Otto Von Bismark Günceli

Ari 5.3 - Raisen Büyük Zindanı?

Eylül 24, 2016
Çevirmen ve Düzenleyici: AsitPetix
Arifureta Shokugyou de Sekai Saikyou:
Kitap 5 Bölüm 3:Raisen Büyük Zindanı?

Geçen bölümde Hajime ve diğerleri alışveriş yapmak için Irmak Şehir’ e gitmişti. Yue ile Shia’ nın güzellikleri başlarına bela olsa da sorunsuz bir şekilde alışverişlerini tamamlayıp kaldıkları handan ayrılmışlardı.
***
Bir yığın ölü…
Bu kelimeler, Yükselen Büyük Kanyon’ un der geçitlerindeki görüntüyü bire bir yansıtıyordu. Zemin, baştanbaşa kafası ezilerek öldürülmüş şeytani canavarlarla doluydu. Bazı şeytani canavarlar toz haline gelmişken, bazılarının vücudu kömürleşmişti. Orada çeşitli öldürme metodu izleri olmasına rağmen hepsi tek saldırıyla öldürülmüştü.
Doğal olarak, o cehennemin içi yaratıkların infaz edildiği bir yer gibi görünüyordu.
“Tek vuruşta kesin ölüm!”
“ZUHANn!”
“… … Önleme!”
“GOBANn”
“Kes sesini…”
“DOPANn!!”
Bu Hajime’ nin üç kişilik grubuydu. Hajime ve grubu Irmak Şehir’ den çıktıktan sonra (Yue ile Shia’ nın hayranlarının onları uğurlamasıyla) çifttekerli ile “Yükselen Büyük Kanyon” un girişine geldiler.
Bir süre ilerledikten sonra bazı yerlerde kamp kurdular. Gizli bir patika yol bulup Büyük Orcus Zindanı’ na varmak için arayışa yönelmelerinin üzerinden 2 gün geçmişti.
Yükselen Büyük Kanyon’ da şeytani canavarlar her zaman olduğu gibi onlara yine saldırmıştı.
Shia elindeki balyozu hiddetle savurarak şeytani canavarları ezmişti. Gerçekten tek vuruşla kesin ölüm saçıyordu. Ezilerek ölen canavarların mağlup olması için normal bir saldırı yeterli oluyordu. Hatta havanda pirinç döven ay tavşanının * gücü Shia’ nın gücünün yanında solgun kalıyordu.
*Ç.N.: Havanda pirinç döven tavşan: Bir Uzakdoğu efsanesine dayanır. Efsaneye göre Japonlar dolunay çıkınca orada bir tavşan silüeti göründüğüne; bu tavşanın dünyadan oraya götürüldüğüne inanıyorlar. Detaylı bir şekilde öğrenmek isteyenler google amcaya Tsuki no Usagi şeklinde sorgulatabilirler.
Şeytani canavarları kuşatan Yue ise onları, silahında bulunan bir büyüyü hemen aktif edip parçalayarak öldürmüştü. Yue’ nin olağanüstü büyü gücü olmasına rağmen kendini büyü kristalleştirme taşı denilen aksesuarlar ile donatmıştı. Bu güç onu erişilemez bir hale büründürüyordu. Onun saldırıları ancak bitmek tükenmek bilmeyen bombalı saldırılarla kıyaslanabilirdi. Büyüsü uzun ve dar geçitlerde etkisini yitirecek olsa bile bu aksesuar taşlarını aktif hale getirmesiyle uzun mesafeler kısalıyordu. Bu yüzden büyülü kristalleştirme taşlarını kullanarak büyüsüyle ortaya çıkan alevleri ultra sıcak hale getirdi. Alevlerin dokunduğu canavarlar kaşla göz arasında istisnasız bir şekilde kömürleşmeye başladı.
Hajime ise çift tekerlinin üzerinde canavarları Donner ile hedef alıp avlıyordu. Çift tekerliyi kullanırken ve “Yıldırım Örtüsü” büyüsünü aynı anda kullanmasına rağmen büyü eksilmesi görüntüsü yoktu.
