Tankların Tarihi Günceli

Ari 5.5 - Miledi Raisen II

Eylül 24, 2016
Arifureta Shokugyou de Sekai Saikyou:
Kitap 5 Bölüm 5:Miledi Raisen II

Önceki Bölüm |Tanıtım | 



Belirli bir geçidin giriş kapısı… Dikkat edilince geçidin her tarafında duvarlar vardı. Normalde geçit bir çıkmaza varıyordu. Bununla beraber birkaç dakika önce duvarlardan bazıları bir odaya bağlanmıştı.


Sessizlik havada can çekişiyordu. Aniden, kör çıkmaz gibi görünen bir duvardan gelen kıvılcımlar görünmeye başladı ve insanların eğilerek geçebileceği büyüklükte bir delik belirdi. Sürünerek çıkıyorlarken…


“Ace-acele et!”


“Nn? Şunun gibi ezilmek sorun yaratabilir.”


“Normalde böyle bir şeyden dolayı ölmez misin?”


Bunlar Hajime, Yue ve Shia üçlüsüydü. Hajime ve ekibi akreplerle dolu odadan tünel vasıtasıyla kaçtıktan sonra geziniyordu. Daha sonra tavanın çöküp kendilerini ezdiği, standart tuzakları olan bir odaya geldiler.


O odadan kaçmayı başaramamışlardı. Çünkü boş alan devasa büyüklükteydi. Hajime ve Shia ani bir refleks ile çöken tavanı desteklemek için omurgalarını kullanmışlardı. Bu fırsattan istifade Hajime tavanda bir delik oluşturmak için trans mutasyon büyüsü kullandı.


Her şeyden önce, büyü gücünün dağıldığı bu alanda trans mutasyon çok zor hale geliyordu. Trans mutasyon hızı, büyü gücü normal şartlarda harcandığından 10 kat fazla harcansa bile normal şartlardaki hızının dörtte biri seviyesindeydi ve menzili sadece bir metreydi. Üç kişinin geçebileceği bir delik açmak için trans mutasyon büyüsünü sadece Hajime’ nin kullanmasının sebebi buydu. Bunun ardından çıkışa doğru hareket ettiler.


“Lanet olsun! ‘Yüksek hızlı büyü koruması’ bile kullanılamıyor. Ortaya çıkarılan büyü miktarı çok az.”


“Şu an için… Biraz büyü iyileştirme iksiri içmek ister misin?”


“Şimdi değil. Kendi iksirini tamamen iç.”


“Sizler, her nasılsa aşırı soğukkanlı…”


Biraz yorgun hisseden Hajime duvarın üzerinde uzanmışken oturdu. Shia kesesinden büyü iyileştirme iksiri çıkarıp içiyorken Yue ise birini(Hajime) çikolata ile besliyordu. Büyüsünü tazelemek için büyü kristalleştirme taşı kullanması mümkün olsa da, onu muhafaza etmek istiyordu. Üstelik bu durumda büyü iyileştirme iksiri kullanmak daha uygundu.


Yue ve Shia ile beraber bir oyunun içinde bulunduğunu fark eden Hajime “Bunu elimdeki delillerle çürütemem” diye düşünüyordu. Kendisine büyü iyileştirme iksiri verildiğinde ışık hızıyla içti. Li**vitan D. ile neredeyse aynı tattaydı. Hajime farkı anında hissetti. Büyü kristalleştirme taşı ile kıyaslandığında fark belirgin bir şekilde ortadaydı. Kendini coşkulu ve canlılığının arttığını hissetti. Ani bir hareketle ayağa kalktı.


Bir kez daha o sinir bozucu cümleleri duydular.


“Pupu¦, Telaş içinde… Ne kadar sümsük…”


Görünüşe göre bu cümleler tuzak cümleleriydi. Miledi Raisen… Birilerini taciz etmek için olağanüstü gayret gösteren biriydi.


