Tankların Tarihi Günceli

Ari 5.4 - Miledi Raisen I

Eylül 24, 2016
Çevirmen ve Düzenleyici: AsitPetix

Arifureta Shokugyou de Sekai Saikyou:

Kitap 5 Bölüm 4:Miledi Raisen I


Hajime ve ekibi Büyük Zindan’ a ulaşmak için yola koyulmuş, vadinin coğrafi zorluğunun yanında sayısız şeytani canavarla mücadele etmek zorunda kalmışlardı. Kamp yaptıkları bir yerde Shia’ nın tesadüfen bulduğu bir geçitte Raisen Büyük Zindanı’ nı buldular.

***

Raisen Büyük Zindan’ ı beklediklerinden çok daha zorlu bir yerdi.

İlk önce, hiçbir şekilde büyü kullanılamıyordu. Çünkü büyü gücünün yayılımı dar geçitli vadilerde olduğundan daha güçtü. Büyü konusunda uzman olan Yue için bile, burası büyü yapabilmesi için ona ekstra bir ağırlık yüklüyordu. Yüksek seviyede bir büyü kullanabilecek güce sahip değildi ve kullanabileceği büyünün seviyesi burada sınırlandırılıyordu. Büyüyü kullanabileceği etkili menzil ancak beş metreyi buluyordu. Fakat mevcut büyü gücü savaşabilmesi için bir şekilde kendisine yardım ediyordu. Bununla beraber, o anda ki gücü düşmanlarını tek vuruşta öldürebilmesi için yetersizdi.

Buna ek olarak, bir miktar büyü kristalleştirilmiş bir şekilde bulunsa da o bölge de kullanılamıyordu. Sonuçta tüketim oranı çok fazlaydı. Sadece Yue orta seviyeli büyü kullanabiliyordu. Çünkü büyü kullanımında gerçekten bir dahiydi. Çoğu insan onun durumundayken çaresiz kalırdı.

Hajime bile Yue’ nin yeteneklerinden etkilenmişti. “Aerodinamik” ve “Rüzgar Pençesi” gibi vücudun dışında yayılma prensibiyle çalışan büyüler bile kullanılamıyordu hatta “Yıldırım Örtüsü” nün bile verimi epey azalmıştı. Donner-Shlag ikilisinin gücü bile normal seviyelerinin yarısına inmişti.


Ç.N. : Bu Miledi Raisen dedikleri yer bizim evle çok fazla ortak nokta taşıyor. Sonuçta bizim ev de zindan gibi ve hiç şebeke çekmiyor??

Bu yüzden beden gücü bu zindandaki en önemli silah olmaya başladı. Bu aşamada Hajime’ nin ekibinde Shia en çok ön plana çıkan kişi oldu.

Bu yüzden Hajime’ nin ekibindeki kendine güvenen tavşan kulaklı kız…

“Biliyorsunuz, bunu başaracağım… Kesinlikle… Buradan bir fırtına gelip geçmiş gibi her yeri darmadağın edeceğim.”

Omzundaki Doryukken ile, yemini arıyormuşçasına etrafı inceliyordu. İçinde çok derin bir öfke taşıyordu. Hatta konuşurken ses tonu tuhaflaşmaya başladı. Bunun sebebinin ise, Miledi Raisen’ in hainliği olduğunu görebilirsiniz.

Hajime ile Yue Shia’ nın bu tutumuna yönelik hiçbir şey söylemedi. Çünkü onun nasıl duygular içinde olduğunu gayet iyi anlıyorlardı. Bunun sebebi ise onun birileri tarafından onurunun kırılmış olmasıydı. Hajime ile Yue’ nin o anda psikolojik durumları bu yöndeydi. Hajime ve ekibi yola devam ediyorken birçok tuhaf eşyaya ve bazı duvarlarda oyma yazılara rastladılar. Hajime ve Yue’ nin öfkeyle ilerleyen Shia gibi hissetmesinin sebebi de buydu.

“Fuhihi”

Nihayet, Shia’ nın bulunduğu yerden tuhaf bir kahkaha sesi gelmişti. Oraya geldiklerinde Hajime’ nin aklına oldukça kötü şeyler geldi.

***  

Shia rahatsız edici taşbaskıyı yok ettikten sonra, Hajime ve ekibi geçitte ilerlemeye devam ettiler ve geçidin sonunda devasa bir alana geldiler.

