Dünyanın Oluşumu Günceli

Ari 4.6 - Shia, Bir Hayatın Büyük Savaşı

Eylül 24, 2016

Çevirmen AsitPetix

Kitap 4 Bölüm 6: Shia, Bir Hayatın Büyük Savaşı

Önceki Bölüm |Tanıtım | Sonraki Bölüm
ZUGANn! DOGHA! BAK! BAK! BAK! DOGUSHA!
Ağaç Denizi’ nden yıkımın heybetli sesi duyuluyordu. Bazı ağaçlar ikiye bölünüyordu. Sanki etrafa meteor düşmüş gibi yerde oyuklar açılmıştı. Ayrıca bazı ağaçlar yanarken bazıları da donuyordu.
Ormandaki bu tahribata sebep veren kişiler iki kızdı. Tahribat hala devam ediyordu.
Buna ne dersin? Al sana!”
Bir metre çapında bir ağaç kulakları sağır eden bir gürültüyle yerinden fırladı. Ağaç ortasından ikiye ayrıldı ve hedefine müthiş bir hızla uçtu.
Kızıl Mızrak”
Bu, dokunduğu her şeyi küle dönüştüren bir ateş mızrağıydı. Hatta dev kütleli nesneler bile mızrağın dokunuşuyla küle dönüşebilirdi. Havadaki kütüğe karşı top güllesi etkisi yaptı. Kütüğün küle dönüşmesiyle küller havada süzülmeye başladı.
Henüz değil!”
Kızıl Mızrak” ile kütüğün havada çarpışmasıyla bir şok dalgası oluştu. Sisin hafifçe dağılmasıyla, sisin diğer tarafında koşan bir siluet görüldü. Hemen o an gökten bir kütük yere düştü ve düştüğü yeri bir yıldırım gibi delip geçti. Mızrağın bir adım geride kalmasıyla şok dalgası boşluğa yayıldı.

Bununla beraber görünen siluet sisin içinden büyük bir hızla atladı ve yeri delip geçen kütüğe bir uçan tekme atıldı. Gücün nereden geldiği bilinmiyordu fakat kütük tekmenin patlayıcı etkisiyle ezildi ve hedefin olduğu yerden kütüğün parçaları savruldu.
Igh! Ateş Kalesi!”
Aniden, saldırıları engellemek için sur şeklinde bir duvar ortaya çıktı. Bu saldırıların oluşan sur karşısında başarılı olma şansı yoktu.
Bununla beraber…
Yakaladım seni!”
Kh!”
O anda siluet arkasına doğru hareket etti. Harika bir planlamayla rastgele ateş açarak rakibinin dikkatini başka yere çekmeyi başarmıştı ve ardından sisin içinde yeniden kayboldu. Elleriyle ağır sınıf silahlardan sayılan Hammer denilen silahı kavradı ve ardından güçlü bir rüzgâr savruldu.
Rüzgâr Duvarı!”
Sledge Hammer’ den sert bir darbe yere doğru alçaldı. Etkiden dolayı yerdeki taşlar  her yöne fırladı. Bununla beraber, onun hedefi bu harika saldırıyı önleyebilecek güçteydi ve  esen rüzgârı farklı yerlere yönlendirdi. Bundan dolayı hemen güvenli alana geri döndü. Ek olarak, bu yeteneği aktive ettikten sonra ölmek üzere olan diğer kişiye karşı yeni bir büyü kullandı.
Donmuş Tabut!”
W-wa!”
Hedefinin büyüsünü gördükten sonra büyüyü durdurması için umutsuzca ağladı. Hedefin bunu duymasına gerek yoktu çünkü orada konuşmama kuralı vardı. Saldırıyı yapan kişi oradan uzaklaşmak istedi fakat buz büyüsü ayaklarını dondurmaya başladı. Sonuç olarak başı dışında vücudunun her yeri buz yığınına dönüşmüştü.
So-soğuk! Lütfen büyüyü serbest bırakmak için acele et Yue-San!”
Benim zaferim!”
Bu doğruydu. Herhangi bir görüşme gereksinimi duymaksızın savaşan iki kişi Yue ve Shia’ ydı. Bu gün eğitimlerinin onuncu günüydü ve aralarındaki bu taktik savaş final testi maiyetindeydi. Savaşın kuralı ise biraz ilginçti: Yue’ nin aldığı en küçük darbe Shia’ nın galibiyeti anlamına geliyordu. Sonuç ise…  
Uuh! Bu, eh? Yue-San’ ın yanağı… Orada bir sıyrık var! Bir sıyrık! Atağım isabetliydi! Ahaha. Bunu başardım! Bu savaşın galibi benim!