“Biz telaş içinde değiliz! Kesinlikle değiliz! Sümsük de değiliz!”


Bu kişiye karşı tepkili olan Shia bir süre Hajime’ nin bakışlarını izledikten sonra derin bir öfkeyle hırıltıya benzer bir sesle karşılık verdi. Görünüşe bakılırsa Shia’ nın Miledi Raisen’ e olan öfkesi gökyüzüne ulaşıyordu. Bu sinir bozucu sesleri duyduğu her an reaksiyon gösteriyordu. Muhtemelen Miledi yaşıyor olsaydı, ona bakıp sırıtarak “İyi yem zamanında gelirmiş” derdi.


“Bunu görmezden gel. Artık gidelim. Her an kafanı bununla yormana gerek yok.”


“Ne düşündüğün önemli…”


“Uu, tamam.”


Daha sonra geçitten ilerlemeye devam ettiler ve kendilerini farklı tuzaklarla bekleyen odalara ulaştılar. Aniden, her yönden zehirli oklar gelmeye başladı. Gizli tuzaklardan, değdiği yeri eriten sülfürik aside benzer bir sıvı akmaya başladı. Aynı zamanda orada karınca aslanı yuvasına benzer bir yere dönüşen bir oda vardı. Odanın merkezinde solucana benzer bir şeytani canavar ve her zamanki tuhaf sesler… Hajime ve ekibinin stres seviyesi ses hızında artıyordu.


Yine de bütün tuzakları geçmeyi başardılar ve bu zindanda o ana kadar gördükleri en büyük geçide geldiler. Genişliği yaklaşık 6-7 metreydi. Geçit sağa doğru bükülerek eğim almaya başladı. Bu geçit muhtemelen spiral bir şekilde aşağı doğru inen bir geçitti.


Hajime ve ekibi tetikte bekliyordu. Orada, buna benzer büyük bir geçidin tuzaksız olma şansı yoktu.


Bir süre sonra düşünceleri ispatlandı. Rahatsız edici bir mekanizma sesi “Gakon!” kulaklarında çınladı. Aniden, bir mekanizma düğmesi üzerinde yürümediklerinin veya herhangi bir düğmeye basmadıklarının farkına vardılar.


Hajime ve ekibi etraflarını çevreleyen duvarlara karşı tetikte bekliyorken onların aklını “Peki bu ne tür bir tuzaktı?” düşüncesi kurcalıyordu. Ardından bir ses duydular.


GOROGOROGOROGOROGOROGOROGOROGORO”


Bu aşağıya doğru yuvarlanan bir şeyin sesi gibiydi.


“...   …”


Üçlü sessizce durup birbirine baktılar. Ardından üçü de aynı anda havaya baktı. Hiçbir şey göremediler. Çünkü başlarının üzerindeki yokuş çok meyilliydi. Etraftan gelen tuhaf ses daha da gürültülü olmaya başladı ve… Koca bir kaya parçası yuvarlanmaya başladı. Yuvarlanan kaya büyük bir top şeklindeydi. Bu tamamen standart bir tuzaktı. Elbette ümitsizce ileri doğru kaçmaya başladılar.


Yue ile Shia daha hızlı koşabilmek için ayakkabılarındaki topukları dönüştürdüler. Bununla beraber aniden durdular. Çünkü Hajime uzaklaşmıyordu.


“Nn, Hajime?”


“Hajime-san, hemen gidelim aksi halde ezileceksin.!”


İkisi de bağırarak onu ikaz etti fakat Hajime ikisine de cevap vermedi. Sonra sağ elini iletiye uzatarak diz çöktü. Avuç içi ile dev topa dayandı. Sonunda sol elini de uzattı ve bütün limitlerini zorlamaya başladı. Sonra aktive edilen bir mekanizma sesi duyuldu.


Hajime büyük bir hararetle yaklaşan dev topu izledi. Dudaklarındaki ifade kızgın bir gülümsemeye dönüşmüştü.


