Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 114 - NE YAPACAĞINI BİLMEMEK

Eylül 04, 2016

Çeviri için Useless, düzenleme için Rising Grey, kontrol, edit için Rising Grey arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar..

BÖLÜM 114 - NE YAPACAĞINI BİLMEMEK
“Ne yapmaya çalışıyorsun?”
Jasmine, Yun Che’nin bedenindeki kaynak enerjisinin aniden anormal bir şekilde dolaşmaya başladığını hissetti ve hemen alarm durumuna geçti. Ardından ciddiyetle sordu. “Sen [ANKA KUŞUNUN DÜNYA ŞİİRİ]’nin 5. ve 6. aşamalarını zorla anlamaya mı çalışıyorsun? Sen aklını mı kaçırdın? “
“Ömrüm boyunca sadece 1 kere elde edebileceğim bir şans önümde duruyor. Eğer bunu denemezsem sonsuza kadar pişman olurum.” Yun Che gözleri kapalı bir şekilde cevapladı. Tüm bilinci tamamen yeşim taşın içindeki ruh damgasında yoğunlaşmıştı. [ANKA KUŞUNUN DÜNYA ŞİİRİ] bir ruh damgası kullanılarak kayıt edilmişti yani birisinin onu okumak için ruh gücü kullanması gerekiyordu. Eğer birisi başarılı bir şekilde onu anlamayı başarırsa o gerçekten anlayan kişinin ruhuna kayıt ediliyordu. Eğer anlamayı başaramazsa ise o zamanda test alanından ayrıldıktan sonra bu yeşim taşındaki sözler, resimler ve kaynak enerjisi dolaştırma metotları o kişinin hafızasından tamamen siliniyordu. Bu nedenle bu parçaların kalan kısmını anlamak için sadece 1 ayı olan Yun Che için 5. ve 6. aşamaları geçici bir çözüm olarak ezberlemek ve daha sonra gelecekte anlamak için ilk 4 aşamayı bulmak temelde imkânsızdı.’’
“İlk dört aşama olmadan nasıl 5. ve 6. aşamaları anlayacaksın? Köklere bile sahip değilken doğrudan meyveye mi gitmeye çalışacaksın? Ters yolda gitmeye kendini zorlarsan olacak en olası sonuç kaynak damarlarının bozulması, kanallarının karışması ve hatta hepsini açtığın kaynak girişlerinin teker teker kapanması olacaktır.”
“İlk 4 aşamanın temellerine sahip olmadığım için kendi temellerimi oluşturacağım.” Yun Che sakinlikle cevapladı.
“Kendi temellerini oluşturmak mi? Sen ilk Anka Klanının sonunda bunları elde etmek için kaç on binlerce yıl harcadığını biliyor musun? Ve ilk kurulduktan sonra kaç tane düzenleme, değişim ve evrim uğradığının farkında mısın? Senin en fazla 1 aylık zamanın var ancak sen yine de 5. ve 6. aşamaları anlamak için kendi temellerini oluşturmak istiyorsun.” Jasmine kafasını salladı. “Sen gerçekten eşsiz bir dahi olsan bile yine de bunu yapman imkansız.”
“En azından denememe izin ver.” Yun Che kasten alçak bir sesle cevapladı. Daha sonra bilincinin diğer kısımlarını keserek tamamen [ANKA KUŞUNUN DÜNYA ŞİİRİ]’nin ruh damgasına odaklandı…
Ancak o anda ne Yun Che ne de Jasmine giysilerinin altındaki doğduğundan beri taktığı kolyeden aniden eksantrik bir ışık yayıldığını ve….bir anda söndüğünü fark etmedi.
————————————————
Mühür oluşumunun dışında Lan Xueruo endişeyle bekliyordu. 1 saat geçti…2 saat geçti…12 saat geçti…1 gün ve gece geçti… Lan Xueruo’nun ifadesi çoktan kararmıştı. Feng Baichuan’in kalbide tamamen sessizleşmişti.
“Bu eğitimde insanlar gerçekten ölüyor mu?” Feng Baichuan’in yeniden oraya doğru yürüdüğünü gördüğünde Lan Xueruo ona doğru dönerek cansız gözlerle sordu. Aynı soruyu çoktan bir düzineden fazla kez sormuştu.
