Dünyanın Oluşumu Günceli

Ari 5.2 - Irmak Şehir’in İçinde III

Eylül 24, 2016
Çevirmen ve Editör: AsitPetix
Arifureta Shokugyou de Sekai Saikyou:
Kitap 5 Bölüm 2:Irmak Şehir’in İçinde III
Yue ile Shia pazara beraberce çabucak gittiler. Çünkü  hızlı hareket etmek zorundaydılar. Amaçları Shia için biraz kıyafet ve yiyecek; bunun yanında alabildikleri kadar da tıbbi malzeme almaktı. Silah veya zırh gibi şeylere ihtiyaçları yoktu. Çünkü yanlarında Hajime vardı.
Pazar yeri telaş ve koşuşturma içindeydi. Tezgâhtarlar müşterileriyle enerjik bir sesle konuşuyor; maceraperestler ile onlardan  ürün satın almak isteyen pazarcılar arasında sıkı pazarlıklar oluyordu. Aynı zamanda etrafa et ve sos kokuları yayan bazı tezgâhların önünde“Sabahın bu saatinde bu kalabalık da neyin nesi?” dedirtecek kadar kalabalık vardı.
Sabahın erken saatlerinde hırdavat ve yiyecek tezgâhları hınca hınç kalabalık oluyordu. Bu yüzden Yue ile Shia ilk önce Shia için kıyafet almaya karar verdiler.
Yaşlı teyze Catherine-san’ ın haritasında, günlük giyim mağazaları, özel tasarım mağazaları maceraperestler ve seyyahlar için kullanılan elbise mağazalarından söz ediliyordu. Beklendiği gibi Catherine-san, çok yetenekli biriydi. İstediği her şeyi elde edebilecek bir yapıya sahipti.
Aniden bir maceraperest mağazasına girmeye karar verdiler. Tekrar döndüklerinde giymek için, günlük kıyafet almaya karar verdiler.
Mağazanın içinde, Catherine-san’ ın önerilerinde belirttiği gibi çeşitli kıyafetler vardı. Mağazadaki ürünler kaliteli ve kullanışlıydı. Bu mağaza, beklentilerinize asla ihanet etmeyecek türden bir yerdi.
Bununla beraber, içerisinde…
“Amanın-, hoş geldiniz? Ne kadar da sevimli kızlar! Buraya gelişiniz birini oldukça mutlu etti. Size kesinlikle iyi bir danışman olacağım.”
Orada dev gibi bir canavar vardı. Yaklaşık 2 metre boyunda, kaslarla örtülü bir vücudu olan, makyajlı bir yüzü olan, kel kafalı, sadece bir yerde uzamış olan saçı örülü ve saçı pembe bir kurdele ile bağlanmış biriydi. Hareket ettiğinde kaslarının kasılması ve hışırtılı bir ses çıkarması hissedilebilir düzeydeydi. Kıyafetleri ise… Demir yolu rayı gibi geniş olan kol ve bacaklarını saran dar kıyafetlerden oluşuyordu. Ayrıca karın kasları da bu dar kıyafetlerle epey belirgindi.
Yue ile Shia kaskatı kesilmişti. Yue Abbys’ deki şeytani canavarları aşan bu yaratığı gördükten sonra istifini bozmamaya çalışırken, Shia onu görür görmez zaten kendinden geçmişti.
Aman tanrım! Size ne oldu böyle? Sevimli kızlar, böyle bir yüz ifadesiyle dolaşmamalısınız. Hadi ama gülümseyin biraz.”
“Ne olduğu önemli değil. Bu senin hatandı. Gülümseyememem, tamamen senin hatan…”
Yue ile Shia ani bir değişim geçirdikten sonra Yue böyle bir cevap vermişti. İkisi de insanlar arasında en yüksek seviyede olmasına rağmen bu canavarı yenebileceklerini düşünemiyorlardı.
Bununla beraber, canavarın Yue’ ye büyük bir gülümsemeyle yaklaşmasıyla, daha fazla dayanamadı ve istemeden mırıldandı:
“İnsan mı?”
