Dünyanın Oluşumu Günceli

Ari 4.4 - İhtiyarlar Toplantısı

Eylül 24, 2016

Çeviren ve Düzenleyen AsiTpeTix


Yayınlayan : Ratel


Yoğun sis altında Gil ( kaplansı yarı insan) ‘in rehberliğinde ilerlediler.
Hedef yerleri Faea Belgaen idi. Etrafları diğer yarı-insanlarla çevrili bir şekilde Yue, Haulia Kabilesi ve Alfrerick Hajime ile beraber bir saat yürüdüler. Görünüşe göre Haberci Zam birçok ani hareket kullanıyordu.
Bir süre yürüdükten sonra sisin seyrekleştiği bir yere vardılar. Sis tamamen yok olmamasına rağmen sisin içinde tüneli andıran bir yol belirdi. Dikkatlice bakıldığında, tünelin etrafına, mavi ışık saçan yumruk büyüklüğünde kristaller gömülmüştü. Sisi önleyebilen bir yetenek gibi görünüyordu.
Mavi ışıklara odaklanan Halime’ye dikkat eden Alfrerick açıklama yapmaya başladı:
Bu ‘Faeadrain Kristali’ diye adlandırılan bir tür kristal. Sebebini bilmememize rağmen sis ve şeytani canavarlar yanına yaklaşamıyor. Faea Belgaen ve Kuşatılmış Köy ’ün etrafında da kullanılıyordu. Bu, şeytani canavarlarla ilgiliydi.
Anlıyorum. Bütün zaman sisin içinde olmak bunaltıcı olacak. En azından zamanı bulunduğum yerde geçirmek istiyorum.”
Ağaç Denizi’nin içindeki şehirde sis olmayacak gibi görünüyordu. Bu iyi haberdi çünkü 10 gün Ağaç Denizi’ nde beklemek zorundalardı. Sisin kasvetini hisseden Yue, Hajime ve Frederick’ in konuşmasını duyduktan sonra mutlu görünüyordu.
O esnada gözlerinin önünde çok büyük bir geçit görüldü. Dev ağaçların sarmaşık gibi sarılarak şekillenmiş, 10 metre mesafeyle bir çift kapı ortaya çıktı. Ağaç duvarının minimum yüksekliği 30 metreydi. Yarı-insanların“Ülke” sine uygun bir ihtişam ortaya çıktı.
Gil kapı muhafızları gibi görünen yarı-insanlara işaret etti ve dev kapılar korkunç bir sesle ağır ağır açıldı. Etrafı çevreleyen ağaçların tepesinden, yırtıcı bakışlar Hajime ve diğerlerinin üzerindeydi. İnsanların oraya geldiği gerçeğinden dolayı öfkelerini gizleyemiyorlardı. Hiç şüphesiz Gil’ in yardımıyla problem çıkaracaklardı. Belki İhtiyar böyle bir olayın yaşanabileceğini tahmin ettiği için ortaya çıkmıştı.
Geçidi geçtikten sonra farklı bir dünya vardı. Orada onlarca metre çapında bir sürü dev ağaç vardı. Ağaçların içi mesken olarak kullanılıyordu. Pencere gibi görünen ağaçların gövdelerinden açılan boşluktan lamba ışığı taşıyordu. Ağaçların sarmalanmış kalın dallarından yapılmış koridorda düzinelerce kişi yürüyordu. Ağaçların büyük kütüklerinde makara kullanılarak yapılmış asansörler vardı. Bir de ağaçların arasında onların asılı durmasını sağlayan odundan yapılmış su yolları vardı. Bu ağaçlar yaklaşık 20 katlıydı.
Hajime ve Yue ağızları açık hipnotize edilmiş gibiydi. Şehrin peyzajından büyülenmişlerdi ve o anda biri öksürdü. Görünüşe göre Alfrerick onların şuurunu yerine getirmek için bunu yapmıştı fakat onların dikkatini çekememişti.
Şehrimizden, Faea Belgaen ’den etkilenmiş görünüyorsunuz.”
Alfrerick’ in ifadesi sevinçle gevşedi. Etrafı kuşatılmış Haulia Kabilesi’ nin yarı-insanları her nasılsa bu durumdan gurur duyuyordu.(Ç.N: Belki de ilk defa birileri onları adam yerine koyduğundan dolayıdır: D ) Onların durumuna dikkat eden Hajime, dürüstçe şehri övdü:
“ İlk defa bu kadar güzel bir şehir görüyorum. Şehrin atmosferi çok iyi. Gerçekten fevkalade bir şekilde doğayla uyum içinde.”