Geçide hükmeden şeytani canavarlar Hajime’ nin oraya gelmesiyle küçük balık muamelesi görmeye başladılar. Büyük Zindan hakkında bir iz bulmak için araştırma yapmalarının yanında yok etme işi onlar için ek iş gibiydi. Gittikleri yollar şeytani canavar leşleriyle dolmuştu.
“Aradığımız yer buralarda olmalı fakat burası çok büyük olduğu için bulmakta güçlük çekiyoruz.”
Etraflarında mağara olup olmadığını incelerken ilerliyorlardı. İnceleme yapmalarına rağmen hiçbiri herhangi bir ipucu bulamadı. Hajime istemeden de olsa biraz serzenişte bulundu:
“Bir şekilde Büyük Volkanik Dağ’ a ulaşacağımızdan dolayı burada bir şey bulup bulmamamızın önemi yok. Buna karşın, belki dağda ipucu bulabiliriz.”
“Hımm, eğer öyleyse…”
“Nn, … Fakat bu şeytani canavarlar işi kasvetli hale getiriyor.”
“Aa, Yue-san da burayı sevmedi.”
Şeytani canavarların sürekli gelmesinden dolayı şikâyet ederek ve tiksinerek üç gün yol almaya devam ettiler. 3. günde de bir sonuca varamamışlardı. Etrafa karanlık çökmüştü. Gökyüzüne bakıldığında hilalin muhteşem parlaklığı görülebiliyordu. Bu yüzden Hajime ve diğerleri kamp kurmak için hazırlık yapmaya başladılar. Çadırı kurduktan sonra şehirden aldıkları malzemeleri ve sosları çıkardılar. Çadırı ve yemek pişirmek için gereken mutfak araçlarını Hajime yapmıştı.
Çadır “Yaratma Büyüsü” kullanılarak yapılmıştı. Bunun yanında çadırın sıcaklığını normal düzeyde tutmak için “Isıtıcı Taş” ve “Soğutucu Taş” kullandı. Aynı zamanda çadırı, soğutucu taş kullanarak  yaptıkları bir saklama kabı ile donattılar. Dahası, düşmanların onları kolayca bulmasını engellemek için “Yanıltıcı Taş” kullandılar.
Mutfak aracı olarak bir kızartma tavasına, sıcaklığı büyü miktarıyla ayarlanabilen bir çaydanlığa, keskinliği tarafı ile aktif edilen bir bıçağa sahiplerdi. Aynı zamanda buharlı temizleyici görevi üstlenen bir temizleyici araçları vardı. Bütün bu araçlar, tüm seyahatleri boyunca, Hajime yemek yapacağı zaman ona  yardım eden çocuklar gibiydi. Ayrıca bu malzemeler sadece büyü manipülasyonu yapıldığı zaman kullanılabiliyordu. Başka bir deyişle Hajime bir kaza önleyici sistem kurmuştu.
“Tanrılar çağı büyüsü tam anlamıyla pratik.”
Hajime bu sözleri yemek yapmak için kullanacağı araç-gereçleri yaparken ve çadıra ısıtma ve soğutma mekanizmaları takarken söylemişti. Bu mutfak malzemeleri kullanışsız görünüyordu. Aslında kullanışsız değillerdi; onları beceriksizce kullanan Hajime’ ydi.