Canavar o anda öfkeli bir sesle haykırdı:
“Efsanevi düzeyde bir canavar olabilmeyi kim başarabilir? Gördüğün gibi görünüşün güvenilirliği sıfır, hatta sıfırın da altında… Bana canavar muamelesi yapmaya nasıl cüret edersin?”
“Be-ben özür dilerim.”
Yue ağlamaklı gözlerle titriyordu. Shia hala donakalmış bir vaziyette bekliyordu. Yue’ nin özründen sonra canavar tekrar gülümsedi(?) ve onlara yardımcı olmaya devam etti:
“Önemli değil. Pekâlâ, Nasıl bir şey almak istiyorsunuz?”
Yue, Shia için elbise bakarken o hala donuk bir ifadeyle bekliyordu. Belki de şimdiden hana geri dönmek istiyordu. Shia Yue’ nin eteğini sımsıkı tutuyordu ve etek ile kendi başını aynı anda sallıyordu. Bununla beraber güler yüzlü canavar “Ben hallederim” deyip, Shia’ yı omuzlarından tuttuğu gibi mağazanın içine getirdi. O anda Yue Shia’ ya, eti için satılmış kurbanlık bir domuza bakar gibi baktı.
Sonuç olarak, adı Crystabel-san olan mağaza müdürü canavar, harika bir müdür sayılırdı. Mağazanın içine zorla getirilen Shia da bunun farkındaydı. Soyunma odasında bir şeyler deneyebileceği söylendiğinde inkâr edilemeyecek bir şekilde minnettar olmasının nedeni de buydu.
Yue ve Shia, memnuniyetlerini mağaza müdürü Crystabel’ e ifade ettiler. Bunu söyledikten sonra mağaza müdürünün yüzündeki sevimliliği görebiliyorlardı. Bu, kadınlara özgü bir meziyetti.
“Şey, onu ilk gördüğümde bana ne olduğunu düşündüm Fakat o müdür, beklenmedik bir şekilde çok iyi biriydi.”
“Nn, insanları dış görünüşleriyle yargılamamak gerekiyor.”
“Haklısın.”
Diğer gerekli eşyaları satın almak için gidiyorken sohbet etmeye devam ettiler. Fakat ikisi de çok dikkat çekiyordu. Yolda gidiyorken yaklaşık on erkek tarafından etraflarının sarıldığını fark ettiler. Etraflarındaki erkeklerin çoğu macerapereste benziyordu. Bununla beraber aralarında önlüklü esnaf görünümlü adamlar da vardı.
O adamlardan biri öne çıktı. Yue onu tanımasa da o adam, Hajime derneğin önünde Catherine-san ile konuşurken onları gözetleyen bir maceraperestti.
“Sizin adınız Yue-chan ve Shia-chan değil mi?”
“Evet, bu doğru.”
Gözlerini kısarak adama bakan Yue, onun ne istediğini bilmiyordu. Shia ise bir yarı-insan olmasından dolayı kendisine “chan” şeklinde hitap edilmesine şaşırmıştı.
Yue’ nin cevabını duyan adam geriye doğru baktı ve arkasında duran adama bakarak başını salladı. Geride duran adam da Yue ile Shia’ ya yaklaştı.
Sonra…
“Yue-chan! Lütfen benimle çıkar mısın?!”
“Shia-chan! Lütfen kölem ol!”
Başka bir deyişle, önlerinde diz çöküp yalvarmaya başladılar. Yue ve Shia’ ya söylenen ayartma sözleri birbirinden farklıydı. Sonuçta Shia bir yarı-insandı. Kölenin haklarını satın almak için onun sahibinin iznine ihtiyaç duymalarına rağmen, Hajime’ nin handa yakın arkadaşlarıyla konuşmasından, onların nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmeleri gerekiyordu. Hajime’ yi ilk önce Shia’ yı elde etmek için ikna etmeleri gerektiğini düşünüyorlardı.
Ç.N. : Tabii bu sadece bir düşünce??