“ Aa, çok güzel.”
Sahtelikten uzak ve apaçık söylenen övgü,  beklendiği gibi yarı-insanları şaşırttı. Bununla beraber şehirlerinin övülmesi elbette onları mutlu etti. Onların hepsi kuyruklarını ve canavar-kulaklarını dinç bir şekilde hareket ettirirken yüzlerini “hıh!” diye mırıldanarak tavırla başka yöne çevirdiler. (Ç.N. : Her ne kadar belli etmeseniz de kuyruk kalbin aynasıdır kardolar ?? )
Faea Belgaen sakinleri Alfrerick’ in hazırlattığı yere giderken uzaktan ve merakla, nefret veya şaşkınlık dolu gözlerle Hajime’ ye bakıyordu.
***
Anlıyorum, tanrılar çağı büyüsünü elde etmeyi denemek, aynı zamanda tanrıların oyunu…”
Hajime ve Yue Alfrerick ile sohbet ediyordu. Sohbetin konuları “Kurtarıcılar”ve Hajime’nin Oscar Orcus’ tan duyduğu tanrılar çağı büyüsü hakkındaydı. Bunun yanında nasıl bir dünyadan geldiğini, Yedi Büyük Zindan’ dan gelmeye çalıştığını, böylece kendi dünyasına geri dönebilmek için tanrılar çağı büyülerini elde etmeye çalıştığını anlattı.
Bu dünyanın tanrıları hakkında konuşulması Alfrerick’ in yüz ifadesinde herhangi bir değişikliğe yol açmamıştı. Bunu fark edip soran Hajime sorusuna karşılık olarak “Bu dünya yarı-insanlara iyi muamelede bulunmuyor. Hatta şimdi bile…” cevabını almıştı. Görünen o ki, tanrılar yarı-insanlara kızgın olmasa bile onlara karşı davranışları hiçbir şekilde değişmeyecekti. Buranın kilisenin etkisi altında olmadığı gibi onların da hiçbir inancı yoktu. Sadece doğaya minnettarlık vardı.
Hajime sözlerini bitirdikten sonra, Alfrerick Faea Belgaen’ deki İhtiyar’ ın kurallarını anlattı. Bu sözlü bir gelenekti. Eğer bir kimse Yedi Büyük Zindan görünümlü oyulmuş bir armaya sahipse ona kin güdülemez ve söz konusu kişi toplumun takdirini kazanırsa gideceği yere gitmesine izin verilir.
Haltina Ağaç Denizi kurucusu olan  Luluo Haltina kendilerine “kurtarıcılar”(Onlara kurtarıcıların nasıl bir oluşum olduğu hakkında bir şey söylemedi fakat yandaşlarının isimlerini açıkladı.) adını verdi. Onlardan önce orada Faea Belgaen isminde bir kabile yaşadığı defalarca söylendi. Onlara kin güdülmemesi gerekiyordu çünkü onlara sıra dışı yeteneklerle büyük zindanı geçen  insanların özgür iradeleriyle hareket edebilecekleri öğütlenmişti.
Alfrerick Orcus ’un yüzüğüne tepki gösterebilirdi. Çünkü o arma Büyük Ağaç’ ın köküne oyulmuş dikili taştaki armadaki işaretlerle tamamen aynı değildi.
Bu demek oluyor ki gerekli yeterliliğe sahibim.”
Alfrerick’ in açıklamasına, göre insanların bu mevkiye davet edilme sebebi anlaşılmıştı. Fakat bütün yarı-insanlar bu hikâyeyi bilmiyordu. Bundan dolayı bir süre sonra anlatılması gerekliydi.
Hajime ve Alfrerick konuşmalarını bitirdikten sonra aşağı kattan gürültü gelmeye başladı. Shia ve Haulia Kabilesi aşağı kattayken, Hajime ve diğerleri üst kattaydı. Görünüşe göre birileriyle tartışıyorlardı. Hajime ve Alfrerick birbirinin yüzüne baktı ve aynı anda ayağa kalktı.