Bu arada, bu günün akşam yemeğinde domates soslu kururu tavuğu vardı. Kururu tavuğu gökyüzünde uçabilen bir tavuk türüydü. Yüksek kaliteli, tadı dünyadaki tavuğa benzeyen, o dünyaya ait bir tavuk türüydü. Orada tavukları lokma boyutunda doğrayıp sosladıktan sonra koydukları bir tabak vardı. Hafifçe kızarttıktan sonra çeşitli sebzelerle yaptıkları bir domates çorbasında kaynatmaya başladılar. Yemeğin içinde doğru kullanılmış soslar vardı ve yemeğe çok değişik lezzetler katmıştı. Kokladığınızda domatesin ekşiliğini kokunun burnunuzun içine yayılmasından hissedebilirdiniz. Lokmayı ağzınıza attığınızda tatlar hemen ağzınızda dağılıveriyordu. Etler, ağızda hafifçe çiğnendikten sonra rahatça dağılıyordu. Ekmeği yemeğin çorbamsı suyuna bandıktan sonra ekmek daha yumuşak ve lezzetli bir hale geliyordu.
Ç.N. : Bunları yazarken saat 23:00 a yaklaşıyor ve yazar sayesinde birazdan işkembeciye gitmeyi düşünüyorum??
Akşam yemeği herkesin memnuniyetiyle bitmişti. Yemeğin tadı hala damaklarında geziniyorken, Hajime ve diğerleri her zamanki gibi konuşuyorlardı. Çadırın içinde rahatça konuşabiliyorlardı. Çünkü yanıltıcı taş aktif durumdaydı. Bu yüzden şeytani canavarlar onlara yaklaşamazdı. Şeytani canavarlar bazen yakınlarına kadar gelse de Hajime’ nin onları öldürmesi için başını pencereye dayayıp ateş etmesi yetiyordu. Dahası, uyuma zamanı geldiğinde, üçü de sabaha kadar sırayla gözcülük yaptı.
İlk önce uyuma sırası Yue ile Shia’ daydı. Böylelikle gözcülük yapacak ilk kişi de Hajime olacaktı. Kamp yapmalarına rağmen çadırda yumuşak şilte bulunmasından dolayı rahatça uyuyabiliyorlardı. Shia yatağa girmeden önce çadırın dışına çıktı.
“Kısa bir süre için çiçek toplamak istiyorum.”
“Dar geçitlerde çiçek olmaz, bilmiyor musun?”
“Ha-ji-me-san!”
Hajime’ nin hassasiyetten yoksun sözleri Shia’ nın sakin görünen yüzünü harap etti. Daha sonra Shia öfkeyle Hajime’ ye baktı. Söylediği kelimelerin ucunun neye dokunacağını çok iyi bilen Hajime ona bakıp alaycı bir şekilde gülümsemekle yetindi. Shia çadıra çabucak ve öfkeyle girdi. Bir süre sonra…
“Ha-Hajime-san! Yue-san! Bu bir acil durum! Lütfen buraya gelin.”
Shia bağırırken, şeytani canavarların kendisini duyabileceğini göz ardı etmişti. Ne olduğunu merak eden Hajime ve Yue birbirinin yüzüne bakıp aynı anda dışarı fırladı.
Shia’ nın sesinin geldiği yere vardıklarında geçidin bir tarafındaki duvara dayalı olarak duran devasa bir taş buldular. Taş ile duvarın arasında bir boşluk vardı. O boşlukta olan Shia inanılmaz bir şey görmüştü. Heyecanlı olduğu zamanlarda olduğu gibi yine yüzünün rengi değişmişti.
“Burada, işte burada! Onu ben buldum!”
“Anlıyorum. Şimdi oradan çıkma zamanı. Tüm vücut gücünü kullanmış gibi görünüyorsun. Heyecanlı değil misin?”
“…Rahatsız edici…”
Bu durumda bile eğlenmeye çalışan Shia Hajime ve Yue’ nin yardımıyla bulunduğu yerden çıkarıldı. Hajime onun elini tuttuğunda Shia’ nın yüz ifadesi değişti. Yue bu yüzden ona hiddetle bakıp rahatsızlığını belli etmişti.
Kayaların arasına Shia’ nın rehberliğinde girdiler. Biraz yol aldıktan sonra oyuğun genişlediğini gördüler. Boşluğa girdikten sonra Shia gururlu bir şekilde parmağıyla duvardaki bir yeri işaret etti.