Kesinlikle Yue’ nin yanağında bir sıyrık vardı. Muhtemelen Yue savunma yaparken savrulan bir taş parçasından kaynaklanmıştı. Küçük bir sıyrık olmasına rağmen yara yaradır. Bu, Shia’ nın zaferi anlamına geliyordu. Yarayı işaret ettikten sonra Shia’ nın yüzünde çok mutlu bir ifade vardı. Bedeninin üşümesine ve burnunun akmasına rağmen yüzünde bir gülümseme ortaya çıktı. Tavşan kulakları mutlulukla oynuyordu. Tabii hepsinden önemlisi, eğitimi hakkında Yue’ ye vermiş olduğu sözü yerine getirmiş olmasıydı.
Fakat bu söz, Yue için eğlenceli değildi. Bundan dolayı…
Orada herhangi bir yara yok.”
Yaranın “Oto-Regen” sayesinde hemen iyileşmesi Yue için güzel bir gelişmeydi. İstemsizce bir iç çekerek yüzünü başka bir yöne çevirdi.
N-ne? Bu hiç de adil değil. Sıyrık kesinlikle… Hayır, şu an bir şey olmasa da…  Kesinlikle vardı! Bu hile için çok zalimce! Madem bunu söyledim, lütfen büyüyü kaldır. Bir süredir burası çok soğuk. Nedense uykum gelmeye başladı.”
Burun akıntısı ve soğuktan dolayı Shia uyuklamaya başladı. Uyursa ölecekti. Şu anki durumu böyleydi. Ona kendi bakış açısıyla bakan Yue daha fazla dayanamadı ve büyüyü ortadan kaldırdı.
Öhö-öhö! Uh, çok soğuk. Neredeyse hayata dönemeyen bir tavşana dönüşecektim.
Sevimli birkaç öksürükten sonra burnunu bir yaprakla kapattı. Daha sonra gözlerinde ciddiyet belirerek Yue’ ye baktı. Yue bu bakışlardan dolayı rahatsızlık duydu.
Yue-san, ben kazandım.”
Nn?”
Bu bir sözdü, değil mi?”

Nn?”
On gün içinde bir kez yenebilirsem… Hajime-san ve Yue-san’ ın yolculuklarında götürüleceğim değil mi?”

Nn?”
En azından Hajime-san’ ın ikna olması için yardım edeceksin, değil mi?
Bu günün kahvaltısı nedir?”
Bekle! Konunun bu kadar çabuk değişmesinin sebebi nedir? Üstelik kolay sorular sordum. Hajime-san’ dan aldığın kan yeterli değil mi? Kahvaltıyı sormandaki sebep nedir? Lütfen şimdi müttefikim ol! Eğer Yue-san gibi bir yandaşım olursa bu iş 90% tamamdır!”
Shia dırdır etmeye devam ediyordu. Yue, onun kalbinin derinliklerinden gelen arzuya dikkat etti.
Shia’ nın da dediği gibi Yue ona söz vermişti. Bunu Yue söylemişti. Test savaşında Shia Yue’ ye küçük de olsa zarar verecekti. Eğer yapabilirse Yue’ nin onayını alacak ve onlarla beraber yolculuk etmesine izin verilecekti. Bir de Hajime ikna edilmeliydi.
Shia gerçekten onlarla beraber gitmeyi çok istiyordu. Bunun sebeplerinden biri ailesine daha fazla yük olmak istememesiydi. Bir diğer sebep ise Hajime ve Yue’ yi benimsemişti ve kalan yolculuklarında onlarla beraber olmak istiyordu.
Bununla beraber isteği soğukça reddedildi. Şu an bile bu durum Hajime ve Yue’ nin tutumundan hissedilebiliyordu. O anda Shia’ nın tek düşündüğü verilen sözdü.