Aşağı katta ayıya benzer bir yarı-insan, kaplana benzer bir yarı-insan, tilkiye benzer bir yarı insan, arkasından kanatlar çıkmış bir yarı insan ve her tarafı kıllı bir yarı-insan tekin olmayan gözlerle Haulia Kabilesi’ ne bakıyordu. Kam odanın köşesinde umutsuzca Shia’ yı sarmıştı. Daha önce dövülmüşler gibi görünüyordu. Çünkü Kam ve Shia’ nın yanakları şişmişti.
Aşağı inen Hajime ve Yue onların hepsine keskin bir bakış attı. Ayıya benzeyen yarı-insan güvensiz bir sesle konuşmaya başladı:
Alfrerick! Seni piç, bütün bunların anlamı ne? Neden bu insanları buraya davet ettin? Şu tavşan adam kabilesini de tabii! Yasaklanmış çocuğun buraya gelmesi…  İhtiyarlar toplantısında koltuğunu elinden alacağım!”
Öfkesini umutsuzca dizginlemeye çalışıyordu. Yumrukları titriyordu. Beklendiği gibi insanlar yarı-insanlar için bir intikam figürüydü. Üstelik yasaklı çocuğu koruyan Haulia Kabilesi’ nin davet edilmesiyle! Sadece ayıya benzer yarı insan değil; diğer yarı-insanlar da Alfrerick’ e dik dik bakıyordu.
Her nasılsa Alfrerick bunu sadece bir rüzgâr esintisi gibi düşündü.
Ne, ben sadece geleneklere uydum. Hepiniz, buna İhtiyarlar da dâhil, farklı kabilelerdensiniz. Bu durumu anlamanız gerekmez mi?”
Geleneklerin canı cehenneme! Bu tür şeyler uydurma değil mi? Faea Belgaen kurulduktan sonra böyle bir şey hiç yaşanmadı!”
“ Bu nedenle bu ilk olacak. Hepsi bu. Eğer İhtiyarsanız, gelenekleri takip etmelisiniz. Hukuk böyle diyor. Bizler İhtiyar makamı olan kimseleriz. Neden gelenekleri önemsemeyelim?”
Yani bu gençlerin yeterliliğe sahip olduğunu mu söylüyorsun? Düşman olmamamız gereken güçlü biri!”
Öyle.”
Alfrerick sadece umursamazca cevap vermekle yetindi. Ayıya benzer yarı-insan Alfrerick’ e inanamadı ve Hajime’ ye dik dik baktı.
Faea Belgaen’ de çeşitli kabilelerden gelip İhtiyar ünvanı kazanan kabiliyetli kişiler İhtiyarlar toplantısına katılırdı. Konsey sistemi olarak görülen İhtiyarlar Toplantısı ülkenin politikasını görüşmek için yapılan bir toplantıydı. O anda oraya toplanan yarı-insanlar mevcut İhtiyarlar olarak göze çarpıyordu. Fakat geleneklere bakış açıları farklıydı.
Alfrerick geleneklere önem veren biri olmasına rağmen diğerleri biraz farklıydı. Alfrerick Orman Kabilesi’ ndendi ve onların ömürleri diğer yarı-insanlara göre daha uzundu. Hajime’ nin bildiğine göre onların ortalama ömrü yaklaşık 200 yıldı. Eğer öyleyse Alfrerick ve karşısındaki İhtiyarlar arasında büyük bir yaş farkı vardı. Aslında onların düşünce anlayışı da farklı olabilirdi. Bu arada yarı-insanların ortalama ömrü 100 yıldı.
Bundan dolayı Afrerick’ in yanındaki diğer yarı-insanlar orada insanların veya sabıkalıların bulunmasına katlanamıyordu.
O zaman, şimdi seni test etmeme izin ver!”
Sözlerini bitirir bitirmez, ayıya benzer yarı-insan (Ç.N: Bundan sonra ayı adam desem olur mu?  Peki, anlayışınız için teşekkür ederim: D ) Hajime’ ye doğru atıldı. Birdenbire olmasından dolayı diğerleri bu saldırıyı fark edemedi. Ayı adamın, bu ani atağı yapacağını tahmin etmeyen Alfrerick’ in de gözleri şaşkınlıktan büyümüştü.
İki buçuk metre ve kas yığınından oluşan devasa kolları olan ayı adam menzilini alır almaz kolunu Hajime’ ye doğru savurdu. Ayı adam kabilesi diğer yarı-insan kabileleri arasında en dayanıklı ve en güçlü olanlarından biriydi. O büyük koluyla bir dev ağacı ikiye ayırabilirdi. Bu yıkıcılık, onu kabilesinin temsilcisi yapan  en ayırt edici özellikti. Haulia kabilesi ve Yue dışındakiler Hajime’ nin solunda bir et yığınını hayal meyal gördüler.
