kubbe Dansı sadece gökyüzünden kullanılabilirken Yıldız Kavurucu İblis Nilüferi her yerden ve her durumda kullanılabiliyordu. Ama aynı zamanda çok büyük bir miktar enerji tüketiyordu. Kaynak Enerjisi bu kısa sürede Kötü Ruh durumunda kalırken 2 tane Anka Kanadının Gök Kubbe Dansı ve 1 tane Yıldız Kavurucu İblis Nilüferi kullandıktan sonra tamamen tükenmişti.
Lan Xueruo hemen Yun Che’yi desteklemek için öne çıktı. Sormadan önce bir süre tereddüt etti. “Küçük Kardeş Yun…..sen geçmişte çok sayıda insan öldürdün mü?”
(Ç.N: Birkaç tane canım fazla değil :D )
Yun Che yavaşça başıyla onaylamadan önce bir süre sessiz kaldı. “Daha önce öldürdüm…..Çok…çok sayıda insan. Senin hayal edebileceğinden çok daha fazla insan öldürdüm.” Arkasındaki giderek küçülen ateş nilüferine bakarken konuşmaya devam etti. “Kıdemli Kız Kardeş benim bize artık saldırmayı denemeyen ve sadece canları için kaçmaya çalışan insanları öldürdüğüm için zalim ve acımasız olduğumu düşünüyor musun?”
Lan Xueruo bir şey demedi ve sessizce kabul etti.
Yun Che Lan Xueruo’ya baktı ve konuştu. “Kıdemli Kız Kardeş daha önce sana senin doğanın çok yumuşak ve nazik olduğunu söylediğimde bu bir iltifat değildi bu bir şikayetti…Sende onların az çok kötü bir eğilim taşıdığını hissetmişsindir. Onların hepsi katildi ve öldürdükleri insanların çoğu da büyük ihtimal baskın yapıp yağmaladıkları masum insanlardı. Bu insanların daha önce ölmesi gerekiyordu ve hatta ölümleri bile onların işlediği suçları silemez. Daha önce onlar bir aylık bir süre boyunca bizi bu test alanında kapana kıstırdılar ve eğer benim testi geçme gerçeğim olmasaydı biz bu kadar kolay kurtulamayacaktık. Buna ek olarak tüm Anka klanını yok edeceklerdi. Benim onları öldürmem hiçte aşırıya kaçmadı.”
Lan Xueruo küçülen ateş nilüferine bakarken dudakları hafifçe titredi. Bocalayan bir sesle sordu. “Genç yaşımdan beri ustam bana insanlara ve tüm yaşayan canlılara karşı nazik ve yardımsever olmamı öğretti…Onlar gerçekten günah taşıyorlar ama yine de hala hayatlarını yaşıyorlardı. Demin silahlarını atıp kaçmayı bile seçmişlerdi ve böylece bize karşı tehdit oluşturmuyordu. Neden….gitmelerine izin vermedin?”
(Ç.N: Sen bu yaşa kadar nasıl ölmedin :D Av-avcı dünyası bu güzel kız. Av olmak istemiyorsan avcı olacaksın ki ne sen nede sevdiklerin avlanmasın :( )
“Onlar bir grup kötü ve kusurlu insan. Eğer bugün onları bırakırsam yarın başka insanları öldürebilirler ve bu çok çok fazla insan olabilir.”Yun Che kararlı bir şekilde konuştu. “Oysa ki biz onları bugün öldürürsek bunun karşılığında çok sayıda masum insanı kurtarabiliriz. Tabi ki iyi ve masum insanlar öldürülmemeli ama kötü olanları öldürmek bir günah değildir. Bunun yerine sen aslında başkalarını kurtarmış olursun! Gerçek günah onların gitmesine izin vermektir!”
Lan Xueruo: “…”
“Küçük Kardeş Yun sen gerçekten yaptın….Bu harika! Bu gerçekten harika!”
O anda diğer Anka Klanı üyeleriyle oraya doğru yürürken Feng Baichuan hala bilinçsiz Feng Zu’yu taşıyordu. Hepsinin yüzleri heyecan ve gözleri sıcak göz yaşları ile doluydu. Sanki bir Tanrıya bakıyorlar gibi Yun Che’ye tutkulu bir şekilde bakıyorlardı.
Yun Che’nin Kara İblisi öldürdüğü sırada mağaranın mühür oluşumu Feng Baichuan tarafından açılmıştı. Sonraki gördükleri şey akıllarını başından aldı ve duygularını karıştırdı. Onların arasında çok sayıda büyük mırıldanmalarına engel olamadı. “Bu Anka Tanrısının bizi kurtarması için gönderdiği elçi olmalı. Anka Tanrısı bizi asla unutmamış..”