Shia’ nın nazarında Hajime, beklentilerini karşılamasıyla Yue’ yi şımartmıştı. Her şeyden önce Shia bir kadındı. (Ç.N: Çeviride kız yerine kadın yazılmış. Benim de kafam karıştı şimdi?? ) Yue’ nin Hajime’ ye karşı olan duygularını anlayabiliyordu. Doğal olarak kendisi de Hajime’ ye karşı aynı duyguları besliyordu. Bunun tersi de doğruydu. Yue de Shia’ yı anlayabiliyordu. Hepsinden önce Yue’ nin onayını almak bu yüzden gerekliydi.
Bu durum, Shia’ nın Hajime’ yi Yue’ den alması gibi bir şey değildi. Shia böyle bir şey düşünmüyordu. Onun Hajime’ den istediği yanında Yue’ nin varlığını onaylaması gibi kendisini de kabul etmesiydi. Hatta daha azına bile razıydı. Bunun sebebi bulundukları dünyanın kaderinin onları “aynı” yapmasıydı. Başka bir  deyişle onlarla “arkadaş” olmak istiyordu. Böylece sevebileceği ve kendisini seven arkadaşları olacaktı. Bu Shia’ nın hayal ettiği gelecekti.
Diğer taraftan, Yue’ nin çıkarı olmasa da bu sözü vermesinin sebepleri vardı. Bu sebeplerin 20% ‘si Shia’ ya sempati duymasıydı. Büyük Kanyon’ da Shia’ nın başından geçenleri duyduktan sonra karmaşık duygular yaşamıştı. Çünkü onun durumu Shia’ nın durumu ile kıyaslanacak olursa nispeten daha iyiydi. Kalbinin bir yerlerinde onların “aynı” oluşu fikrini inkâr edemiyordu. Bunu kabul etmek Shia’ yı şımartsa da onu yandaşları olarak görüyordu.
Sebebin 80% ‘i ise kadınlara has inattı. Yue verdiği sözü tutabilirdi. Bu:
Eğer sizin için bir yükten ibaret olursam, lütfen kendiniz için deneyin… Bu imkânsız olsa bile lütfen Hajime’ nin yanında olabileceğimin farkına var!”
Bu sevdiği adam için verdiği bir mücadeleydi. Böyle bir kadının kendi varlığı yanında olabileceğini düşünemedi. Fakat Shia’ nın bir rakip olarak kendisiyle “aynı” olduğunu düşündüğünde ve onun hevesli görünümü ile müthiş konsantrasyonunu da göz önüne aldığında susmasının mümkün olmayacağını hissetti.
Sonuç olarak bu mücadeleyi Shia kazandı.
Haa, anladım. Verdiğim sözü savunacağım.”
Gerçekten mi? Tam da beklendiğim gibi… Be-beklemeye hiç gerek yok! Lütfen beni iyi savun.”
Nn”
Bir şekilde, sanırım tuhaf bir duraklama oldu. Gerçekten bununla ilgilenecek misin?”
Çok ısrarcısın!”
İstemeyerek Yue Shia’ nın zaferini kabul etti. Shia ise Yue’ nin verdiği cevaptan ötürü tedirgindi. Fakat bunu geride bıraktı ve neşeyle gülümsemeye devam etti. Çünkü biliyordu ki Yue’ de Hajime gibi verdiği sözü tutan biriydi.
Haulia Kabilesinin Hajime’ nin öncülüğündeki eğitimi bitmek üzereydi. Kasvetli Yue ve neşeli Shia onların bulunduğu yere geldi.

***
Yue ile Shia Hajime’ nin yanına vardıklarında onu bir ağacın dibinde gözleri kapalı, kollarını birbirine kavuşturmuş ve uzanmış bir halde buldular.
İki varlığın yaklaştığını hissetmesinden dolayı gözlerini hafifçe araladı ve onlara döndü. İkisinin de farklı iki ruh halini hissettikten sonra elini kaldırıp onlara seslendi:
Hey siz ikiniz! Maç bitti mi?”
Hajime onların arasında bir bahis olduğunu duymuştu. Shia’ nın Sledge-Hammer’ ini hazırlayan da Hajime’ ydi. Çok istekli görünen Shia Yue’ yi mağlup etmek istiyordu ve bunun için Hajime’ ye hafızasında hala taze olan bir silah yapıp yapamayacağını sormuştu. Bahsin içeriği bilinmese de Yue açısından bir dezavantaj oluşturmaması için Hajime’ ye bir şey söylememelilerdi.