Hajime ve Yue Shia’ nın parmağıyla işaret ettiği yere baktı. Gördükleri karşısında şaşkınlıklarını belli ederek, istemeden ağızlarından “Haa?” diye bir ses çıkıvermişti. Gördüklerine inanamıyorlarmış gibi gözlerini kırpıyorlardı.
Orada ikisinin önünde, duvarın içine kesiklerden yapılmış dikdörtgen şeklinde muhteşem bir tabela vardı. Bu tabelaya tuhaf biçimde kadınlara benzer figürler oyulmuştu.
“Lütfen buraya gelin! Miledi Raisen’ in heyecan verici Büyük Kanyonu?”
“Lanet olası bu…”
“Bu da ne şimdi?”
Hajime ve Yue’ nin sesi birbiri ardına geliyordu. Yüz ifadeleri tam olarak “Şu an harika bir şey görüyorum” der gibiydi. İkisi birlikte cehennem gibi olan boşluktaki tabelaya boş boş bakıyordu.
“Burası giriş olmalı! Büyük Zindan’ ın girişi! Burayı şans eseri ben… (Övünerek öksürür) Çiçek toplamaya giderken buldum. Bu gerçek, Raisen Büyük Kanyon’ unun içinde bir Büyük Kanyon var.”
Shia’ nın heyecanlı sesinin duvarlarda yankılanmasının ardından Hajime ile Yue üzerindeki şaşkınlığı nihayet atabilmişti. Anlamsız bir ifadeyle birbirlerinin yüzüne baktılar.
“Yue, bunun gerçek olduğunu düşünüyor musun?
“.. .. .. Nn.”
“Çok uzun süre beklediniz. Sizin tahmininiz?”
“Miledi…”
“Nihayetinde bu o…”
“Miledi” Orcus’ taki bildiride yazan, Raisen’ in ilk haliydi. İsmin dünyaya Raisen olarak iletilmesine ve bu şekilde bilinmesine rağmen ilk isim bilinmiyordu. Kayıtlara değişim geçirerek Raisen Büyük Kanyonu olarak geçmiş olma ihtimali oldukça yüksekti.
Fakat her durumda onların inanmakta güçlük çektikleri şey…
“Neden bu isim olmalı?”
Bunu söylemeleri için bir sebepleri vardı. Hajime Orcus Büyük Zindanı’ ndaki ümitsizce yaptıkları savaşı düşünüyordu. Elbette diğer zindanlar da o yol boyunca sıralanmalıydı. Bu tezat durum onun güçsüz olmasına sebep oluyordu. Yue Büyük zindanın acımasızlığını zaten biliyordu. Bunun, birinin yaptığı şaka olduğunu düşünmesi bu yüzdendi.
“Fakat giriş yeri görülmüyor değil mi? İçerideki boşluk kör bir noktada bitiyor.”
Hajime ve Yue’ nin ne düşündüğünü umursamayan Shia girişin nerede olduğunu düşünmeye başladı. Ardından etrafa dikkatlice baktı ve duvarın oyuk kısmını iteklemeye başladı.
“Hey, Shia! Dur!”
“Gakon!”
“Fukya?!”
Hajime sözlerini Shia’ ya “Etrafta dikkatsizce hareket etme” diye bitirmek istemişti. Fakat bunları söyleyemeden, Shia’ nın vurduğu oyuk duvar büyük bir gürültüyle dönmeye başladı ve Shia duvarın öbür tarafında kayboldu. Bu, Ninja evindeki* kapı mekanizmasına benziyordu.
Ç.N. Ninja Evi Japonya’ da müze olarak kullanılan, Ninjaların yaşam tarzının sergilendiği bir müzedir.   https://www.youtube.com/watch?v=raJ770p6vJY    Linkteki hidding doors bölümünde gösterilen kapıya bakabilirsiniz.