İçeride merdivenler ve başka geçitler vardı. Girişten itibaren devam eden geçit düzenden uzak ve darmadağınıktı. Geçit üstünkörü birleştirilmiş lego blokları gibiydi. İlk kattaki merdiven üçüncü kattaki bir geçitle birleştirilmişti ve üçüncü kattaki geçit birinci kata giden ve gitgide yokuş olan bir geçitti. İkinci kattaki merdiven hiçbir yere varmıyordu; orada sadece duvar vardı. Gerçekten mide bulandıracak kadar karmaşıktı.

“Bir kez daha, bir bakıma zindan gibi bir yerde olduğumuzu gördük.”

“Nn, burası kafa karıştırıcı.”

“Bir zindandan beklendiği gibi burası berbat bir insan tarafından yapılmış olmalı. Bu düzensizlik de muhtemelen onun aklındakileri temsil ediyordur.”


“… … Çünkü nasıl hissettiğini biliyoruz. Şimdi sakin olma zamanı…”

Shia o an bile öfkeliydi. Hajime de onun duygularını paylaşıyordu. Biraz da şaşkın bir halde:

“Pekala, şimdi nasıl ilerlememiz gerekiyor?”

Bu konuda Shia’ nın pek umudu yoktu.

“Hajime… Bu konuda düşünsen de bir yol yokmuş gibi görünüyor.”

Yue de aynı düşünüyordu:

“Nn, hımm haklısın. O halde bulunduğumuz yerleri işaretleyerek ve haritasını çizerek ilerleyelim.”

Hajime Yue’ nin söylediklerine başını salladı. Haritaya almak bir zindanı araştırmak için yapılabilecek en iyi şeydi. Bununla beraber, böylesine karmaşık bir zindanın haritasını tam olarak çizebilmenin ne kadar zor olacağını düşününce, istemeyerek hiddetle baktı.

Aynı zamanda Hajime’ nin “işaretleme” dediği şeyden kasıt  “iz takipleme” adında bir büyüydü. Bu büyü ile büyünün işaretlendiği yere daha sonra kullanılabilmesi için büyünün gücü aktarılıyordu. İşaret nesnelerin üzerinde kullanıldığında, Hajime iz sürerek nereye gittiklerini anlayabilirdi. Hajime o bölgede duvarları işaretlemeyi tercih etti. Çünkü duvarlardaki işaretler görülebilirdi, dolayısıyla Yue ile Shia bu işaretleri daha kolay görebilirdi. Büyü gücünün doğrudan uygulanmasından dolayı büyünün dağılması daha az oluyordu.

Hajime geçidin giriş kısmına hemen bir işaret koyarak ilerlemeye devam etti.

Geçit 2 metre genişliğindeydi ve tuğlaya benzer sayısız bloktan yapılmıştı. Duvarın belli belirsiz bir ışık yaymasından dolayı görüş alanında bir problem yoktu. Belki de yeşil ışık materyalinden farklı bir madde kullanıldığından, etrafa mavimtrak bi ışık saçılıyordu.

Hajime “mineral değerlendirme” büyüsünü kullandıktan sonra bunun “fosfor cevheri” denilen bir maddeden yapılmış olduğunu anladı. Görünüşe göre bu cevher havayla temas ettiğinde ışık saçıyordu. İlk odada ışık adına bir şey yoktu. Bir ahit taşının hafifçe göründüğü yerden bir siluet yaklaşıyordu. Taştan yaşlı bir insan sesi geliyordu. Sonunda ilk odadaki fosfor cevheri havayla temas ederek etraf birdenbire aydınlandı.

Bu, Hajime’ nin karanlık ve uzun yollarda kendi kendine istemeden düşündüğü şaheser bir Japon animesiydi. Aniden:

“GAKONn”


Bu ses, Hajime’ nin üzerine bastığı tuğlaların birinden çıktı. Bu tuğla Hajime’ nin ağırlığından dolayı yere gömülmüştü. Hajime ve ekibi içgüdüsel olarak “haa?” diye biraz da yüksek bir sesle tepki verdiler ve ardından ayaklarına doğru baktılar.

Tam o anda:

“Shaaaaa!!”

Etrafta kayan bıçakların sesleri yankılandı ve duvardaki tuğlaların arasında kayboldu.Testere ağızlı dev bıçaklar yüksek hızla dönerek ve titreyerek geliyordu. Bıçaklar sağ taraftan boyun hizasından; sol taraftan ise bel hizasından geliyordu.