Bununla birlikte, bir sonraki an, gördükleri inanılmaz manzaradan dolayı oldukları yerde donup kaldılar.
ZUDONn!
Aşağı savrulan yumruk Hajime tarafından kolayca tutulup durdurulmuştu.
“ …Ne kadar alakasız bir yumruk! Fakat öldürme niyeti vardı. Buna hazırlandın değil mi?”
Bunları söyledikten sonra Hajime kavrama gücünü artırmak için büyü ile yapay kolunu değiştirdi. Ayı adamın kemiklerinin çatırtısı duyulabiliyordu. Şaşırmış olmasına rağmen kendini uzak tutmaya çalıştı:
Agh! Bırak!”
Ayı adam kolunu ümitsizce çekmeye çalışırken, onun yarısı kadar olan Hajime, onun kolunu tek santimetre hareket ettirmedi. Aslında Hajime bulunduğu yeri sağlamlaştırmak için ayakkabılarındaki metal çivileri dönüştürüp yere sabitledi. Bunun farkında olmayan ayı adam Hajime’ nin yerinden oynatılamaz dev bir ağaç gibi olduğunu düşündü.
Hajime sessizce büyüsünü boşalttı ve suni kolundaki ağrılar hemen arttı.
Uh!”
Gh!?”
Ayı adamın kolundan kırık sesleri geliyordu. Buna rağmen bir İhtiyar’ dan beklendiği gibi çığlık atmıyordu. Fakat Hajime onun acıdan dolayı kaskatı kesilmesini ve şaşkınlığını gözden kaçırmamıştı.
Hajime’ nin serbest olan sol eli keskin bir vuruşla itilmişti. Hajime derhal ayı adamın  göğsüne darbeyi indirdi:
fly”
DOPANn!”
Onun “güçlü kolu” etkindi ve silah atışı onun suni kolundan gelmişti. Aynı zamanda yapay kolunu etkinleştiren darbe dirseğinden gelmişti. Zaten güçlü olan kol hızlandırılarak öldürücü etkisi artırılmıştı.
Hızlandırılmış mekanizma ile muazzam güce erişen yumruk merhametsizce ayı adamın midesini deldi. Aynı anda bir şok dalgası oluştu ve abartısız, ayı adamın ayaklarını yerden kesti.  Çığlık atmaya dahi fırsatı olmayan ayı adamın vücudu bir duvarı parçaladıktan sonra çığlıkları yeryüzünden duyuldu.
Hajime’ nin kullandığı silah dirseğinden ateşlenebilen bir tüfekti. Silahın itme gücü yerleşik fişeğin geri tepmesiyle mümkündü. Barutun itme gücü silaha yerleştirilmiş fişeğin geri tepmesiyle oluşuyordu. Yani Hajime Shlag’ ı ateşlemesiyle arkadaki düşmanı da öldürülebilirdi. Bu defa silahın çift taraflı öldürücü gücü olan “İleri İtiş” kullanılmıştı. O, “güçlü kolu” ile muazzam şeyler yapabildiğini ispatladı.
Silahından “GASHUN!” sesi çıktığında herkes afalladı ve ne diyeceğini bilemedi. Daha sonra İhtiyarlara öldürücü bir bakış attı:
Siz benim düşmanım mısınız?”
O söze kimse karşılık veremedi.
Hajime ayı adama darbeyi indirdikten sonra o ana kadar durumu idare eden Alfrerick, gözlerini Hajime’ den kaçırıyordu. Ayı adamın iç organlarının çoğu kemiklerle beraber yerinden kopmuştu. Onun hayatını kurtarmak için en pahalı iyileştirme yöntemleri denendi ve hayatı kurtarıldı. Bununla beraber savaşçılık hayatı sona erdi…
İhtiyarlar toplantısında kaplan adam kabilesinden Zel, kanatlı adam kabilesinden Mao, tilki adam kabilesinde Rua, dünyalı kabilesinden Guze (Ç.N : Aslında dünyalı değillerdi.Fakat cüce olduklarından dünyalı deniliyordu.) ve orman adamı kabilesinden Alfrerick Hajime’ nin karşısında oturuyorlardı. Yue ve Kam Hajime’ nin yanında, Shia ise diğer Haulia kabilesi üyeleriyle Hajime’ nin arkasında oturuyorlardı. Yüz ifadelerine bakılırsa, Alfrerick dışında tüm ihtiyarlar tansiyonu yükseltiyordu. Ayı adam (adı Jin) ellerini ve ayaklarını kullanamadığı için toplantıya katılamamıştı.