Bu arada handaki konuşmaların etkisi oldukça güçlüydü. Gerçek şu ki, köle antlaşmalarına göre bir köle sahibinin emirlerine karşı çıkamazdı. Bu kaideyi bir şekilde unutmuş olmalılardı. Aksi halde Shia’ nın bir köle olmadığının farkında olmaları gerekiyordu. Antlaşmanın önem derecesi düşük olsa dahi bunu hiçbir köle yapamazdı.
Yue ile Shia aleni şekilde bir tepki göstermediler.
“Shia, hırdavat malzemesi işte orada.”
“Ah evet. Her şeyi tek bir yerden alabilirsek bu harika olur.”
Hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ettiler.
“Bek- lütfen bekle! Ee, cevabınız? Bize cevabı-…?”
“Reddediyorum!”
“Guu”
Çünkü onların tutumuna bakılacak olursa, hiçbir şey düşünmüyor gibiydiler. Soruyu soran adam hayal kırıklığı içinde bir sızlanma sesi salıverdi. Bazı adamlar da dizleri üzerine çöküp hüsrana uğradılar. Bununla beraber onların arasında pes etmeyenler de vardı. Bu sadece Shia ve Yue’ nin normal halleriyle bile ne kadar güzel olduğunu gösteriyordu. Sonuç olarak, düşüncesizlerin hakkında yapılabilecek bir şey yoktu.
“O halde seni benim olmaya mecbur edeceğim.”
Düşüncesiz adam bu şekilde bağırmıştı. Diğerlerinin gözlerinde de umut ışığı beliriverdi. İkisinin de etrafını sarmışlardı. Böylece onları rahatça yakalayabileceklerdi. Sabırsızca Yue ve Shia’ yı daire içine alıp yanlarına yaklaştılar.
Sonunda onlarla ilk konuşan adam Yue’ yi yakalamak için üzerine atıldı. Bir Japon böyle bir durumla karşı karşıya kalsa “Aman, imdat!, yardım edin!” diye bağırırdı. Yue ise soğukkanlılıkla bir şey mırıldandı:
“Buz tabutu”
Aniden, adamın başı hariç  vücudunun kalan yerleri buzdan yapılmış bir tabutun içine hapsedildikten sonra yer çekiminin etkisiyle yere düştü. Adam yere düşerken sefilce haykırdı.

  Diğer adamlar buz tabutunun ileri düzeyde bir su sistemi büyüsü olduğunu biliyordu. Fakat Yue’ nin bu büyüyü sadece bir fısıltıyla çağırmasına hayret ettiler. Daha sonra kendi aralarında yorum yapmaya başladılar. “Büyük ihtimalle sihirli sözleri daha önceden söylemişti.” ve “Büyü dairesi onun elbisesinin altında duruyordu.” düşünceleri onların genel kanısıydı.
Yue azimle buzla kaplı olan adama doğru yürüdü. Etraflarını saran adamların yüzünde şok ifadesi oluşmasına rağmen Yue’ nin cesaretli duruşuyla ikinci bir şok daha yaşadılar. Yue’ nin onları ikaz ediş sebebi de buydu.
Yue buzla kaplı olan adamın üzerindeki buz tabakasını yavaş yavaş eritmeye başladı. Buzun içinde acı çeken adam bundan memnun kalmıştı. Çünkü buzun biraz daha erimesiyle tabutun içinden çıkma şansı olacaktı. Ek olarak, Yue’ yi hala heyecanlı gözlerle izliyordu.
“Yu-Yue-chan! Aniden böyle bir şey yaptığım için özür dilerim! Fakat gerçekten seni…”
Buz içinde olmasına karşın hislerini anlatmaya çalışan adam sözlerini bitirmeden durdu.  Neden diye sorarsanız, bu durum buzun eridiği küçük bir alanla ilgiliydi.
“Haa, Yue-chan? Neden, ahh neden? Sadece bacaklarımın arası mı?”