“Her zaman, beklediğin şeyi yapmayacağım! Bu benim doğama aykırı…”


Suni kolundaki mekanizma sesi sözlerini bitirdikten sonra daha yüksek sesle yankılandı:


“Kİİİİİİ!!”


Ardından,


“GOGAAaN!”


Hajime’ nin suni kolu dev top ile karşılaştıktan sonra yıkılan bir şeylerin sesi yayıldı. Ayakkabılarındaki çiviler sayesinde, dev top onu sadece biraz geriye doğru itebildi. Daha sonra dev topa indirdiği darbe ile top her tarafından çatladı. Dev topun zorlayıcı gücü artık görünmüyordu.


“RAAAAA!”


Hajime büyük bir uğultuyla birlikte sol yumruğunu salladı. Çünkü dev topun dayanıklılığı Hajime’ nin yumruğuyla birlikte neredeyse sınırlarını aşmıştı. Havada uçuşan toz bulutu gibi dağılmaya başladı. Hajime’nin yumruğu galip gelmişti. Dev top küçük parçalara ayrılıp dağılırken etrafa yıldırıma benzeyen bir gürültü yayılmıştı.


Hajime yumruğunu geri çektikten sonra ayağa kalktı. Artık suni kolundan mekanizma sesleri gelmiyordu. Suni kolunda herhangi bir anormallik olup olmadığını kontrol etmek için avucunu birkaç defa açıp kapattı. Bir problem olmadığını görünce Yue ile Shia’ ya döndü:


Yüzündeki ifade gerçekten ihya ediciydi. Bir şey söylemeden sanki “Bunu başardım!” diyordu. Görünüşe bakılırsa Hajime bu olanlara artık katlanamıyordu. Çünkü o rahatsız edici seslerin ardından gelen tuzaklar, Hajime’ nin çok fazla stres biriktirmesine sebep olmuştu.


Hajime’ nin burada kullandığı saldırı Feae Belgaen’ de İhtiyarlardan birine karşı kullandığı saldırı ile aynıydı. Bir kurşunun patlayıcı gücünün işlevi ve “Büyük Kol” ; buna ek olarak dev topu parçalamak için suni kolundaki titreşimi aktive etti. Devasa büyüklükten dolayı bu saldırı ancak bir defa kullanılabilirdi. Normalde bu onun nihai sonuydu. Fakat bunun böyle devam etmesine daha fazla dayanamazdı.  


Hajime tatmin olmuş bir yüz ifadesiyle arkasına döndü. Yue ve Shia heyecanlı halleriyle onu kutladılar.


“Hajime-san, tam da senden beklendiği gibi! Bu çok iyiydi! Gerçekten muhteşemdi!”


“Nn, muhteşemdi.”


“Hahaha, elbette, elbette. Bununla, bu yol…”


Hajime onların övgülerine karşılık vermek istedi. Bununla beraber söylediği sözler sekteye uğradı:


“GOROGOROGOROGOROGOROGOROGOROGORO!!”


Bu garip sesi duyabiliyorlardı. Hajime’ nin gülümsemesi katılaşmıştı. Shia’ nın da ifadesi sertleşti. Yue’ nin yanakları seğirmeye başladı. Hajime arkasına sanki yağlanması unutulmuş bir makinenin çıkardığı sese benzer bir sesle döndü. Onu karşılayan şey ise…


… Siyah rengiyle, parlayan büyük bir metal top idi.


“Yalanlar…”


Hajime bu sözleri katı bir ifadeyle istemeden söyledi.


“Hımm, Hajime-san, belki sadece hayal görüyorum fakat bu şey sanki etrafa bir tür sıvı yayıyor.”


“O eriyor.”


Bu doğruydu. Büyük metalik top onlara yaklaşıyorken yüzeyindeki küçük deliklerden etrafa ürkütücü bir ses ile beraber sıvı  sıçratıyordu.