Aslında Hajime’ nin düşüncesi, bu bahis için 10 defa bile dövüşseler yenen kişi Yue olacaktı. Yue’ nin yeteneklerini Abbys’ te görmüştü. Birkaç gün öncesine kadar barış içinde yaşamaya bulaşmış Shia direkt büyü kullansa bile Yue için sorun olmayacaktı.
Fakat yüz ifadelerine bakılırsa durum hiç de Hajime ’nin beklediği gibi görünmüyordu ve Hajime biraz hayal kırıklığına uğramıştı. Shia neşeyle Hajime ile konuşmaya başladı:
Hajime-san! Hajime-san! Lütfen dinle! Sonunda Yue’ yi yenebildim! Bu çok büyük bir zafer! Hmm, bunu Hajime-san’ a göstermek istiyorum, benim muhteşem mücadelemi! Yue-san kabul ettiğinde ben tama!?”
Shia maçın nasıl olduğunu jest ve mimiklerle anlatmaya çalışıyordu. Fakat hareketleri çok abartılıydı. Yue’ nin sertçe savrulan ve Shia’ yı “dosha” sesiyle uçuran tokadı onun yuvarlanarak yere serilmesine neden oldu. O kadar sert vurmuştu ki Shia’ nın  yerden kalkabileceğine dair herhangi bir işaret yoktu.
Yue morali bozuk bir şekilde etrafta dönmeye başladı. Daha sonra Hajime alaycı bir biçimde gülümseyerek ona sordu.
Aa, neler oldu?”
Maçın sonucundan ziyade, Hajime neler olup bittiğini bilmek istiyordu. Dürüst olmak gerekirse Yue’ nin mağlup olması onun için kolayca inanılacak bir şey değildi. Neler olup bittiğini bilmeden orada Yue ve Shia’ ya kimin hayretler içinde baktığının önemi yoktu. Onlar sadece Shia’ nın yalan söyleyebileceğini düşünüyorlardı.
Bu konuda konuşmak istemediğini aynı zamanda gizleyemeyeceğini vücut diliyle ele veren Yue, istemeyerek de olsa Hajime’ nin sorusuna yanıt verdi:
Onun büyü kabiliyeti Hajime’ ninki gibi düzenli.”
Bu çok iyi… Aksi halde bu mücevher boşuna harcanmış olacaktı… Peki sonra? Hepsi bu kadar mı? Bu aşamada Sledgehammer’ den rahatsız oldu mu?”    
Nn, vücudunun kuvvet kazanması konusunda uzmanlaştığını söyleyebiliriz. Dürüst olmak gerekirse o bir canavar seviyesinde.”
Haha, bu bizimle kıyaslama mı?
Hajime Yue’ nin değerlendirmelerinden sonra gözlerini kıstı. Doğrusu bu yüksek tahminler onun beklentilerinin de üzerindeydi. Tuhaf bir biçimde bu konu hakkında konuşurken Yue’ nin ifadesizliği ümitsizliğe dönüşüyordu. Bu durum Hajime’ nin dikkatinden kaçmamıştı. Yue’ nin, bu soruya nasıl cevap vereceğini düşündüğü yüzünden okunabiliyordu. Sonrasında Hajime’ nin gözlerine bakarak yanıt verdi:
Normal Hajime ile kıyaslandığında 60%”
Cidden… Bu en yüksek seviye mi?”
Nn… Muhtemelen ilerleyen başka yönleri de var.”
Ooo! Bu kesinlikle bir canavar seviyesi.”
Hajime Yue’ nin Shia hakkında böyle konuşmasına şaşırmıştı. Daha sonra hiçbir şey demeden Shia’ ya baktı. Eğer bu değer gerçekten 60% civarında ise Shia’ nın güç durumu 6000 civarında olmalıydı. Bu rakamlar, güçlü bir kahramanın 2 katı anlamına geliyordu. Gerçekten bu güç değeri “canavar seviyesi” olarak nitelendirilebilirdi. Yue’ ye ulaşabilecek kadar yetenekli denilebilirdi. Bu, onun sürekli ağlayan ve sızlayan haline bakılırsa tasavvur edilemeyecek bir şeydi.