“Kaçın!”

Hajime hemen o anda onlara bağırdı ve diğer ikisi gibi,  arka tarafından  matr** kahramanı gibi iyice eğilerek bıçaklardan kurtuldu. Yue’ nin zaten kısa olmasından dolayı keskin bıçaklardan kurtulması için sadece çömelmesi yetmişti. Shia da bu saldırıdan yara almadan kurtulmuş gibi görünüyordu. Hajime’ nin ardından “Hawawawa” şeklinde sarsıntılı haykırışlar duyuluyordu. Seste bir acı hissedilmiyordu. Bu yüzden Hajime, kimsenin zarar görmediğini tahmin etti. Tavşan kulağın ucundaki saç hafifçe kesilmiş olsa da bir yaralanma yoktu.

Öldürücü arzuyla dolu iki bıçak ve şer Hajime ve ekibine zarar verememişti. Bıçaklar duvarın içinde kaybolmuştu. Olası ikinci saldırı dalgası için ihtiyatlı davranan Hajime, etrafa dikkatlice baktı. Bununla beraber tehlikeli bir şey görünmüyordu. Rahatlamış hisseden Hajime derin bir iç çekti ve ardına bakıp hafifçe titredi.

Hajime içgüdüsel olarak dışarı fırladı. Dengeli bir şekilde Yue ile Shia’ yı kurtarıp geri çekildi. O anda Hajime ve ekibinin biraz önce bulunduğu yere sayılamayacak kadar çok bıçak düştü ve tereyağından yapılmış bir zemine giyotin düşmüş gibi yeri parçaladı. Beklendiği gibi bu bıçaklar da az önce atılanlar gibi titreyerek ve yüksek hızla dönerek uçuyordu.

Hajime soğuk terler dökerek, sadece birkaç santim ileriye düşen bıçaklara bakıyordu. Yue ve Shia da olayın dehşetinden kaskatı kesilmişti.

“Bu tamamen fiziksel bir tuzak. Bu tuzağı sihirli gözümle bile göremedim.”

O ana kadar, Hajime tuzaklardan mükemmel bir şekilde kaçabilmişti. Çünkü o ana kadar yapılmış tuzaklar büyü tuzaklarıydı. Büyük zindanda gördüğü bütün tuzaklar büyü içeriyordu.  Bu yüzden bu tuzak bir büyü tuzağı olsaydı Hajime bunu suni gözüyle görebilirdi. Bu yüzden, suni gözü herhangi bir şeye reaksiyon göstermedikçe kendisini tehdit edecek başka bir tehlike olmayacağını düşündü. Kısaca, fizik gücüne fazlasıyla güveniyordu.

“Ouu! Bir an için öldüğümü düşündüm. Hajime-san, bunun dışında, artık şuna bir son verir misin? Yapay eline böyle durumlar için sahip değil misin?”

“Hımm, o bıçakların keskin olduğunu düşünmüyor musun? Bu bıçaklar onu kesemeyecek olsa da çizikler olabilir. Şu anda Vajra kolumu kullanamam.”

“Çi-çizikler mi? Ekipman ve benim aramda hangisi daha önemli?”


“Hımm, sonuçta şu anda güvendesin. Bu iyi değil mi?”

“Ne? Bu konuyu değiştirme de ne böyle? Bu doğru değil, değil mi? Daha önemli olan şey benim, değil mi? Değil mi?”

Shia, kendisini budala yerine koyan Hajime’ ye soru sormaya çalıştı ve Yue o anda Shia’ ya sözle sataştı:

“…Sızdırıcı tavşan. Beceriksizliğin yüzünden neredeyse ölüyordun.”

“Sı- sızdırıcı mı? Lütfen sözünü geri al Yue san! Ne olursa olsun, bu benim için rezaletti!”

Tavşan serisinde yeni bir rezalet kapısı açılmış oldu.

Shia bu alay etmelere katlanmıştı. Bu zindana girdiğinde, ardı ardına iki defa ölümle yüzleşmesine rağmen bu tehlikeleri enerjik olması sayesinde atlatmıştı. Beklendiği gibi Shia’ nın en önemli özelliği zorluklara katlanmaktı.