Hajime bunu teyit ettikten sonra derin bir nefes aldı. Yue ve Shia ile gülümseyerek yüzleşti. Gülümseyerek “ Hadi kaçalım, Lanet olsun!” diyerek hemen fevkalade bir hızla, bir sprinter gibi yokuş aşağı koşmaya başladılar.


Yue ile Shia da birbirine baktıktan sonra sıra halinde Hajime’ nin önünden koşmaya başladılar.


Onların arkasından ise dev metal çözülmemiş sıvı bırakarak ve gitgide hızlanarak kendilerine doğru yaklaşıyordu.


“Hayıııııır! Kesinlikle eriyerek ölmek istemiyorum!!”


“Nn, şimdilik koşmaya devam edelim.”


Shia’ nın yaktığı ağıt geçidin her yerinde yankılandı.


“Hajime-san, daha doğrusu… Bize doğru koşman çok zalimce! Duygusuz! Canavar!”


Shia kendilerine doğru koşan Hajime’ ye tepki gösterdi.


“Seni yaygaracı! Bir öngörü hatası yaptım! Sadece öngörü hatası! Şimdi kes sesini ve koşmaya devam et!”


“Bu mazeret de ne? Bana ne olursa olsun umursamıyorsun, değil mi? Uwaa, eğer ölürsem sana bunun bedelini ödeteceğim!”


“Shia, şaşırtıcı bir şekilde rahat mı?”


Shia ümitsizce koşuyorken bile kararlı bir şekilde şikâyet edebiliyordu. Yue, onun bu tavırlarından etkilenmişti.


Nihayet geçidin sonunu görmüşlerdi. Hajime bunu “Uzak Görüş” özelliği sayesinde teyit etti. Orası oldukça büyük ve geniş bir yer gibi görünüyordu. Bununla beraber gördüğü şeyler biraz tuhaftı. Uzun bir süre geçmesine rağmen odaların zeminini göremiyordu. Belki de Hajime ve ekibinin bulunduğu çıkış odaların bulunduğu yerin üstü, yani tavanıydı.


“Birazdan inişe geçeceğiz.”


“Nn.”


“Evet!!”


Hajime ve ekibi geçitten geniş odaya doğru kayıyordu. Çıkışın bulunduğu yere yuvarlandılar.


Sonra…


“Haa?”


“Nn!?”


“Nneee!!?”


Hajime bıçakları hemen suni kolundan çıkardı. Yue’ nin düşmesini önlemek için sağ koluyla onu tutuyorken sol kolundaki demir ile tutunmayı sağladı.


Aynı zamanda etrafa iğrendirici sıvı sıçratan metalik dev top üstlerinden fırladı ve gözlerinin önünde havuzun içine düştü. “Blub blub” sesleri arasında havuzun dibine doğru batmaya başladı.


“Rüzgâr duvarı.”


Yue sıçramış çürütücü sıvıyı dağıtmak için büyü kullandı.  Bir süre için etraflarını dikkatlice incelediler. Görünürde sıra dışı bir durum yoktu. Hajime nihayet gerginliği omuzlarından atabildi.


Shia hıçkırarak:


“Neden sadece  ben, sadece ben… Uu…”


Bir şekilde, Shia’ nın ağlama sesi duyulabiliyordu. Dikkatli bakıldığında, onun duvara yapıştığını, elbiselerinin etrafındaki bıçaklar tarafından yırtıldığını ve duvara asılı kaldığını görebilirsiniz.


“Neden aniden ağladın?”


“Duygusal değişkenlikten ötürü mü?


“Şu anki durumumu görseydin ne olduğunu anlardın. Yue-san nazikçe biri tarafından tutuluyorken ben ise burada çarmıha geriliyorum. Lütfen bana karşı biraz adil olur musun?”


“Hımm, ne yani, seni kurtarmadım mı?”