Pekâlâ. Bizimle ne yapmak istiyorsunuz? Ben sadece Büyük Ağaç’ ın altına gitmek istiyorum. Müdahale etmezseniz, sizi yalnız bırakacağım. Yarı insanlar…  Bir düşünün: Eğer ortak bir karara varamazsanız ve o an gelip çattığında sizin için neyin iyi olup olmadığını öğrenmekte sorun yaşamaz mısınız? Bilginiz olsun: Katliamın ortasında dost mu düşman mı olacağınızı değerlendirin. Aksi halde, bildiğiniz gibi iyi tabiatlı biri değilimdir.”
Hajime’ nin sözlerini duyduktan sonra İhtiyarlar afalladı. Hajime’ nin yarı-insanlara karşı savaşmak için tereddüt etmeyeceğinin farkına vardılar.
Aciz bırakılmış dostumuzun hatırına, her şeyden önce… Bizim dost olmamız mümkün.”
Guze acı ve ezilmiş bir yüz ifadesiyle mırıldandı.
Hah? Ne dedin? Beni öldürme teşebbüsüyle saldıran ayı adam değil miydi? Ben sadece ona, yaptığının bedelini ödettim. Aciz bırakılması onun kendi hatasıydı.”
Se-Sen! Jin sadece ülkesini düşünüyordu!”
Ve ilk defa gördüğü birini hiç konuşma yoluna gitmeden öldürmesinde bir sakınca yok öyle mi?”
Bu! Fakat!”
“ Anlamadın mı? Ayı bana saldırdığında kurban olan bendim. İhtiyarlar bu olayı yargılamamalı mı? O hatayı yapan sizin İhtiyarlarınızdan bir İhtiyar değil miydi?”
Muhtemelen Guze Jin ile iyi anlaşıyordu. Bu yüzden bu olayda Hajime’ yi haklı buluyordu fakat bunu kabul edemiyordu. Bununla beraber onun duygularını göz önünde bulundurmak, Hajime’ nin yapmak istediği bir şey değildi.
Guze, neler hissettiğini anlıyorum fakat hislerini bir kenara bırak. Bu gereksiz bir tartışma.
Alfrerick’ in sitemkâr sözlerini duyduktan sonra, Guze yerinden kalkmayı denedi fakat sonra isteksiz bir ifadeyle yine oturdu.
Bu çocuk, kesinlikle armalardan birine sahiptir. Yeteneğiyle de Büyük Zindan’ ı tamamlıyor.Geleneklerde söylendiği gibi gerekli vasıfların hepsine sahiptir.”
Bunları söyleyen tilki kabilesinden İhtiyar Rua’ ydı. Göz ucuyla Hajime’ ye baktıktan sonra İhtiyarlara bakıp ne düşündüklerini sordu.
Dik dik bakışlara maruz kalan kanatlı adam kabilesinden Mao ve kaplan adam kabilesinden Zel, diğerlerinin ne düşündüklerini bilmemelerine rağmen rızalarını verdiler. Diğerlerinin adına konuşan Alfrerick, Hajime ile konuşmaya başladı:
Nagumo Hajime. Geleneklerde denildiği gibi, İhtiyarlar Konseyi de senin yeterli biri olduğunu kabul ediyor. Bu yüzden oy birliğiyle, mümkün olduğu kadar…  Seni engellememeye karar verdik. Onlara, sana zarar vermemeleri gerektiğini söyleyeceğim. Bununla beraber…”
Bu kesin bir yargı değil… Ha?”
Ah, senin de bildiğin gibi yarı-insanlar insanları pek de iyi yönleriyle bilmezler. Dürüst olmak gerekirse insanlardan nefret ediyorlar denilebilir. Birilerinin İhtiyarlar Toplantısı’ nda alınan kararları göz ardı etmesi mümkün. Özellikle yaralı bırakılmış Jin, aynı zamanda  ayı kabilesi öfkesini büyük ihtimalle kontrol edemeyecektir. Her şeye rağmen o çok popüler…”
Yani?”