…  …”
Bu tabelanın güvenilirliği Büyük Zindan’ a açıldığı görüldükten sonra mucizevi bir şekilde arttı. Sonuçta Raisen Büyük Zindanı oradaydı. Yeni gördükleri bu yer için dağ gibi büyük şikâyetleri olsa da bu şikâyetleri eğlenerek dile getiriyorlardı. Shia’ nın sessizce dönen kapının ardında kaldığına şahit olan Hajime ile Yue birbirlerine baktıktan sonra derin bir iç çekip ellerini Shia’ nın yaptığı gibi duvara koydular.
Kapının aktif olmasından sonra Hajime ve Yue de Shia gibi kapının öbür tarafına gönderildi. Geçtikleri taraf zifiri karanlıktı. Kapı gürültülü bir ses çıkararak evvelki haline geldi ve ondan sonra…
“Hyu! hyu! huu!”
Karanlığın içinde hiçbir şey göremiyorlarken bilmedikleri bir ses onlara doğru gelip kulaklarında yankılanıyordu. Hajime derhal “Gece Görüşü” büyüsünü kullandı ve onların ne olduğunu o an gördü. Kendilerine doğru gelen şeyler oktu.
Kendilerine doğru gelen sayısız ok hiçbir ışığı yansıtmamak için abanoz siyahı rengiyle boyanmıştı. Böylelikle içeri giren davetsiz misafir olduğunda anında yok edilecekti.
Sağ eliyle Donner’ ı kullanan Hajime sol eliyle de uçan abanoz siyahı okları kontrol etti.
“Kan Kan kan!”
Bu sesler metal okların Hajime’ nin metal koluna çarpmasıyla çıkmıştı. Bir tanesi dahi kolunun arkasına geçememişti.
Orada 20 tane ok vardı. Metalden yapılmış ve hiç bir ışığı yansıtmayan jet hızlı siyah oklar yerde dağılmıştı. Son ok da yere düştükten sonra etrafa tekrar sessizlik hâkim oldu.
Bununla birlikte etrafı çevreleyen duvarlar parlamaya başladı. Hajime ve ekibinin bulunduğu yer 10 metre uzunluğunda kare bir odaydı. Tam karşılarında ise içe doğru giden bir geçiş görünüyordu. Buna ek olarak, odanın içinde dışarıda gördükleri tabelanın üzerine oyulmuş yazıların aynısını barındıran karakterler vardı.
“Korktunuz mu? Hey, bu gerçekten seni korkuttu mu? O halde bir çocuktan farkın yok. Ha ha ha.”
“Veya yaralandınız mı? Veya biri öldü mü? Bufu-”
“…”
Hajime ile Yue bir şey dışında ihtimal düşünmüyorlardı. Bu da yaşadıklarının ne kadar “rahatsız edici” olduğuydu. Özellikle konuşmaların “Haha ha, be bufu-” kısmı sanki onları kışkırtmak için söylenmişti ve bu sözler  onları öfkelendirmişti. O gruptan biri ölürse hayatta kalan kişi kesinlikle cennete bile küfrederdi.
Hajime ve Yue oldukça öfkelenmişti. Hatta alınlarındaki birçok damar belirgin bir şekilde görünebiliyordu. Yue daha sonra aniden hatırladığı bir şey mırıldandı:
“Shia?”
“Ah…”
Yue’ nin mırıldanışını duyduktan sonra Hajime Shia’ yı nihayet hatırladı ve dönen kapının arkasına panik içinde bakmaya çalıştı. Çünkü kapı aynı anda sadece bir yöne dönebiliyordu. Onun orada olmaması ancak Hajime ve Yue içeri girerken onun da aynı anda dışarı çıkmış olmasıyla açıklanabilirdi. Bu durum Hajime’ nin hoşuna gitmemişti. Çünkü içeri birçok kez girmesine rağmen Shia ile karşılaşmamıştı. Bu yüzden Hajime dönen kapıyı bir kez daha aktif hale getirdi.
Shia, beklendiği gibi… Vücudu döner kapıya yapışmıştı.