“Bu doğru değil. Ben daha çok, bir kız gibi kurtarılmak istiyordum. Yani Yue-san ın nazikçe tutulduğu gibi… Şimdi dosdoğru anladın mı?”


“... Shia”


“Ne var?”


“Asıl gerçeğe bak.”


“Bu ne demek oluyor?


“Görüyorsun Shia. Sen sadece bizim yol arkadaşımızsın ve sonuçta sana davranış şeklimiz de bu… Yue sevdiğim biri ve vücudumun refleks ile hareket etmesini engelleyemememin sebebi de bu, öyle değil mi?”


“Uuu…”


Bu mazur görülebilir şikâyet ve mazur görülebilir kelimeler, Shia’ nın, çarmıhta gözlerinin kenarlarından gözyaşları akıyorken söylenmişti ve inilti sesleri duyulabiliyordu. Hajime Yue için “Sevdiğim biri” dediği zaman Yue’ nin yanakları kızarmaya başladı. Zaten Hajime onu tuttuğu anda yanaklarını Hajime’ nin göğsüne sevgiyle dayamıştı.


“Ke- sinlikle, seni kendime âşık edeceğim ve bana sarılarak beni kurtaracaksın!”


“Ne kadar da hevesli bir arkadaş…”


“Gördüğüm kadarıyla çok isteklisin. Buna dikkat edeceğim.”


Asılı bir şekilde duruyorlarken ve altlarında aşındırıcı sıvıdan oluşan bir havuz varken, Hajime ve ekibi hala aşk maskaralığı yapabiliyordu. Beklendiği gibi çok sakinlerdi.


Hajime ve ekibi demiri kullanarak bir sarkaç gibi hareket ediyordu. Ardından tehlikeli sıvıyla dolu havuzun üzerinden atlayarak zemine ayak bastılar.


Dikdörtgen şeklinde bir odanın içindeydiler. Duvarların iki tarafında, uzun kılıçlarla ve kalkanlarla donatılmış şövalye zırhları vardı. Odanın en ötesinde bir merdiven vardı. Bunun yanında bir sunak ve kutsal bir koku yayan bir kapı vardı. Sunağın üzerinde ise elmas biçimli, sarı bir kristal vardı.


Bunu gören Hajime etrafa baktıktan sonra hafifçe gerildi.


“Belli ki bu bir kapıydı. Bu Miledi’ nin bir hobisi mi? Eğer öyleyse rahatlayıp neşeleneceğim. Bu şövalye zırhı takımı çifti kötü bir his mi veriyor mu? Yoksa bana mı öyle geliyor?”


“Bu normal. Her şey söz verildiği gibi olacak.”


“Onlar bize saldıracak mı? Sonuçta kesinlikle normal olmayacak.”


Hajime ve ekibi bunları söylerken odanın merkezine doğru ilerlediler.


Etrafa onların aşina olduğu bir ses yayıldı:


“GAKONn!”


Hajime ve ekibi aniden durdu. Etraflarına bakıyorken ve şövalye miğferlerindeki göz yarıklarından bir parıltı yayıldığında “Tam beklendiği gibi…” diye düşünüyorlardı. Sonra şövalye zırhları görüş açılarından hareket ederken, metallerin sürtünme sesleri etrafta yankılanmaya başladı. O noktayı 50 olarak numaralandırdılar.


Bu şövalyeler küçük bilek hareketleriyle ellerindeki büyük kılıçları yönetiyorlardı. Daha sonra kuşatma görevini tamamladılar.


“Haha, bu tamamen söz verildiği gibi… Onlar hareket etmeden önce, onları yok etmekte bir sakınca olmasa da… Yue, Shia, yapacak mıyız?”


“Nn…”


“Ço- çok fazla değiller mi? Hımm, ne olursa olsun yapacağım.”


