Dünyanın Oluşumu Günceli

ATG 100 - DÜŞÜŞ !

Eylül 03, 2016
Çeviri için Roromiya, düzenleme için 1ghostdreamer, kontrol, edit için 1ghostdreamer arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…



BÖLÜM 100 - DÜŞÜŞ ! 


Yun Che ve Lan Xueruo o şekilde aniden aşağıya atlayınca, Xiao Zaihe beklenmedik bir şekilde yakalandı. Vahşi Fırtına Şahin’ini durdurduğu anda onların silüetlerini göremez hale geldi.

“Hıh, çıldırmış olmalılar! Atlayan ben bile olsaydım, o yükseklikten aşağıya atladıktan sonra paramparça olurdum. Ama o velet Zehirli Ateş Asa’sına vurdu, o artık ölmeye mahkûm.”

Altlarındaki yer, geniş bir kır arazisi gibi görünüyordu. Sessiz atmosferle birlikte tehlike sezilebiliyordu. Atlayan o iki insanın ölüme mahkum olduklarından emindi; ancak, Yun Che kendi tarikatının tüm hazinesini yanına almıştı, belki de çalınan bütün eşyaları içinde bulunduracak yeterli mekansal kapasitede bir eşyası vardı. Yun Che’nin yaşamı ya da ölümü değildi önemli olan, asıl önemli olan şey kendi tarikatının hazinesini bulmaktı.

Xiao Zaihe olabildiğince en hızlı şekilde dosdoğru aşağıya daldı. Düşer düşmez vahşi Gerçek Kaynak Canavarı’nın şiddetli saldırısına uğradı. Onu hızlıca saf dışı bırakmak için avuçlarını sağa sola savurdu ancak saldırısının eşek arısı yuvasını delik deşik edeceğini beklemiyordu. Büyük bir grup Gerçek Kaynak Canavarı ona dört taraftan kükremeye başlayarak, korku içinde kaçmasından başka şans bırakmamak için onu zorladı.

Issız arazi yüzlerce mil boyunca uzuyordu. Dört saatten daha fazla bir süredir, Xiao Zaihe başsız bir sivrisinek gibi aradı ancak gökyüzü tamamen kararana dek sürekli aramasına rağmen onların varlığını en küçük bir izini bile bulamadı. Burada kaynak canavarının nüfusu beklenmedik bir şekilde yoğundu ve birçoğu gaddar bir şekilde vahşi huyluydu. Sadece dört saat aramasına rağmen, düzinelerce saldırıya katlanmıştı. İçlerinde düşük seviyede bir Yeryüzü Kaynak Alemi canavarı bile vardı. Vahşi Fırtına Şahin’ine dayanarak onlardan kaçmayı başarmış olsa bile tüm vücudu soğuk ter bir tabakayla kaplanmıştı.

Bu bölgenin saldırgan kaynak canavarları anormal bir şekilde kalabalıktı. Bu saldırgan canavarların Yun Che’nin cesedinden geriye en ufak bir parçası kalmayacak şekilde yiyip bitirecekleri kadar yeterli zaman geçti. Bu da onu bulmalarını imkânsız hale getirecekti. Düşündüğü gibi, kasvetten bıkmasına rağmen Xiao Zaihe, Vahşi Fırtına Şahin’ini Yeni Ay Kaynak Sarayı yönlendirmiş gibi aramayı bırakmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Yun Che’nin Lan Xueruo’ya izin vermesi için ona sarılması ve birlikte aşağıya atlamaları kesinlikle çaresizlikten başka bir seçeneği kalmadığından dolayıydı. Onun yerine, eğer yapmasalardı, kuşkusuz ki Xiao Zaihe’nin elinde ölmüş olurdu. Ama madem atladılar, öyleyse muhakkak ki mücadele edeceklerdir.

Çünkü Jasmine var.

“Delirdin mi sen?!” Yun Che’nin hareketleri Jasmine’i büyük bir şoka sokmuştu.

Vücudu sanki çabucak aşağıya düşmüş gibi, karşısındaki yumuşak ve sıcak bir şekilde sımsıkı sarıldı. Ancak bu çeşit harika bir hissin tadını çıkartmaya vakti yoktu. Sol elini kaldırdı ve yedi farklı şifalı otu anında nazik bir şekilde avucuyla kavradı. Nazik tutuşundaki yedi şifalı ot, Gökyüzü Zehir Sedefi tarafından arıtıldıktan sonra tek bir hapa dönüştü. Bunun üzerine hapı ağzına atıverdi ve gayretle, zorlukla yuttu. Ondan sonra, nihayet Jasmine ile aceleyle konuştu:

“Jasmine, beni kurtarmamalısın! Yoksa sen öleceksin! Şimdilik kendi gücünden bana bir parça ödünç ver, Kaynak Yüzen Tekniğini kullanmama yetecek kadar.