Shia Hajime’ nin yarı şaşkın bakışlarına ve hayrete düşmüş haline dikkat etti. Neşeyle ayağa kalktı, sonra telaşlı halini kontrol altına alarak ciddiyetle Hajime’ ye doğru yürüdü. Gri saçları dalgalanıyordu ve tavşan kulakları dik duruyordu. Şu anda belki de hayatının en önemli şeyini talep edecekti. Buna bir itiraf da denilebilirdi. Vücudu gerginlik içinde titremeye başladı. İfadesi katı görünse de yılmayan gözlerinde farklı bir ruh var gibiydi. Adım adım ilerledi. Gözleri aynı yerde birleşti ve isteğini söylemeye başladı:
Hajime-san, yolculuğunuzda beni de yanınıza alın, lütfen!”
Reddediyorum”
Derhal verilen bir cevap?”
İçinde bulunduğu ruh halinden dolayı reddedilmeyeceğini düşünen Shia hayretler içinde gözlerini genişçe açtı. Utanmaz birini izler gibi izleyen Hajime’ nin gözlerinden ise “Birdenbire istediği şey de neydi?” sorusu okunabiliyordu.
Shia epey içerlemişti. Biraz daha mücadele etmekte sorun görünmüyordu:
Ne-ne kadar acımasızca Hajime-san. Ciddi bir şekilde sormama rağmen kolayca…”
Sen sorsan da bunu bilmek istemiyorum. Her şeyden önce Kam ve diğerleri ne düşünüyor peki? Bana onları götürmeye çalıştığını söyleme. Amacın bu değil mi?”
Bu-bu doğru değil! Şu anda bu benim kendi meselem. Onlarla daha önce konuştum. Onlara yük olmadığımı söyleseler de… Bu…”
Bu? Peki, ne?”
Her nasılsa Shia çekingen davranmaya başladı. Bir taraftan Hajime’ ye gizlice bakarken öte yandan parmaklarının ucuyla oynuyordu. Bunlar muzip ve sevimli görünüyordu. Hajime şüpheyle Shia’ ya baktı.
Yue ise Shia’ ya bakarken sinirli görünüyordu.
Bu… Ben… Ben takip etmek istediğim şey… Yani düşüncemin…”
Haa? Neyi takip etmek istiyorsun? Kabilene yük olmayacaksın değil mi? Bu gücünü geliştirirsen yenemeyeceğin kimse olmaz.”
…”
Çekinerek cevap veren Shia, Hajime’ nin sabrını zorlamaya başladı ve Hajime Donner’ i çıkardı. Shia’ nın buna dikkat edip etmediği bilinmiyordu fakat aklından sürekli “kadın cesareti” geçiyordu. Nihayet arzularını dışarı yansıttı:
Hajime-san’ ın yanında olmak istiyorum. Seni seviyorum.”
Ha?”
Bir anda söyleyivermişti. Shia panik halindeyken onun önündeki Hajime plastik mermi yemiş bir güvercin gibi şaşkındı. Tam olarak, ne olduğunu anlamayan bir görüntü sergiliyordu. Fakat bir süre sonra bunun anlamı beynine iletildi ve içgüdüsel olarak  aklından geçeni hemen söyledi:
Hayır, hayır olamaz! Bu tuhaf değil mi? Neden bir tavşanın iştahını kabartmış olayım ki? Kendim içim söyleyemesem de, sana karşı hep kırıcı davrandığımı düşündüm. Sakın bana bu ruh halinden çıkamadığını söyleme!”
Konuya hiç bu şekilde yaklaşmamış olan Shia pişmanlık duyarak geriye doğru bir adım attı:
Sen kime sapık diyorsun! Asla böyle hobilerim olmadı! Bana karşı kaba olduğuna dikkat ettiysen, neden biraz kibar olmayı denemedin?”
Hmm, sana karşı kibar olmak için bir gerekçem yok… Her şeyden önce, cidden bana âşık mısın? Mevcut şartlarından dolayı aşka gelmiş olmayasın?”
Hajime’ nin, Shia’ nın iyi niyetine inanmama sebebi yaşadıklarının ona “Asma Köprü Etkisi” yapmış olmasıydı.* Hajime’ nin ona karşı olan sert tutumu her açıdan herkesçe görülebilirdi. Bununla beraber Shia’ nın geçmişteki şüpheci yaklaşımları onun huysuzluğunu perçinliyordu.