Hajime’ nin sözleri Alfrerick’ in söylediklerinden sonra bile değişmedi. Olan olmuştu bir kere, o sadece yapılması gerekeni yapmıştı. Ruh hali gözlerinden anlaşılıyordu. Bunu anlayan Alfrerick, bir İhtiyarın isteği için geriye baktı.
Sana saldıran kişinin canını bağışlamanı istiyorum.”
Beni öldürme niyetiyle saldıran kişiye aldırış etmememi mi istiyorsun?”
Bu doğru. Güçlü iradenle bu mümkün değil mi?”
Eğer o ayının gücünde biriyse buna olumlu cevap veremem. Bununla beraber, başka birini öldürürken aldırış etmeyeceğim. Nasıl hissettiğini anlamama karşın içinde bulunduğun durum beni ilgilendirmiyor. Yandaşlarının ölmesini istemiyorsan onları kararlı bir şekilde durdur.”
Hajime’ nin Abbys Uçurumu’ nda öğrendiği bir şey vardı: Birinin düşman olduğu aklında iyice yer edinmişse değer yargılar bir yana bırakılıp düşman öldürülmeliydi. Hatta öldürdükten sonra başına ne geleceğini bilmese bile… Görmemezlikten gelse, köşeye sıkışan kedinin bile ölümcül saldırıya kalkışabileceğini bildiği için bu teklifi kesinlikle kabul edemezdi.
Bununla beraber kaplan kabilesinden Zel atıldı:
Pekâlâ, Büyük Ağaç’ ın altına gitmen için sana rehber olmayı reddediyoruz. Bu bir gelenek olsa da sevmediğimiz birine rehberlik etmeye gerek yok!”
Bu sözleri duyduktan sonra Hajime’ nin dili tutulmuştu. Başlangıçta rehberlik işini Haulia’ ya vermişti ve Faea Belgaen’ de başka birinin yardımına ihtiyacı olmayacağını düşünüyordu. Hatta bundan hiç kuşku duymuyordu. Bununla beraber Zel’ in sonra söyledikleri onun aklından geçenleri teyit etti:
Haulia kabilesinin sana rehberlik edebileceğini sanmıyorum. Ne yaşandığını bilmememize rağmen burada ayrı kalacaksın. Onların suçu, içlerinde şeytani canavarlarla aynı güçte olan bir çocuğu barındırmaktır. Yani bu, Faea Belgaen ’de tehlike içinde olmak anlamına geliyor. İhtiyarlar toplantısında onların idamına karar verildi”
Kam ve kabilesi kaderine boyun eğmişken Shia Zel’ in sözlerini duyduğunda kan ter içinde titriyordu. O anda bile kimse Shia’ yı suçlamıyordu. Bu durum Shia’ ya ne kadar derin bir sevgi duyduklarının göstergesiydi.
Onurlu İhtiyarlar! Lütfen… Lütfen bir şekilde kabilemin gitmesine izin verin.”
Shia! Kes şunu! Biz zaten hazırız. Bu senin hatan değildi. Bir aile bireyini satmak için kimse yaşamak istemedi. Bu konu Haulia kabilesinde defalarca konuşuldu. Endişelenmeni gerektirecek bir durum yok.”
Fakat baba!”
Shia önünde eğilip yalvarmasına rağmen, Zel’ den herhangi bir af sözü duyulmadı.
Buna zaten karar verildi. Bütün Haulia kabilesi idam edilecek. Faea Belgaen’ de paçayı sıyırsanız  bile bu olay yasak çocuğun kovulması ile sonuçlanacak.
Ağlayan Shia’ yı Kam ve kabilesi avutuyordu. Kararın İhtiyarlar toplantısında alındığı doğruydu. Diğer İhtiyarlar hiçbir şey söylemedi. Nedeni ise yasak çocuğu Faea Belgaen’ de gizlemenin onların suçunu ağırlaştırmasıydı. Başka bir deyişle Haulia’ nın güçlü aile bağları durumu daha da kötüleştirmişti. Bu ironik bir hikâyeydi.
Ve hepsi bu. Hal böyle iken, Büyük Ağaç’ a gitmek için metot değiştirmeyecek misin? Bundan sonra ne yapacaksın? Oraya varmak için işini şansa mı bırakacaksın?