Alev Ejder’ini öldürdükten sonra Jasmine’in bedenindeki güçlü zehir, onu kendi gücünü kullanmaktan aciz bir hale getirdi. Ancak, kendini şahsen serbest bırakmadan gücünün küçük bir parçasını Yun Che’ye ödünç verirse etkisi kesinlikle büyük ölçüde azalacaktı. Lakin…

“Kaynak Yüzen Teknik mi? Kaynak Yüzen Tekniği kullanman dâhilinde gücünün en az Gökyüzü Kaynak Alemi’nde olması gerekir! Şu anki vücudunla bu Derin Gökyüzü yeteneğine karşı koyman nasıl mümkün olabilir? Bir şeyler yanlış giderse birkaç dakikalık bir etkinleştirme ile temel damarların anında parçalanır.

“Şunu aklından çıkartma: Benim temel damarlarım Şeytan Tanrı’nın Kaynak Damarlarından! O kadar kolay bir şekilde mahvedilmeyeceğine inanıyorum! Ayrıca o kadar uzun süre kullanmama gerek yok, sadece birkaç dakika içinde yere yeterince çarpacağız!”

Kulağının dibinde, rüzgârın sesi git gide daha şiddetli geliyordu. Manzara altının görüşü de çabucak hızlı bir oranda artıyordu. Lan Xueruo’nun gözleri de sıkıca kapalıydı, sanki Yun Che’ye tutunurken kollarını bilinçsizce sıkıyordu. Bu yalnızca koruma amaçlı değildi, daha çok farkında olmadığı bir korkudandı.

Bilinci gevşemiş ama altındaki manzaraya odaklanmışçasına gözlerine kocaman açmış duruyordu. Ayaklarının altına hücum eden rüzgâr göze çarpar bir şekilde değişti ve bunun anlamı dünyanın yüzeyine çoktan yakın olduğuydu. Birkaç nefesten sonra, yere şiddetle çakılacaklardı.

“Jasmine!”

Haykırmanın ardından kendi zihnine bağırışı onu takip etti, benzersiz büyüklükte bir güç vahşice temel damarlarını doldurmaya başladı… Öylesine devasa bir güçtü ki, uzayı kontrol edebilirmiş gibi, hatta anında temel damarlarını yakabilecek güçlü enerjiye dahi sahipmiş gibi hissetti.

Yun Che gözlerini kocaman açtı ve gözleri birden keskinleşti. Bu temel gücü tereddütsüzce salıvermeye başladı, bir parçası aşağıdaki hava akımına karşı gönderildi, diğer parçası da bedeninin çevresindeki bölgeyi korumaya alındı. Aniden bir şey tarafından yakalanmış gibi, onun hızı ve Lan Xueruo’nun düşüşü fazlasıyla azaldı. Gittikçe yavaşladı, gittikçe yavaşladı… Fakat zamanın bu kısa nefesleri, Kaynak Gökyüzü Alemi’nin gücü için bile, düşen gücün aksini tamamen ispatlamak için esasen imkansızdı. Yere çakılmadan hemen önce düşüş hızları oldukça süratliydi… Yun Che, Lan Xueruo’nun kolunu hiç çekinmeden ve hassas vücudunu zorla yukarıya doğru çekerken yakaladı.

Lan Xueruo anında gözlerini açtı ve Yun Che’nin dudaklarının köşesindeki hafif gülümsemeyi gördü. Fakat o gülümseme yavaş yavaş gözlerinden uzaklaşıp soldu… O anda kalbinin sıcacık ama yine de acı bir şeyle keskin bir biçimde pekiştiğini hissetti. Dudaklarını açtı ama ses çıkartmak için artık çok geçti.

Bam!

Yun Che’nin vücudu en sonunda yere ulaşmıştı. Sert bir şekilde çakıldıktan sonra sert zemin anında bir sürü parçaya ayrılarak çatladı. Şuuru aniden kaybolmadan önce acıyı hissedecek kadar zamanı bile olmamıştı.

“Küçük kardeş Yun!”