Ç.N: Asma Köprü Etkisi(Suspension Bridge Effect) Bir insanın geçmişte bilmiş bir edayla  yaptığı bir hatanın veya geçmişteki korkularının duygu karmaşıklığına yol açması ve anlık duygularla birine âşık olmasıdır. Örneğin, bir korku filminde yanınızdaki kızın istem dışı elinizi tutması ya da daha yakına oturması. Başka bir deyişle denize düşenin yılana sarılmasıdır. Çeviri sayesinde psikolog da olduk a.q.
Bunun içinde bulunduğum durumla bir alakası yok. Beni çıkmaz durumlardan kaç defa kurtardığının bir önemi yok. Karakterim değişmeyecek… İhtiyarların yanında verdiğin sözü tutmana memnun olmama rağmen… Bu beni etkilemiş olabilir. Fakat bu duygularım zaten vardı. Hatta bunun hakkında bazen düşünüyorum. ‘Neden o?’ sorusunu sürekli kendime soruyorum. Hajime-san şimdi bile bana adımla hitap etmiyor. Her nasılsa, bu duygular aniden yüzüme çarpıyor ve beni incitiyor. Tıpkı bir şeytan gibi sadece bir şey sorulduğunda cevaplıyor, sürekli kendini şeytani canavar sürüsünün içine atıyor, merhametsiz, bana karşı asla nazik değil, sadece Yue-san’ a lütufta bulunan tıpkı bir şeytan gibi… Ha? Gerçekten, neden senin gibi birine aşığım! Ha?”
Shia konuşurken, kendi duygularından şüphelenmeye başladı. Ardından boynunu büktü. Hajime ise o kadar gergindi ki neredeyse alnındaki damarlar yuvasından fırlayacaktı. Bu cevabı duyduktan sonra Donner’ ı kazara çıkarmamak için güç bela direniyordu.
Her-her neyse. Ne hissettiğinin önemi yok. Bizimle gelmene izin veremem.”
Bu! Bu bir şaka mı? Seni gerçekten seviyorum. Lütfen beni de yanında götür”
Ç.N: Bırak bu inadı, onu da götür işte Hajime??
Biliyorsun ki duyguların… Duyguların gerçek olsa bile yanımda zaten Yue’ nin de olacağını anlamıyor musun? Bunu Yue’ nin yanında itiraf etmekten ziyade… Hatta bir süre önce düşündüm ki birinci sınıf silahın vücudunu kuvvetlendirdi. Sanırım bunun asıl kaynağı kalbinin tamamen azantiyum maddesinden yapılmasıdır.”
Harika bir cevherden yapılmış kalbe sahip olan kim acaba? Uu, şimdi beklendiği gibi olmaya başladı. Dur tahmin edeyim! Sanki bu Hajime-san hakkında! Her şey düşündüğüm gibi aldatıcı!”
Shia Hajime’ ye doğru döndüğünde aniden kahkaha atmaya başladı.
Çünkü bunun olabileceğini tahmin ettim. Hayatımı riske attığım zaman bir müttefik edindim! Şimdi, Yue-sensei! Lütfen bana yardım et!”
Ha? Yue?”
Hajime, bu beklenmedik hitap şeklini duyunca gözleri seğirmeye başladı. Şimdi anlaşıldı! Bu Shia’ nın kendini beğenmiş ruh hali olmalıydı.
Yue’ nin yüz ifadesi sanki bir defada 100 tane böcek yemiş gibi acı doluydu. Sonra gerçekten Hajime’ ye isteksizce söyledi:
…   …   …  Hajime, onu da yanımızda götürelim.”
Hayır, hayır bu kesinlikle olmaz. Bu kadar kısa sürede ne değişti? Açıkça ondan nefret ediyorsun. Bana onun, bahsi kazandığını söyleme!”
Üzücü bir şekilde…”
Hajime, omuzlarını düşüren Yue’ yi görünce durumu aşağı yukarı anlamıştı. Hiç öfkelenmemişti fakat çok şaşırmıştı. Elbette Shia Hajime’ nin olayı başından sonuna kadar dinlemesini istemişti. Gerçekçi olmak gerekirse yeteri kadar güçlü değildi. Hajime’ nin kararında Yue’ nin sözlerinin ne kadar etkili olabileceğini bir kez daha düşündü. Bundan dolayı Yue’ yi kendi safına çekmek için bir metot gerekliydi. Ona “yaşam riski”metodu demek yanlış olmazdı. Bunun için savaş veya eğitim esnasında Yue’ nın tavırlarını, mizacını ve duygularını öğrenmek için adeta ölüyordu. Diğer bir deyişle bunun Shia için ne denli önemli olduğunu gösteriyordu.