Feng Baichuan kalbinin derinliklerinde iç çekti ve sadece onu rahatlatmak için elinden geleni yaptı. “Bazı klan üyelerimiz testlerde gerçekten öldü. Ama…Bu kadar kötümser olmamalıyız. Bunu kesin olarak söyleyemeyiz ama belki de küçük kardeş Yun testleri geçmiştir. Testleri geçen atalarımız dışarı çıkmadan önce bir düzineden fazla gün içerde kalmış…Yani…biraz daha bekleyelim. Belki de her an dışarı çıkarabilir.”
Feng Baichuan bunları söylerken Anka’nın testini birinci elden deneyimlemiş biri olarak sadece 1. Seviye Başlangıç Kaynak Aleminin gücüyle testleri geçmenin imkansız olduğunu açıkça biliyordu. Yun Che daha dışarı çıkmadığından olası tek sonuç çoktan test alanında ölmüş olacağıydı. Ancak o şu anda bu sözleri sadece Lan Xueruo’yu rahatlatmak ve onun umut parçasına tutunması için söylemişti.
“Klan Lideri Feng benim içeri girmemi sağlayacak bir yol var mı?”
Feng Baichuan kafasını salladı. “Test alanına her ay sadece 1 kişi girebilir. Seni içeri sokabilir bir yönteme sahip değilim.”
Lan Xueruo dudaklarını ısırdı ve sessizce test alanının girişinde durup boş boş bakmaya devam ederken başka bir şey söylemedi. Kalbi çılgınca o kişinin figürü için özlem çekiyordu… O aslında gizlice ölçüde endişeli ve huzursuz hissettiği için kendine ne olduğunu bilmiyordu. Ne zaman onun test alanında ölme olasılığını düşünse kalbi şiddetli bir acı deneyimliyordu.
(Ç.N : Sen aşık olma yolunda emin adımlarla ilerliyorsun :D )
Kara İblis Paralı Asker Grubu tarafından dışarıya barikat kurulmuştu, Bin Metre Ses İletişim Tılsımı harcanarak bitmişti, Dev Kar Kartalı hala uykudaydı….Bunların hiçbiri onun ne yapacağını bilememesine neden olmuyordu. Ancak Yun Che tüm gün dışarı çıkmadığında onun zihni çılgınlığa girdi ve ne yaparsa yapsın sakinleşmedi.
2 gün geçti…3 gün geçti…10 gün geçti…15 gün geçti…
Yun Che yine de hala ortaya çıkmadı.
Bu yüzden Lan Xueruo artık daha fazla hayale tutunamadı ve başka bir seçeneği olmadığından acı gerçek olan Yun Che’nin çoktan test alanında öldüğünü ve bir daha oradan asla çıkmayacağını kabullendi.
O bir kaç gündür karanlıkta yaşıyordu ve kalbindeki bıçaklama ağrısı gece veya gündüz durmuyordu. Aslında o bu ağrının nedeninin sonunda bulduğu “umudun” kaybolması olduğuna inanıyordu ama ne yaparsa yapsın bu ağrıyı bastıramıyor ve ne zaman Yun Che’nin yüzü aklına gelse kalbi sıkışıyordu. Gittikçe kafası karışıyordu çünkü bu tür bir acının çoktan üzgün hissetmenin verdiği acıyı aştığını hissediyordu. Ama hangi bölümünün aştığı hakkında hiçbir fikri yoktu çünkü böyle bir duyguyu tarif etmek çok zordu ve bu ona aşırı yabancıydı.
“Lanet olsun! Çoktan yarım ay geçti ama onlar hala dışarı çıkmadı. Açıkça mağaranın içinde yiyecek depolanmış.”
“Ne için endişeleniyorsun! Ne kadar yiyecek ve suya sahip olurlarsa olsun onların kaynaklarının tükeneceği zaman gelecek. Hmph. Bakalım daha ne kadar dayanabilecekler.”
Kara İblis Paralı Asker Grubu hala ayrılmamıştı ve bu noktada içeride gizlenmiş büyük bir hazinenin olduğuna kesin gözüyle bakıyorlardı. Her gün mağarayı sırayla izlemek için 2 grup insan görevlendirmişlerdi ve mağaranın girişini bir an bile korumasız bırakmıyorlardı.