Zel bunları söyleyerek, taleplerinin kabul edilmesini işaret ediyordu. Konseydeki diğer İhtiyarlar da bu sözlere itiraz etmedi. İfadelerinde hiçbir ümitsizlik görünmeyen Hajime bir şey olmamış gibi karşılık verdi:
Sen, sen aptal mısın?”
N-ne?”
Zel, Hajime’ nin itirazını duyduktan sonra gözleri büyüdü. Shia ve kabilesi de bir refleks ile Hajime’ ye baktılar. Hajime’ nin ne düşündüğünü anlayan Yue’ nin yüzü netleşti.
Dediğim gibi. İçinde bulunduğun durum beni ilgilendirmez. Onları benden alırsan yoluma engel koymuş olursun.”
İhtiyarlara dik dik bakan Hajime elini uzatıp Shia’ nın başına koydu. Çok şaşıran Shia Hajime’ ye baktı.
İsterseniz, onları benden alabilirsiniz. Umarım kendinizi buna hazırladınız.”
Hajime-san…”
Hajime’ nin bu sözlerle kastettiği, onları almaya kalkışan kimseyi affetmeyecekti. Hala Haulia kabilesi uğruna Faea Belgaen’ e karşı savaşmakta tereddüt etmeyecekti.
Sen gerçekten ciddi misin?”
Alfrerick hiçbir düzenbazlığa müsaade etmeyen keskin bakışlarla Hajime’ ye baktı.
Kesinlikle.”
Bununla beraber Hajime’ nin tavrı da çok netti. Onun yılmaz azmi görülebiliyordu. Bu kısıtlayıcı dünyada mazur görme ve şeffaflık olmadığından burada kimseye  saygı duymaya gerek yoktu. Bu, uçurumda edindiği bir deneyimdi.
Faea Belgaen’ de rehberin olsa bile mi?”
Haulia kabilesinin cezası İhtiyarlar toplantısında zaten kesilmişti. Dahası bu olay ülkenin saygınlığını, tehdide teslim olunması açısından tersine çevirecekti. Hem gelecekte rehberlik kartı gibi bir pazarlık avantajı olmayacaktı. Belki de bu yüzden Hajime ve grubuna saldıracaklardı. Bu yüzden Alfrerick rehberlik etmeyi teklif etti. Ancak Hajime burada uzlaşma sağlanamayacağını anladı:
Bana tekrar ettirme. Benim rehberim Haulia.”
Bana onlardan vazgeçmeme sebebini söyle. Eğer amacın sadece Büyük Ağaç’ a gitmekse başka birileri de rehberlik edebilir.”
Alfrerick’ in söylediklerinden sonra Shia göz ucuyla Hajime’ ye baktığında, Hajime bu işin zahmetli olacağını anladı. Shia Hajime’ ye bir süre bakmıştı ve bir anlığına gözleri buluşmuştu. Sonra Shia, kalbinin hafifçe çarptığını hissetti. Bir anlık bakışma olmasına rağmen Shia’ nın nabzı yükseldi.
Onlara söz verdim. Onların rehberliği karşılığında onlara yardım edeceğim.”
… Söz. Eğer öyleyse, sence bu zaten yerine getirilmedi mi? Sen onları kanyonda İmparatorluk Askerleri’ nden korumadın mı? O zaman sana kalan tek ödül onların yapacağı rehberlik. Öyleyse sana ödülü başka biri verdiği zaman problem kalmaz.”
Büyük bir problem var. Onların bana ‘rehberliği esnasında’ olabilecek şeylere karşı güvenliklerini temin etmek için söz verdim. Onları bir kenara fırlatamam. Bu şey…”
Hajime sözünü kesti ve Yue ’ye baktı. Yue de Hajime ’ye bakıp hafifçe gülümsedi. Hajime bunları söylerken Alfrerick küçümseyerek gülümsedi ve omuz silkti:
Hiç etkileyici değil.”
Sinsi saldırı, baskın, aldatıcı saldırı, alçaklık, ucuz yalan, blöf. Birini öldürürken Hajime bunların kötü olduğunu düşünmüyordu. Hayatta kalabilmek için bunları yapmak gerekiyordu.
Bununla beraber, birini öldürmekten başka bunları onurunu korumak için yapıyordu. Bu etmenler olmasaydı tüm bunlar Hajime’ yi bir pislikten farklı kılmayacaktı. Aynı zamanda o bir erkekti. Uçurumda gördüğü kız için gerektiğinden fazla utanılacak şey yapmak istemiyordu.