Bu doğruydu. Yue adamın sadece bacaklarının arasını eritmişti. Adam hala mükemmel bir şekilde kontrol altındaydı. Adam kötü bir şeyin olacağını hissetmişti. Soğuk terler dökerek“Elbette, bu gerçek olamaz? Değil mi? Değil mi?” diye yaşadıklarının rüya olmasını ümit ediyordu. Yue hafifçe dudaklarını büzüp bir şeyler daha söyledi:
“Hedef al ve vur.”
Adamın alt bölgesi kumdan bir yaylım ateşine maruz kaldı.
“Agh!!”
“Durdur şunuu!!”
“Anneeee!!!”

Adamın çığlığı sokaklarda yankılandı. Buna rağmen kum fırtınası devam ediyordu.
Onların etrafını çevreleyen adamlar, Sadece onlar değil; etraftaki pazarcılar ve olayla ilgisi olmayan diğer insanlar bile adamın başına gelenleri görürken iki eliyle hayalarını ovmaya başladılar.
Adam bilincini kaybettikten sonra yaylım ateşi de durmuştu. Bir darbeyle adamın bilincini yitirmesi imkânsız olmasına rağmen böyle bir hasar ancak rüzgâr büyüsünün birikmesiyle oluşabilirdi. Bu bir mucizeymiş gibi, Yue işaret parmağına üfledi ve son hediyesini birkaç kelime olarak verdi:
“Pekâlâ, şu andan itibaren bir otomen* olmaya başlayacaksın.”
*Bir kadın gibi hareket eden kimse. Kadınsı oğlan. Aynı isimde bir manga da bulunmaktadır. Aslında Yue kendi kanunlarını çok güzel bir şekilde uyguluyor. Keşke yeryüzündeki, özellikle Türkiyede’ ki sapıklar da benzer şekilde yargılansalar…
O gün bir adam öldü. İkinci Crystabel’ e dönüştü ve Mariabel-chan doğdu. Bu kişi Crystabel’ in yanında eğitimlerini tamamladı ve giyim mağazasının başka bir şubesinde müdür oldu. Ünü daha da artacak olsa da… Her neyse, bu başka bir hikâye için…
Yue’ nin yaşadıklarından dolayı pazarcıların derneğinde kargaşa curcuna çıktı ve Yue o civarda“Haya ezici”  olarak bilinmeye başladı. Hatta bu namı şehrin merkezine kadar ulaştı. Bu yaptıklarından dolayı erkek maceraperestler onun ismini duyduğunda bile ürpermekten kendini alamıyordu. Yukarıda belirtildiği gibi bu da farklı bir hikâyeydi.
Yue ile Shia kendilerine korkuyla bakan gözleri görmezden gelip alışverişlerine devam ettiler. Yolda bazı kızların ona “Yue-oneesama…” diye seslendiklerini duydular fakat onları da görmezden geldiler ve alışverişe devam ettiler.
***   

Yue ile Shia hana geldiklerinde Hajime de işlerini henüz bitirmişti.
“Aferin. Şehrin içinde bazı olaylar olmuş. Siz bir şey gördünüz mü?”
Görünen o ki, Hajime onların yaygara çıkardığına dikkat etmişti.
“Problem yok.”
“Aa, evet bu doğru. Problem yok.”
İkisi de bir canavarı mağaza müdürü olarak gördüklerini, tuhaf giyimli biri olsa da herkesin ona erkek muamelesi yaptığını söyledi. Hajime onların davranışlarını şüpheli bulsa da omuz silkip bunun üzerinde çok durmadı.
“Bütün gerekli şeyleri aldınız mı?”
“Nn, evet endişelenmene gerek yok.”
“Bu doğru. Epey yiyecek de temin ettik. Fakat problem değil. Mücevher kutusuna sahip olmamız çok iyi.”
Hajime mücevher kutusunu onlara alışveriş yapmaları için emanet olarak vermişti. Shia’ nın, Hajime’ nin parmağındaki yüzüğe kıskanç bir şekilde bakmasıyla Hajime alaycı bir şekilde gülümsedi. Hajime bazı alanlarda ustalaşmasına rağmen hala bir mücevher kutusu yapabilecek yeterliliğe sahip değildi. Şayet bir mücevher kutusu yapabilseydi, onu kesinlikle kızlara verirdi.