“Uu, Hajime-san! Lütfen bakma- Fakat bu şeyi buradan çıkarmanı istiyorum. Lütfen bunu bana bakmayarak yap…”
O anda gerçekten acınacak haldeydi. Shia üzerine uçarak gelen okları görememesine rağmen onları atlatmak için muhtemelen doğal arama yeteneğini kullanmıştı. Fakat görünen o ki, son saniyede elbisesi delik deşik olmuştu. Acıl çıkış kapılarında bulanan sembol gibi bir hal almıştı. Tavşan kulakları, oklardan kurtulmak için şimşek işareti gibi bükülmüştü. İmkânsız bir şey yaptığını biliyordu. Vücudu hala titriyordu. Hepsinden de öte Shia ölüm korkusuyla ağlamamıştı. Sebebi ise… Ayakları muazzam bir şekilde ıslaktı.
“Şimdi hatırlıyorum da biraz çiçek toplamaya gidecektin. Ne denilebilir ki… Yaptığın tek gerekli…”
“Bu adil değil!! Neden sözünü tamamlamadın? Beni geç!”
Bir kadının yaşamak istemeyeceği bir andı. Daha fazlası, Shia’ nın içinde bulunduğu utanç verici durum âşık olduğu adam tarafından görülmüştü. Tavşan kulakları tamamen aşağı inmişti. Hatta böyle bir rastlantısal aşk şansı 100 yıl sonra bile gelseydi Hajime yine bunu görmezden gelirdi. Hajime’ nin ona karşı duygusuzca bakışları da bu yüzdendi. Bu durum Shia’ yı daha da yaralıyordu.
“Hareket etme!”
Belki de kendisinin de bir kadın olmasından dolayı Yue’ nin ifadesizliği Shia’ ya karşı merhamete dönüştü ve onu bulunduğu çarmıhtan kurtardı.
“Bu konuda bir şeyler yapacağım. Hala acemisin.”
“Kendimi çok utanmış hissediyorum.”
“Hajime, kıyafetleri değiştir.”
“İşte burada.”
Shia’ nın üzerine giyeceği kıyafetler mücevher kutusundan çıkarıldı ve Shia hızlı bir şekilde, biraz da kızararak kıyafetleri giyiverdi.
Nihayet Shia’ nın hazırlığı bitmişti. “Şimdi bu zindanı keşfetme zamanı geldi.” Bu sözleri bir anda hevesle haykırmıştı.
Aşağıya doğru bakmasından dolayı saçı yüzündeki ifadenin görünmesini engelliyordu. Shia bir süre sessizce durdu. Sonra yavaşça Doryukken’ i çıkardı ve bütün kudretiyle duvardaki taşbaskıya dayadı. Ardından etrafta yıkımın sesi yankılandı.
Belki de artık buna katlanamamasından dolayı, Doryukken’ i anne ve babasının düşmanlarına savurur gibi defalarca salladı.
Ardından, taşbaskının kırık yerleri uygun yerlere kendiliğinden yerleşmişti.
“Af edersin? Bazı şeyler olduktan sonra bu taşbaskı kendini yenileyecek mi?”
Shia gerçekten çileden çıkmıştı ve Doryukken’ i daha şiddetli kullanmaya başladı. Küçük oda sanki  deprem oluyormuş gibi sallanmaya başladı. Sıra dışı darbelerin sesi defalarca yankılandı.
Shia’ yı kuşkulu gözlerle izleyen Hajime samimiyetle mırıldandı:
“Miledi Raisen… ‘Kurtarıcılar’ ın bir üyesi olmaktan ziyade, şüphesiz ki o, insanlığın düşmanıdır.”
“Bu konuda kesinlikle sana katılıyorum.”
Belli ki Raisen Büyük Kanyonu bir bakıma Orcus’ tan daha zorlu bir yerdi.
Ratel Notu: Lütfen bölüm geciktiği için bana kızın ben atamadım. Üzgünüm.

Yorum Yap "Ari 5.3 - Raisen Büyük Zindanı?"