Yarım ay sonra Feng Baichuan’in tutumlu dağıtımı altında Yun Che’nin bıraktığı erzak ve suyun sadece üçte biri kalmıştı. Her gün şiddetle kaçma yolları düşünürken kaşlarını örüyordu. Ancak dışarıdan gelen mutlak baskı kuvvetinin karşısında ne yapacağını bilmiyordu ve hatta beyni duruncaya kadar düşünse bile tek yapabilecekleri acı içinde beklemekti.
20 gün geçti…25 gün geçti….
1 ay geçti…
Mühür oluşumunun koruması altında yaslı Anka Klanı 1 aydır zorlukla dayandıkları yolun sonuna sonunda ulaşmışlardı.
Yun Che’nin Feng Baichuan’a verdiği uzaysal yüzük tamamen boşalmıştı ve tek bir yiyecek tanesi yada bir su damlası bile kalmamıştı. Düşük seviye kaynak enerjileri olan yetişkinler biraz daha dayanabiliyordu ancak yaşlılar ve çocuklar birbiri ardına şiddetli açığın korkusundan çöküyorlardı. Bir kere bilinçlerini kaybettiklerinde bir daha onları uyandırmak imkânsızdı.
Feng Baichuan’ın gözleri derinliğe gömülmüştü ve derin bir çaresizlik ve umutsuzluk uçurumunda boğulurken mağaranın soğuk bir köşesinde oturuyordu. O noktada zaten şimdi ne yapması gerektiği hakkında hiç bir fikri yoktu…. Eğer burada kalmaya devam ederlerse tüm klanları açlıktan ölecekti ancak buradan ayrılırlarsa da acımasız ve gaddar haydutlarına tarafından öldürüleceklerdi. Belki de onlar bu sözde hazineyi onlara teslim edemeyeceklerinden mümkün olan her şekilde onlara işkence ve zorbalığa uğratabilirlerdi ki bu da daha sefil bir ölüm olurdu.
“İçeridekiler iyi dinleyin. Tek yapmanız gereken itaatkar biçimde dışarı çıkmak ve ardından hazineyle o kadını teslim etmek bunu yaparsanız hiç birinize dokunmayacağımıza garanti ederim. Ayrıca biz bu bölgeye bir daha girmeyeceğiz.”
“Onlar gerçekten bir avuç aptal. Böyle saklanarak ne elde etmeyi umuyorsunuz? Kendi hayatınıza değer vermeseniz bile ailenizin ve çocuklarınızın hayatlarına bile değer vermiyor musunuz? İçinde bekleyerek eninde sonunda öleceksiniz. İtaatkar biçimde dışarı çıkıp teslim olun. Bizim koşullarımızı yerine getirdiğiniz sürece hiç birinizin ölmeyeceğine söz veriyorum. Hatta öncelikle hepinizin güzel bir yemek yemesine izin vereceğiz!”
Umutsuzluğun eşiğinde Kara İblis Paralı Asker Grubunun bağırışlarına gittikçe daha zor dayanılıyordu. O anda yaslı bir adam sendeleyerek ayağa kalktı ve konuştu. “Klan Lideri onların söyledikleri doğru burada er yada geç açlıktan öleceğiz. Bu noktada artık saklanmanin bir anlamı yok. Dışarı çıkıp teslim olmamız daha iyi olacaktır belki de dedikleri gibi yapıp bize zarar vermezler.”
“Söz konusu bile olamaz!” Feng Baichuan kafasını salladı ve belirsiz bir şekilde cevapladı. “Sende hissetmiş olmalısın onlar bedenlerinde bize karşı değişken derecede düşmanlık taşıyorlar. Onlar insan hayatıyla ilgilenmeyen gaddar ve acımasız bir Haydut çetesi. Eğer dışarı çıkarsak daha sefil bir şekilde ölürüz ve hatta aşağılanarak acı çekeriz. Biraz daha bekleyelim…Bayan Xueruo kontratlı Kaynak Canavarının uyanmak üzere olduğunu söyledi. O zaman geldiğinde bizimde kurtulmak için biraz umudumuz olur. Hepimiz ölecek olsak bile…Ben açlıktan ölmeyi aşağılanarak ölmeye tercih ederim!”