Shia’ nın şikayetçi olduğu şey, Hajime’ nin bir süre önce suni koluyla durdurduğu bıçaklı saldırıları farklı seçeneklerle de savuşturabileceğiydi. Hajime’ nin ceketi savunmasıyla böbürlenen bir şeytani canavarın derisinden yapılmıştı ve bu ceketin iç tarafında koruyucu noktalar vardı. Böyle bir saldırıda bu koruyucuları kullanmadan hasar alması yersiz olurdu.

Bununla beraber bu tuzaklar o an için Hajime ve ekibine göre güçlü değildi fakat normal insanları yok etmek için kesinlikle orantısız güç sayılırdı. Orada normal bir savunucu olsaydı bedeni ikiye ayrılırdı. Sonuçta Hajime’ nin Abbys’ te edindiği materyallere sahip değilseniz hayatta kalabilmek için saldırılardan kaçmaktan başka bir seçeneğiniz olmazdı.

“O halde, saldırılar sadece bunlarla sınırlıysa problem yok sayılır.”

Hajime, Yue ile Shia arasındaki tartışmayı dinlerken bu sözleri kendi kendine söylemişti. O saldırıların ne kadar güçlü olduğunun bir önemi yoktu. Eğer tuzaklar sadece fiziksel saldırıdan ibaretse Hajime’ yi kesinlikle öldüremezdi. Yue’ nin zaten “oto-yenilenme” özelliği vardı. Bu özelliği sayesinde bir tuzağa kurban gitmesi mümkün değildi. Başka bir deyişle… Tehlikede olan tek kişi Shia’ ydı. Shia  kendisine nasıl bakıldığını bilmese de, onun stres seviyesi göklerdeydi.

“Ha? Hajime-san, neden böyle acıyan gözlerle bakıyorsun?”

“Shia, lütfen güçlü bir şekilde yaşa.”

“Eh? Ha? Neden aniden böyle şeyler söyledin? Bunun altında nahoş bir şey hissetmeme rağmen…”


***

Hajime ve ekibi tuzaklardan sakınarak ilerlemeye devam ettiler.

O ana kadar bir tane bile şeytani canavar görmediler. Bu zindanda şeytani canavar olmama ihtimalinin mümkün olduğunu düşünseler de bu düşünce fazlaca iyimserdi. Aniden ortaya çıkmaları sürpriz sayılmazdı. Çünkü bu da tuzakların bir parçasıydı.

Hajime ve ekibi geçidi geçtikten sonra boş bir alana vardılar. Odalara giden yollar üçe ayrılıyordu. O an için, Hajime ve ekibi önce aşağı kata inen merdivenlerin bulunduğu en soldaki yolu seçip işaretlediler.

“Uu, her nedense bu konuda içimde kötü bir his var. Bak, tavşan kulaklarım ara vermeksizin soldan sağa doğru hareket ediyor.”

Merdivenlerden birkaç adım gitmişken Shia bu sözleri ağzından kaçırıvermişti. Söylediği gibi tavşan kulakları önce dik durdu, ardından soldan sağa doğru hareket etmeye başladı.

“Sen, şimdi böyle tuhaf şeyler söyleme! Ne zaman ağzını açsan tuhaf bir şey oluyor!”

“Bu benim mi hatam?”

“Tuhaf tavşan!”

Hajime ve Shia konuşuyorken etrafta hoş olmayan bir ses yankılandı ve aniden, merdiven basamakları kayboldu. Bu çok meyilli bir merdivendi ve merdivenlerin yok oluşuyla orada bir meyil oluştu. Dahası, yüzeydeki sayısız delikten katrana benzer kaygan bir sıvı akmaya başladı.

“Ah, bu!”

Merdivenler boş bir meyile dönüştükten sonra Hajime kaymamak için ayakkabılarının tabanındaki çivilere mineral dönüştürüp aktardı ve daha güçlü durabilmek için yapay kolundaki parmakları da mineral dönüştüren çiviler haline getirdi. Yue kaymadan önce hemen Hajime’ ye doğru fırladı. Bunu tahmin eden Hajime kendini zaten desteklemişti. Beklendiği gibi böyle bir yerde bile uyumla hareket ediyorlardı.

Bununla beraber, orada hala böylesine işbirliği yapamayan biri daha vardı. Anlaşılacağı üzere bu kişi Shia’ ydı.

“Aaaaaahh!”