Feng Baichuan’ın elindeki soluk yüzlü Feng Zu’er’e bakınca Yun Che hızlıca konuştu. “Klan Lideri Feng kötü adamlar tamamen yok edildi. Hızlı bir şekilde Zu’er ve geri kalanları evlerine geri getirin ve tüketmeleri için temiz su bulun. Ancak onlara hemen yiyecek yemek vermeyin…Çabuk gidin bu çocuklar şuan tehlikeli bir durumda diğer şeyleri sonra konuşabiliriz.”
“Tamam.”  Feng Baichuan başıyla onayladı. Diğerlerinin yardımıyla bilinçsiz çocukları aldı ve aceleyle vadinin girişine gitti. Ateş nilüferinin yandığı yerden geçerken aniden durdular ve dikkatle dolmuş yüzleriyle ileri baktılar.
Sönmüş ateş nilüferinde soluk yüzleriyle felçli gibi oturan iki tane paralı asker vardı. Kıyafetlerinin büyük bölümü yanarak kararmıştı ve bedenlerinde bazı yerlerde de yanık izleri vardı ama bunlar çoğunlukla küçük yanıklardı. Onlar Yıldız Kavurucu İblis Nilüferinin etki alanının en ucunda olduklarından aslında nilüfer tarafından vurulmamışlardı ve sadece etkisiyle süpürülmüşlerdi. Felçli gibi oturmalarının nedeni ağır yaralanmaları değildi gerçek sebebi aşırı korku yüzünden bacaklarının jöle gibi olmasıydı. Feng Baichuan ve diğerlerinin oldukları yere yaklaştıklarını gördüklerinde hemen genişlemiş gözlerle baktılar ve sadece basit bir sesten ürken bir kuş gibi panik içinde geri çekildiler.
“Demek ağdan kaçan hala birkaç balık varmış!” Yun Che hızlıca Kaplan Ruhu Kılıcını Lan Xueruo’nun eline yerleştirmeden ve apar topar konuşmadan önce şaşkınlık dolu bir yüz ortaya çıkardı. “Kıdemli Kız Kardeş hiç kaynak enerjim yok ve artık bir şey yapamam. Çabuk git ve ikisini öldür. Kesinlikle kaçmalarına izin verme.”
Bilinçsizce Kaplan Ruhu Kılıcını alan Lan Xueruo hareketsizce olduğu yerde durdu. Gözleri hızlıca titredikten sonra kafasını salladı ve konuştu. “Daha önce kimseyi öldürmedim ve kimseyi öldürmek de istemiyorum. Hayatta kalmayı başardılarsa o zaman bu onların kaderidir. Tüm grupları yok edildi ve geri dönecek yerleri yok. Böyle korkunç bir deneyim yaşadıktan sonra cezalarını çektikleri düşünülebilir…Sadece gitmelerine izin verelim. Kara İblis Paralı Asker Grubu artık var olmadığı için gelecekte kötü şeyler yapmaları olası değil.”
(Ç.N: Sen nasıl bir aptalsın ya…)
“Söz konusu bile olamaz!!!” Yun Che sıkı bir şekilde başını salladı.“Yumuşak olmak ve köklerini ortadan kaldırmamak her zaman düşmanlarınla karşı karşıya geldiğinde en büyük tabu olmuştur! Eğer onları öldürmezsen bu tahmin edemeyeceğimiz ciddi sonuçlar doğurabilir. Çabuk yap!!!!”
Yun Che’nin sözleri ısrarcı ve katıydı. Normalde Lan Xueruo’nun karşısındaki nazik halinden tamamen farklıydı. Lan Xueruo’nun dudakları titredi ve yeniden durmadan önce ileri doğru iki adım attı. Ne olursa olsun Kaplan Ruhu Kılıcını kaldıramıyordu. Sonunda sessiz bir nefes verdi ve hala hayatta oldukları için şanslı olan 2 paralı askere döndü. “Gidin! Gelecekte bu kadar hain olmayın. Eğer olursanız bir dahaki sefere bu kadar kolay bir şekilde gitmenize izin vermem!”
(Ç.N: Şuan yapmak istediklerim.)
Lan Xueruo’nun sözleri yerde felçli gibi oturan paralı askerlerin rüyalarından uyanmasına neden oldu ve hemen ayağa kalktılar…Ancak Lan Xueruo’nun düşündüğünün aksine onlar kaçmak için dönmediler. Bunun yerine Feng Baichuan’a doğru sıçramadan önce bakışları karardı.
“Klan Lideri Feng dikkat edin!” Yun Che’nin göz bebekleri küçüldü ve yüksek sesle bağırdı.