“Zu’er~~ Xian’er!!!”
Tam Feng Baichuan konuşmayı bitirdiginde Feng Caiyun’un kalp burkucu haykırışı duyuldu. Feng Baichuan aniden kalktı ve karısı Feng Caiyun’un önüne atladı. Feng Zu’er ve Feng Xian’er Feng Caiyun’un kucağında bilinçlerini kaybetmişlerdi. Yüzleri sarı belirtilerle solmuştu ve Feng Caiyun ne kadar bağırırsa bağırsın cevap vermediler.
“Zu’er, Xian’er…” Feng Baichuan’in parmak uçlarından kan sızıyordu ve gözleri yaşlarla doluydu…Daha sonra kafasını tokatlamak için elini kaldırdı ve çaresizlikten neredeyse bayılacaktı.
Tüm bu zaman boyunca köşede kıvrılan Lan Xueruo yavaşça ayağa kalktı. Belki de çok bitkin düştüğü içindir ama 1 ay geçmesine rağmen Dev Kar Kartalı hala uyanmamıştı. O anda başka bir plan yapmazlarsa artık bir gün bile dayanamayacaklarını biliyordu.
“Klan Lideri Feng geçici olarak dışarıdaki mühür oluşumunu açabilir misiniz? Dışarı çıkıp geri getirmek için bir yemek kapacağım.”
Lan Xueruo’nun sözlerini dinlediğinde Feng Baichuan hızlı bir şekilde başını sallama önce sersemledi. “Hayır! Dışarıda çok fazla insan olduğundan bu çok tehlikeli. Onların burnunun dibinden nasıl yiyecek kapacaksın?”
Lan Xueruo kararlı bir bakışla cevap verdi. “Sonuçta benim Kaynak Gücüm Gerçek Kaynak Aleminde. Gerçek Kaynak Aleminde ki bir kaç liderleri orada olmadığı sürece benim için tehlikeli olmayacaktır. Şu anda tüm bu çocuklar daha fazla dayanamayacak. Eğer dışarı çıkıp yiyecek elde edemezsem onlar….”
Feng Baichuan’in dudakları titriyordu. Bilinçlerini kaybetmiş çocuklarına baktı ve sonunda başıyla onaylayıp acı bir şekilde konuştu. “Bayan Lan o zaman mutlaka dikkatli olun…Buradaki tüm büyük adamlar çaresiz yine de senin gibi bir kıza bizim için hayatını tehlikeye atman için sorun çıkarıyoruz. Bu gerçekten….”
“Bu şekilde düşünmenize gerek yok Klan Lideri Feng. Eğer Klan Lideri Feng yeterli güce sahip olsaydı ilk dışarı çıkanın kesinlikle siz olacağınıza inanıyorum. Hemen mühür oluşumunu devre dışı bırakın ve ben dışarı çıktıktan sonra hemen yeniden etkinleştirin. Yiyeceği aldığımda size mühür oluşumunu yeniden devre dışı bırakmanız için ses yoluyla sinyal vereceğim.”
Her ne kadar onun planı çok büyük bir risk taşısa da onların şuan ki krizini rahatlatmak için tek olası geçici çözüm buydu. Feng Baichuan mağaranın girişinde durup kanını mühre damlattı ve endişeyle konuştu.“Dikkatli olmalısın!”
Kırmızı renkli mühür oluşumu yavaşça kaybolmadan önce parladı. Lan Xueruo elinde ki uzun kılıçla dışarı doğru aniden uçarken arkasında beyaz hayali görüntüler bırakıyordu.
———ÇEVİRMEN NOTU———
sonunda laptopa kavustum ama 1 tb hdd yi almışlar 500 gb hdd koymuşlar bende geri verdim :D i ğ ü ö hataları varsa telefondan cevirdigim için :D Yun Che nerede kaldı? Başarıyla öğrendi mi? Lan Xueruo yiyecek alabilecek mi? Feng Baichuan’in çocuklarına ne olacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman bekleyin okuyun ve öğrenin…

Yorum Yap "ATG 114 - NE YAPACAĞINI BİLMEMEK"