Yun Che’nin düşüşünün dört soluk sonrasında ancak Lan Xueruo nihayet yere ulaşabildi. Lan Xueruo’yu ittiği zaman, gücü çok yumuşak ama beklenmedik bir şekilde de uzundu. Onun düşüşünü yavaşlatan kibar ama aynı zamanda ısrarlı bir rüzgâr dalgası gibi; zeminden on metre yukarıya, sanki havada asılı kalmış kadar kibardı.

O yükseklikten hiçbir hasar almadan kurtulması esasen imkânsızdı. Lan Xueruo, ayakları yere kolayca basmış ve delirmiş gibi Yun Che’ye doğru koşmuştu. Devasa büyüklükteki korkutucu kraterin altında onu gördükten sonra yerde onlarca metre uzağı yararak, gözyaşları çılgınca dolup taştı.

“Küçük kardeş Yun! Küçük kardeş Yun… Küçük kardeş Yun!”

Lan Xueruo, Yun Che’nin vücudunun yanına diz çöktü ve kederle ona seslendi. On yıldan fazladır bir damla yaş dökmemiş biri, şu anda haykırarak ağlıyordu. Göz yaşlarıyla bir selin dalgası gibi akıyordu ve çabucak tüm yüzü de kaplandı. Dudaklarını zorla örtmüş olmasına rağmen, ne yaparsa yapsın ağlamaktan boğulan sesini örtmekten acizdi.

Qin Wuyou’ya önceden söylemişti, Yun Che büyük önem taşıyan, onurlu ve arkadaş canlısı biri gibi görünebilirdi. Eğer zor zamanlarda ona yardım edilseydi, bu iyiliği kesinlikle geri öderdi. En azından, zamanı geldiğinden onun isteğini geri çevirmezdi. Xiao Klanı’nın Dış tarikatının önünde kısaltılmış ruh canavarından Xiao Zaihe’nin peşinden kaçması için onu kurtarmıştı. Ancak hiçbir zaman bu iyiliğini böylesine tutkulu ve kararlı bir şekilde olacağını tahmin etmemişti: can havliyle bedenini ve hayatını kullanarak peş peşe iki kere onu koruyacağını.

Bu dünyada ona karşı iyi olan birçok insan vardı ve yine onu memnun etmek için umutsuzca uğraşan birçok insan daha vardı. Ama o gençliğinden yetişkinliğe kadar, yeterince vurdumduymazlık görmüş, ikiyüzlülük ve kalpsizlik görmüş, yeterince balla tatlandırılmış ağız ve kötü niyetli ihtirasları görmüş geçirmişti… Bunların içinde en yakın aile bireyleri de vardı. Zaman geçtikçe bezmiş, birkaç kere de neredeyse umudunu kesme noktasına gelmişti. Diğer yandan, kaynak yerlere iki yıl içinde taşınmak için evi terk etmemiş, sadece bir parça umut bulabilmek için yapmıştı.

Onun sıcaklığı ve diğerlerine karşı kibar muamelesi doğuştandı. Ama hissizlik ve travma yüzünden çok fazla ıstırap çekmiş biri olarak, kalbini kimseye açmamıştı. Ne zaman insanlarla konuşsa ve gülse, kalbi aslında binlerce mil uzakta olurdu.

Hayatta hiçbir zaman en tehlikeli anında onun hayatını kurtarmak için kendini ortaya atacağını tahmin edemezdi. En azından ne ailesi yapardı ne de onu pohpohlayıp memnun etmeye çabalayan insanlar…

Ama Yun Che, onun arama girişiminde bulunduğu bu küçük çocuk, kalbinin derinliklerinin çırpınmasını sağladı, gözyaşlarının yağmur gibi yağmasını sağladı. Onu hayatında anlayan ilk kişi oldu, bu dünyada, kendi hayatını kullanıp onun hayatını korumaya gönüllü bir kişi varmış… Hem de iki kere.

Ancak bir ihtimal, belki de o bunu çok geç anladı, çünkü bunu tam anladığı anda, bu kişi büyük ihtimalle bir daha uyanmayabilir. Böylesine feci bir düşüşle sadece Başlangıç Kaynak Aleminin kaynak gücüne sahip olan birinin dayanması kesinlikle imkânsız. Tek sonuç, ölümdür.

Lan Xueruo’nun kalbi feci bir ağrıyla yıkılmış ve göz yaşları görüşünü tamamen bulanıklaştırmıştı. Onun bu üzüntüsünde, Yun Che’nin darbesinin bu kocaman krateri paramparça olmasına ve yerde bir sürü çatlağın olmasına rağmen, vücudunun altında biriken hiç kan izinin olmamasını fark etmemişti.