Ancak Yun Che’nin bağırması için çok geçti paralı askerler çoktan Feng Baichuan’ın önüne gelmiş ve onu hazırlıksız yakalamışlardı. 6.seviye Başlangıç Kaynak Alemindeki gücüyle nasıl Feng Baichuan ona karşı koyabilirdi? Bir anda Feng Baichuan’ı ileri doğru itti ve ellerinden Feng Zu’er’i kaptı. Daha sonra Feng Zu’er’in boğazını kavramak için ellerini geçirdi ve uğursuz bir gülümseme ortaya çıkardı. “Hepiniz geri çekilin! Geri çekilin!! Yoksa….Hemen bu veledin boynunu koparırım.”
(Ç.N: Lan Xueruo ne belalar açıyorsun milletin başına ya seni adam etmek lazım. )
“Zu’er… Zu’er!” uzağa uçan Feng Baichuan yüksek sesle haykırdı.
Lan Xueruo hızlı bir şekilde konuşurken ifadesi büyük ölçüde değişti.“Sen….seni aşağılık! İyi niyetle senin gitmene izin verdim yine de sen utanmadan böyle aşağılık bir şekilde davranıyorsun! Hemen Zu’er’i serbest bırak!”
“Heh!” paralı asker soğukça güldü. ‘’Bizim paralı asker gurubumuz bu sıradağlarına girmek için büyük bir miktar para ödedi. Bir hazine için tüm grubumuz yok olduktan sonra nasıl gitmeye istekli olabilirim! Hemen hazinenizi teslim edin! Eğer etmezseniz bu veledi boğarak öldürürüm! Bu veledin sizin klan liderinizin oğlu olduğunu biliyorum! Aslına bakarsan ben hazinenin bu veledin hayatından önemli olup olmadığını görmek istiyorum! Eğer teslim etmezseniz….Nasılsa artık yaşamak bile istemiyorum yani ölümün kapısını görmeden önce benimle beraber birini daha götürmek ve acı içinde ağlamanızı izlemek buna değer…..HAHAHAHA!”
Lan Xueruo’nun yüzü öfke içinde solarken yumruklarını sıkıca sıktı. Yan taraftan Yun Che’nin sakin ve buz gibi soğuk sesi geldi. “Kıdemli Kız Kardeş bu senin tereddüdünün ve hoşgörünün sonucu. Senin yardımseverliğin onları serbest bıraktı ve bunun sonucunda  Zu’er’in hayatı onların eline düştü. Bu görmek istediğin sonuç muydu?”
“Ben….ben…”
(Ç.N: Ağla köpek deli ettin adamı. Ben ben ne aptal gibi acımasaydın şu hıyar turşularına bunlar olmazdı. )
“Ve eğer onlar bunu yapmasaydı bile buradan kaçtıktan sonra ne yapacaklarını düşünüyordun? Burada sözde bir “hazine” saklayan gizemli bir köy olduğunu etrafa yayacaklardı. O zaman geldiğine kim bilir kaç tane büyük güç ve tarikat bu “hazine”‘yi aramak için gelecekti. O zaman Anka Klanı kim bilir bundan kaç kat daha büyük bir krizle karşı karşıya gelecek ve belki de bunun yüzünden hepsi katledilecekti.”
Yun Che Lan Xueruo’ya bakıyordu ve her sözü kalbini sanki iğne gibi deliyordu. “Ben insanları öldürdüm. Birkaç yüz kötü insan öldürdüm ve böylece sayılamayacak kadar zarar gören insanın intikamını aldım ve belki de gelecekte onlar tarafından zarar görecek sayısız insan kurtardım. Sen kimseyi öldürmedin ve nazikçe bu 2 pisliğin gitmesine izin verdin bunun yüzünden buradaki genç ve yaşlı 200 masum insan trajik bir şekilde ölecek…Bu senin yardımseverlik ve evrensel sevgi anlayışın mı?”
——-ÇEVİRMEN NOTU—–
Deli ettin be kız :D burada bitmedi biraz daha var :D
Lan Xueruo ne yapacak? Zu’er ölecek mi? Yun Che neler yapacak? Anka klanının bölgesinden ayrılacaklar mı? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin..
Useless sözü :
Acı olmadan öğrenilen ders anlamsızdır, bunun nedeni fedakarlık etmeden bir şey kazanamayacak olmandır.ama acıya dayanıp üstesinden geldiğin an her şeyden çok daha güçlü bir kalbe sahip olursun. evet, tamamen çelikten bir kalbe. – FMA

Yorum Yap "ATG 118 - YILDIZ KAVURUCU İBLİS NİLÜFERİ"