Orası bir meyile dönüştükten sonra Shia bir çığlık attı ve ardından başının arkası sert yüzeye çarptı. Acı içinde kıvranıyorken, katransı sıvıyla kaplanıp yer boyunca kaydı. O durumda, bir bakıma bacakları M harfi gibi açıkken Hajime’ nin yüzüne düştü.

“Buu!”

Darbeden dolayı yapay kolundaki çiviler koptu. Sol koluyla Yue’ yi tutarken geriye doğru devrildi. Sonra ayaklarındaki çiviler de koptu ve ardından meyilden baş aşağı bir şekilde kaymaya başladı. Shia, ters bir pozisyonda Hajime’ nin başının üstündeydi.

Ç.N. : Başımın üstünde yerin var dedikleri bu olsa gerek??

“Seni! Sakar tavşan! Hemen şimdi kalk!”

“Özür dilerim. Fakat kalkmak için…”

Kayıyorken hızları artmaya başladı. Hajime ümitsizce çivileri yapay koluna ve ayakkabıların tabanına monte etmeye çalıştı fakat çok hizlı gittikleri için işler pek iyi gitmedi. Ardından merdiveni dönüştürmeyi denedi fakat zindanın içindeki büyü dağılması sorunuyla bu metod da iyi sonuçlanmadı.

Shia ayağa kalkabilmek için bir şekilde sürünüp kalkabildi. Sonra ise Hajime’ nin üzerinde at sürüyormuş gibi bir pozisyon aldı.

“Doryukken’ in sapını kullan!”

Hajime Shia’ ya bu talimatı verdi. Shia’ nın taşıdığı Sledgehammer ve Doryukken’ in birkaç özelliği vardı. Çekiçlerin baş kısmını destek olarak kullanabilmek bu özelliklerden biriydi. Bu, hedefe odaklanarak delicilik gücünü artırmaya yarayan bir mekanizmaydı. Eğer yüzeyi delebilselerdi, durmak için bir şansları olurdu.


“Pekala Hajime-san! Bunu bana bırak! Yol…”

Shia arkasına bağlı olan aleti çıkarmaya çalıştı. İleriye doğru bakan Shia tedirgin edici bir şekilde haykırmaya başladı.

Hajime neler olduğunun farkına vardı. Shia kayıyorken düşüyormuş gibi bir izlenim bıraktı.

“Kh! Yue!”

“Nn?”

Hajime derhal Yue’ nin ismini andı. Hajime’ nin ses tonundan onun amacının ne olduğunu sadece Yue anlayabilirdi.

“Shia, sıkı tutun!”

“Ta-tamam!”

Hala hajime’ nin üzerindeyken ona sıkıca tutundu. Nihayet yamacın sonuna gelmişlerdi ve ardından hepsi birlikte boşluğa doğru uçtular. O an fırsattan istifade Yue büyüsünü aktif hale getirdi:


“Yükseliş!”

Bu, rüzgar sistemi kullanılarak yapılan basit seviyede bir büyüydü. Büyü dikey bir hava akımı oluşturarak onu kullanan kişinin sıçrama gücünü artırıyordu. Bu yapay uçuşu bir büyüyle ancak uzman biri yapabilirdi. Bununla beraber, bu bölgede büyü gücünü sürdürmek güç bir meseleydi. Bu yüzden Yue’ nin yapmış olduğu büyünün etkisi sadece birkaç saniye sürdü ve bunun etkisiyle sadece kendileri havada durabildi.

“Bu kadar yeterli.”

Hajime’ nin kıvanç dolu sesi yankılandı. Bu doğruydu. Hajime için etrafını tanıyıp onaylayacak kadar sürenin olması yeterliydi. Yue görkemli bir şekilde onun beklentilerine cevap vermişti.

Sol kolunda Yue ve boynunda kendisine tutunan Shia ile beraber iken yapay kolunu tavana doğru kaldırdı. Ardından büyü gücünü kullandı.

“PASHU!”

Yapay kolundan, ucuna gemici demirini andıran bir demir parçası takılı olan ince bir kablo hızla fırlayıp tavanın duvarını deldi. Sonra kablonun ucundaki demirin duvara sabitlenmesinden dolayı olduğu yerde sabit olarak durdular. Hajime ve ekibi bir kablonn duvarda sabit durmasıyla orada asılı kalmışlardı. Kablonun ucundaki demirin kopmadığını görünce rahatlamışlardı.