“Pekâlâ, Shia, bu senindir.”
Hajime bunu söylerken Shia’ ya 40 cm çapında 50 cm boyunda silindirik bir nesne verdi. Mu nesne yan tarafına bir sap monte edilmiş, gümüş cevherinden yapılmış silindirik bir nesneydi.
Hajime’ den hediyeyi alan Shia nesnenin ağırlığını hissedince çok şaşırdı ve “vücut güçlendirme” büyüsünü aktif hale getirdi.
“N-ne? Bu çok ağır…”
“Hımm, bunun nedeni kullandığın yeni balyoz olmalı. Aslında ağır olması daha iyi.”
“Heh? Bu…”
Shia’ nın kararsızlığı mazur görülebilirdi. Sonuçta silindirik nesne bir çekice benzemiyordu ve tutacak yeri çok kısaydı. Ne söylendiği önemli değildi. Gerçekten çok dengesizdi.
“Aa, bu şey şu anda bekleme durumunda. Şimdi, içine büyü yüklemeyi dene.”
“Hımm, böyle mi? Kh!…”
Hajime’ nin dediği gibi çekice benzer nesneye büyü yükledi ve düzenekten sesler yayılmaya başladı. Daha sonra rahat sallayacak şekilde sapı uygun uzunluğa ulaştı. Bu öldürücü balyoz bir sanat eseriydi: Doryukkyen (İsmini Hajime verdi.) Bu silah aynı zamanda Shia’ nın kullanabileceği bazı özelliklerle donatılmıştı. Silah, büyünün döküldüğü parçanın dönüştürülerek aktif hale gelmesiyle çalıştırılıyordu.
Hajime’ nin bitirmek istediği iş bu silahtı. Yue ile Shia alışveriş yapmaya gittiklerinde o silah yapmak için çalışmaya başlamıştı.
“Bu silah mevcut durumda yapabileceğim en iyi silahtı. Yeteneklerim geliştikten sonra onu tekrar gözden geçireceğim. Çünkü bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz. Yue’ den eğitim almana rağmen bunun sadece 10 gün ile sınırlı kaldığını bilmen gerek. Hala bazı şeyler senin için tehlikeli olabilir. Gücünü en üst seviyede kullanabilmen için silah yapmamın sebebi de bundan ibaret. Bu silahta uzmanlaşmak için çaba göster lütfen. Tamam mı? Çünkü artık bizim yoldaşımız oldun. İznimiz olmadan sakın ölme. Anlaşıldı mı?”
“Hajime-san… Huhuu, konuşmanı zihnime kazıdım. Sorun yok. Hala yeterince güçlü olmasam da her yerde seni takip edeceğim!”
Shia Doryukkyen’ e sarılırken çok mutluydu. Shia’ nın mutlu olmasıyla biraz huysuzlaşan Yue onu görmezden gelip omuz silkti. Hajime sadece alaycı bir şekilde gülümsedi. Bir kızın hediye olarak bir balyoz aldıktan sonra bu denli mutlu olabileceğine inanmayıp Shia’ nın içinde bulunduğu ruh halini gerçek üstü olarak yorumladı.
Shia’ nın hala neşeli halinden bir şey kaybetmediği sırada Hajime handan ayrılma işlemlerini gerçekleştirdi. O anda bile utancından yanakları kızarmış olan hancı kızı görmezden geldiler.
Dışarı çıktıklarında güneş doruk noktasına ulaşmıştı ve muhteşem parlaklığı onların üzerine düşüp vücutlarını ısıttı. Hajime kollarını esnetip derin bir nefes aldı. Arkaya döndüğünde Yue ile Shia’ nın da gülümsediğini gördü.
Hajime’ nin ikisine de başını sallayıp onay vermesiyle ilerlemeye başladılar.
Tekrar yolculuk zamanıydı.

Önceki Bölüm |Tanıtım | Sonraki Bölüm

Yorum Yap "Ari 5.2 - Irmak Şehir’in İçinde III"