Hajime başını kaşıyordu. Yue’ nin isteksizce onu kabul ettiğini görmesine rağmen Shia’ yı götürmenin kendisi için bir anlamı yoktu. Nihayetinde, bu durum Hajime’ nin hisleri için sorun teşkil ediyordu.
Yue, elinden bir şey gelmeyeceğini gösterir gibi omuz silkiyordu. Bu on gün içinde Yue, Shia’ nın ne kadar sıkı çalıştığını, kendisine yüklenen sorunları nasıl yıktığını herkesten daha fazla biliyordu. Bundan dolayı Yue, onun kendilerine yol arkadaşı olmasında bir problem görmüyordu. Başlangıçtan itibaren Shia’ ya karşı asla kin gütmedi.
Öte yandan zafer kazanmış bir edayla Yue’ nin yardımını isteyen Shia tedirgin olmaya başladı fakat kendini güçlü hissediyordu. Çünkü elinden gelen her şeyi yapmıştı ve şimdi sadece kaderin oyununu izleyecekti.
Hajime derin bir nefes alıp verdikten sonra Shia’ nın gözlerinin içine baktı. Ardından aklından geçenleri tek tek söyledi. Shia bu sözleri duyduktan sonra tekrar gücünü topladı.
Bizimle gelme konusunda, cevabı zaten bilmiyor musun?
Bilmiyor musun? Gelecek denilen şey kesin değildir.”
Shia bunları söyledi. Çünkü gelecekten işaretler görebiliyordu. O, geleceğin bir şeyler yapmakla değişebileceğine inanıyordu.
Bu seyahat tehlikelerle dolu olacak.”
Bir canavar olduğuma memnunum. Bunun sayesinde sizinle gelebilirim.”
Bu terim ihtiyarlar arasında kullanılan uygunsuz bir terimdi. Fakat Shia söyledikleriyle gurur duyuyordu.  Hepsinden öte, bir canavar gibi güçlü olamadıkça beceremeyeceği şeyler olduğunu öğrendi.
Dileğim, memleketime (yani dünyaya) geri dönebilmektir. Muhtemelen bir daha aileni göremeyeceksin. Bunu biliyorsun değil mi? ”
Bunun hakkında konuşmuştum. ‘Ama yine de…’ Babam ve diğerleri bunu anlayabiliyor.”
Onlar her zaman Shia’ yı koruyan geniş bir aileydi. Minnettarlığını yansıtabilecek bir söz yoktu. Birlikte oldukları müddetçe nerede olduklarının bir önemi yoktu. Duygularından bahsettiğinde elbette sözlere gereksinim duymadan gülümseyeceklerdi.
Yaşadığım yer, senin kolayca yaşayabileceğin bir yer değil.”
Benim için sorun değil. Her şeye rağmen…”
Bunlar Shia’ nın duygularını gösteriyordu. Söylenen birkaç “kelime” ile durmayacaktı.
…  …”
Bitti mi? O zaman bu benim zaferim, değil mi?”
Ne zaferi?”
Duygularımın kazandığı zafer… Hajime-san.”
Ne?”
Bir kez daha net bir dille söylüyorum: Shia Haulia’ nın dileği…”
Lütfen beni de götürün!”  
 Hajime ve Yue birbirlerine baktı. Hajime Yue’ nin de onayını almak için onun gök mavi gözlerine baktı.
Sonra…
Pekâlâ, ne istersen yapabilirsin. Seni meraklı.”
Onun gözlerinde bir anlam görmesinden dolayı derin bir iç çekti ve vazgeçtiğini işaret etti.
Ağaç denizinde bir sevinç çığlığı yükseldi. Hajime, bundan sonra çok fazla sorun yaşayacağını düşünüp yüzünde alaycı bir gülümseme oluşmasının önüne geçemedi.
Ç.N. : Bir bölümün sonuna daha geldik güzel insanlar. Bölümde çok fazla deyim vs.. olduğundan çevirisi epey zaman aldı. İleriki haftalarda umarım telafi ederiz. Yorumlarınızı, fikirlerinizi, ileriki bölümlere yönelik tahminlerinizi yorum kısmına yazmayı unutmayın??

Yorum Yap "Ari 4.6 - Shia, Bir Hayatın Büyük Savaşı"