Ağlamasının ortasında, aniden avucunun içinde sıcak bir dokunuş hissetti. O esnada, elektrikle şoklanmış gibi, tüm bedeni titredi ve güzel gözlerini birden açtı. Bulanık görüşünden, Yun Che’nin yavaşça açılan gözlerini gördü. O kadar sefil bir halde ağlamıştı ki, yüzü ağlamaktan bitkin düşmüştü ama o, ona bakmış ve kibarca gülümsemişti. Elleri tam avucunun içinde dinlendiğinde, bu onun ölmediğini haber veren şey oldu.

“Kardeş Yun…” Lan Xueruo birdenbire cehennemi terk etmiş ve cennete girmiş gibi hissetti. Böylesine büyük bir sürprizin karşısında, sesi bile kararsızca saklanmıştı: “Sen… Sen iyi misin?”

“Aslında… Ölmüştüm.” Yun Che yavaşça dudaklarını kaldırıp kısık ve zayıf bir ses tonuyla konuştu. Ama o dudaklarının köşesindeki bir parça gülüş, olağan kabiliyetinden bir şey kaybetmemişti: “Ama Yama bana burada çok güzel ve kibar bir kızın sefil bir halde benim ölümüm yüzünden ağladığını ve bunu izlemeye daha fazla dayanamayacağını söyledi. Ve beni… Geri gönderdi.”

(yama dan kastedilen (yama raja dır )çin mitolojisinde cehennemin hakimi olan varlık)

Üzüntünün ve sürprizin eşiğinde, Lan Xueruo gülmesi mi yoksa ağlaması mı gerektiğini bilmiyordu. Nedense utandı, yüzündeki gözyaşlarını sildi ve zorla sitemkâr bir ifade takınmaya çalıştı. Ancak bu sitemkâr ifade, yağmurdan sonraki armut çiçeği gibiydi ve tarifsiz bir şekilde dokunaklı ve duyguluydu: “Çoktan bu haldesin, ama yine… Yine de hala utanmadan gevezelik yapmayı unutmuyorsun. İleride, kim bilir kaç kız senin bu dilin yüzünden zarar görecek.”

“Hehe…” diye Yun Che güldü.  Bir kahkahanın çıkmasına izin vererek yaraları etkilendi ve acısı kaşlarının kasılmasına sebep oldu: “Öyleyse, acaba… Kıdemli Kardeşe zarar vermek için…”

Karşılaştıkları ilk ünden bugüne kadar, Lan Xueruo ve Yun Che onlar hakkında hiçbir konuşma yapmamışlardı. Ayrıca, konuşmalarının büyük çoğunluğu da hafif alaylı şakalardan oluşuyordu. Onun ağzından çıkan böyle sözcükler duymaya çoktan alışmıştı ve bunların hem komik hem de ilginç olduğunu düşünüyordu. Ama bu defa,  kalbinin derin bir yerlerinden gelen açıklanamaz ve anlaşılmaz bir çarpıntı hissetti aniden. Dudaklarını kaldırdı ve tam konuşacakken, Yun Che’nin gözlerini kapatıp bilincini kaybettiğini keşfetti.

(DN: MERHABALAR… BEN 1GHOSTDREAMER OLARAK BİLDİĞİNİZ YADA YENİ ÖĞRENDİĞİNİZ VARLIĞIM. BU BÖLÜMÜ KİBARLIĞINDAN FAYDALANDIĞIM (!) BİR ARKADAŞA VERDİM ÇEVİRMESİ İÇİN (!) ASLINA BAKARSAK YALVARDIM DİYEBİLİRİZ 😛 UZUN LAFIN KISASI BENİ KIRMADI BU BÖLÜMDE 3 NOKTALAMA İŞARETİ YAPTIM DAHA FAZLASINA DOKUNMADIM BU GÜZELİM ÇEVİRİYİ SİZLER İLE PAYLAŞMAK İÇİN ŞİMDİ SİZLERDEN O TUTKULU VE SAMİMİ YORUMLARINIZI İSTEYECEĞİM

not: TEŞEKKÜR ETMEYENİN KAPORTASINI İTİNA İLE ÇİZİYORUZ 😀

Örnek : TEŞEKKÜRLER Roromiya ELLERİNE SAĞLIK…. 😀

Useless notu : bu mükemmel gizli silahımız başka türlü söylersek gölgelerde çalışan güzel arkadaşımız için yorum atarak onun daha çok bölüm atması yönünde teşvik edebilir  onu mutlu edebilirsiniz.

Yorum Yap "ATG 100 - DÜŞÜŞ ! "