Sonra altlarında ne olduğunu görünce tuhaf hissettiler.

“Kasakasakasa, washawashawasha, kiikii, kasakasakasa.”

Bu sesler etrafta dolaşan bir sürü akrepten geliyordu. Uzunlukları yaklaşık 10 santimdi. Onlara akreplerin verdiği hissi vermelerinden ziyade, psikolojik olarak tiksinme hissi uyandırıyorlardı. Demir sayesinde düşüşlerini durdurmasalardı, bir akrep denizine dalacaklardı. Bu düşünce hepsinin tüylerini diken diken etti.


“…   …”

Üçü de sessizliğe gömüldü. Çünkü üçü de aşağıya doğru bakamıyordu. Üçü de tavana bakıyordu. Bir süre sonra, tavandaki ışıkların içinde bazı karakterler barındırdıklarını fark ettiler. Bunun için çok geçti. Hajime ve ekipi istemdışı avandaki yazıları okudu:

“Bu yaratıkların öldürücü zehri yoktur.”

“Fakat, yine de kötürüm kalacaksınız.”

“Lütfen bu tatlı çocuklarla yatmaktan memnun olun!!”

Belki de o fosfor cevherini bilerek oraya koymuşlardı. Çünkü o karakterler bulundukları loş alanda göze çarpıyorlardı. Etraflarında gezinen akreplerden korunmak için cennete (yani tavana) olaştıktan sonra bu yazıları görmüşlerdi. Bu dalge geçer gibi yazılmış sözleri…

“…   …”

Hajime ve ekibi, bu kez farklı bir sebeple bir kez daha sessizliğe büründü. “Boşver, görmezden gel” sözleri birbirlerine söyledikleri tek şeydi ve bir şekilde etraflarını gözlemlemeye devam ediyorlardı.

“Hajime, işte orada!”

“Nn?”


Yue bir şeye dikkat etmişti. Parmağıyla belli bir noktayı işaret etti. Orada boş bir tünel bulunuyordu.

“Bir tünel… Şimdi ne yapmalıyız? Daha önceki bölgemize mi tırmanmalıyız? Ya da o tünele mi gitmeliyiz?”

“Be- ben Hajime-san’ ın kararına uyacağım. Sonuçta yükten başka bir şey olmadım…”

“Gerek yok, bunun cezası zindandan gelecek. Yani benim için fark etmez.”

Bu beni sadece daha fazla endişelendiriyor! Sadece ‘fark etmez’ desen daha iyi olmaz mı?”

Hajime’ nin muzipliğine Yue de katıldı:

“… Arsız! Cezan ikiye katlanacak.”

“Nee? Yue-san da mı ona katıldı? Uu, zindan kuşatılsa da gelecek karanlık görünüyor.”

“Haa, sorun değil. Senin ‘Seçkin Gelecek’ metodunu kullanmamız en iyi seçenek gibi görünüyor.”


“Aa, bu hala… Üzerinde çalışmama rağmen…”

“Seçilmiş Gelecek” Shia’ nın özel büyüsüydü. Bu büyü gelecekteki varsayımlardan ipucu yakalamaya yarıyordu. Bununla beraber, bu büyü günde sadece bir defa kullanılabiliyordu. Üstelik pratik olduğu da söylenemezdi. Çünkü bu büyüyü kullanabilmek için çok fazla miktarda büyü gücü gerekiyordu. Shia vücut gücü konusunda uzmanlaşmasına rağmen, gücü tükendiği takdirde yaramaz bir tavşana dönüşecekti. Günlük eğitimleriyle tüketim miktarını azaltsa da… Bu konuda uzmanlaşabilmesi için epey yol katetmesi gerekiyordu.

“Hımm, bunu kullanmazsak bir faydası olmaz. Dönmek yerine, ilerlemenin daha iyi olacağını hissediyorum. O halde, tünele gidelim.”

“Pekala.”

Hajime tavana başka bir demir daha fırlattı. Tünele güvenli bir şekilde varana kadar tavanda tarzan gibi sallana sallana ilerledi.

Hajime ve ekibi fosfor cevheriyle aydınlatılmış tünel geçidinde sürpriz tuzaklara karşı tetikte bir vaziyette ilerlemeye devam ettiler.

Yorum Yap "Ari 5.4 - Miledi Raisen I"