Hajime Donner-Schlag ikilisini çıkardı. Materai’ nin makineli tüfeği bu kadar çok düşmana karşı daha etkili olsa da, orada kendilerini bekleyen ne kadar tuzak olduğunu bilmiyordu. Gelişigüzel ateş edilen mermi yığını kendilerinin zarar görmesine neden olabilirdi. Bu yüzden Donner-Schlag ikilisini kullanmayı tercih etti.


Yue, Hajime’ nin söylediklerini mücadele ruhu dolu bir sesle cevapladı. O zindanda en az ateş gücüne kendisinin sahip olduğunu anladı. Fakat bu sorumluluğu alamazdı. Ayrıca Hajime’ nin ekip arkadaşı olarak da kaybetme lüksü olmayacaktı


Shia’ nın tarafından bakılacak olursa, belini biraz aşağıya doğru eğdi. Bu ekip üyesi(yani Shia) güç açısından değil de, gücün etkisi açısından ekibin en zayıf üyesiydi. Savaş deneyiminin hala oldukça zayıf olduğunun farkındaydı. Her şeyden önce, dar geçitteki şeytani canavarlarla olan mücadelesi sadece 5 gün sürmüştü. Yue ile yaptığı taktik mücadele de eklenirse, toplam tecrübe süresi sadece 2 haftadan biraz daha fazla oluyordu. Nezaketiyle bilinen Haulia Kabilesinde mensup olması, onu savaşta dirençli tutum göstermekten alıkoyuyordu. Hatta düşmanlarıyla karşılaştığında Doryukken’ i taşıması bile büyük bir cesaret göstergesi olarak kabul edilebilirdi.


“Shia”


“Evet! N-ne oldu Hajime-san?”


Hajime’ nin kendisine seslendiğini duyunca endişeli bir sesle ona karşılık verdi. Hajime’ nin sesi her zamankinden daha şefkatli gelmişti. Ya da Shia öyle hayal etmişti.


“Sen güçlü birisin. Bunu garanti ediyoruz. Bu golem* yaratıklara karşı yenilmeyeceksin. Bu sebeple asla zayıf olduğunu düşünme. Eğer işler senin için tehlikeli olursa mutlaka sana yardım edeceğim.”


“Nn, Çırağımın sorunlarıyla ilgilenmek benim görevlerimden biri…”


*Ç.N. : Golem, Yahudi sinagogların diriltebildiğine inanılan, topraktan veya kilden yapılmış mitolojik bir yaratıktır.


Shia, Yue ile Hajime’ nin sözlerini duyduktan sonra istemeden gözyaşlarına hâkim olamadı. Mutlu olduğu çok açıktı. Shia, onlara yük olduğundan dolayı kendisine sert davranıldığını düşünse de o anda içinde bulunduğu durum kendisini huzursuz ediyordu. Bu, gereksiz bir endişeydi. Bir acemi sadece, bir aceminin yapması gereken şeyleri yapmalıydı. Shia, bütün vücut gücünü aktive etti ve sonra güçlü bir şekilde yere bastı.


“Huhuu, Hajime-san bana karşı sevgi dolu sözler sarf ediyor! Şimdi kendimi tamamen motive olmuş hissediyorum! Yue-san, bana yakın olman için en uygun zaman bu gün!”


“Bu kadar kendinden geçme!”


Hajime ve Yue ona şaşırmış yüzlerle baksa da Shia ne onlara dikkat etti ne de onların söylediklerini duydu. O, şövalyelerle karşı karşıya gelince, onlara bakış attı.


“Buraya!! Gel!”


“Hayır, daha önce söylediğim gibi, bu malzemeleri nasıl edindin?


Hajime’ nin, 50 kişilik golem şövalye grubunun geldiğini görmesi bile, yorulması için yeterli olmuştu. Golem şövalyeleri, Hajime’ nin ruh halini anlamış gibi müthiş bir hızla saldırıya başladı.  

Yorum Yap "Ari 5.5 - Miledi Raisen II"