Belki de Alfrerick Hajime’ nin ne düşündüğünü anladı. Alfrerick sadece derin bir iç çekebildi. Diğer İhtiyarlar ne yapmaları gerektiğini sorar gibi bakıyordu. Alfrerick yorgun bir ifadeyle bir teklif yapmadan önce etrafı sessizlik sardı.
Pekala, onların senin kölen olmasına izin ver. Faea Belgaen kanunlarına göre Ağaç Denizi’ nden çıkıp geri gelmeyen ve yakalanıp köle yapılan kimseler ölmüş olarak kabul edilir. Ağaç Denizi’ nin sisi içinde iyi bir kazanma şansımız olmasına rağmen, büyü yapabilen biri varken kazanma şansımız epey azalıyor. Bu nedenle onları ölmüş(Ç.N. Başka bir deyişle senin kölen olarak görüyoruz.) kabul ediyoruz. Onlardan biri aramızda tehlike yayamaz ve zaten ölmüş biri idam edilemez.”
Alfrerick! Bu!”
Bu eksiksiz bir sofizmdi. Doğal olarak diğerleri bu sözlerle hayrete düştü. Zel istemeden öne doğru abandı ve itiraz etti:
“Zel, anlamalısın. Bu adamın gösterdiği şey ve güç… Haulia kabilesi öldürürsen, o düşmanımız olur. Bu durumda daha ne kadar kayıp verebiliriz? Bu tür tehlikelerden kaçınmalıyız.”
Fakat burada yaşayanlara bu olay ne gösterecek? Eğer bir canavar müsveddesi çocuğa teslim olduğumuz söylentisi ortaya çıkarsa İhtiyarlar toplantısı’ nın bir saygınlığı kalmaz!”
Bununla beraber…”
Diğer İhtiyarların da Alfrerick ile Zel arasındaki tartışmaya katılmasıyla ortalık kargaşa alanına döndü. Beklendiği gibi gözden düşmek ve kaybetme riski onların cezalandırılmasını zorlaştırıyordu. Bu kötü önceliğin  tespit edilmesiyle İhtiyarlar Toplantısı kötü duruma düşecek ve gizli şeyler açığa vurulmuş gibi çeşitli spekülasyonlar yapılacaktı.
Bununla beraber bu tartışmada Hajime bir açıklama yaptı:
Ah, bunu söylemek için kötü bir zaman olsa da sadece Shia’ ya göz yummadığınızın farkına varmak için biraz geç değil mi?”
Hajime’ nin sözleri duyulduktan sonra tartışmalar durdu. Sonra ihtiyarlar Hajime’ nin bununla ne demek istediğini anlamaya odaklandılar.
Hajime elbisesinin sağ kolunu döndürdü. Sonra doğrudan büyü manipülasyonu yaptı. Bunu yaparken sağ kolunun derisinde kırmızı çizgiler göründü. Dahası, sağ elinden “yıldırım-örtüsü”olarak kullandığı kıvılcımlar saçıldı.
İhtiyarların gözleri irice açıldı. Çünkü büyünün bir şey söylenmeden ve büyü dairesiyle çağrılması onları ürkütmüştü. Onlar Hajime’ nin suni kolunun bir sanat eseri olmasından dolayı sadece Jin’ i yenebileceğini düşünüyorlardı.
Aynı zamanda eşsiz büyüyü doğrudan manipüle edip kullanabilen Shia ile aynıyım. Sıradaki Yue. O, seni bir canavar olarak çağıran biri. Bununla beraber gelenekleriniz ‘ Ne olursa olsun o insanlara düşmanca davranmayın’ demiyor mu? Geleneklerinize göre bu canavarlara göz yummalısınız. Shia’ ya göre bu çok geç.”
Bir süre afallamalarına rağmen İhtiyarlar çok geçmeden birbirleriyle fısıldaşmaya başladılar. Çünkü bir karara varmış gibi görünüyorlardı. Alfrerick derin bir iç çektikten sonra sonucu rapor etmeye başladı:
Haulia kabilesinin yasak çocuğu Shia Haulia, bir diğer yasak çocuk olan Nagumo Hajime ile akraba sayılacak. Nagumo Hajime burada bulunma yeterliliğine sahip biri sayılacak ve ona düşmanlık beslenmeyecek. Fakat kuşatılmış köy ve Faea Belgaen ‘den çıkışları yasak olacak. Birinin eli Hajime’ nin ailesine uzanırsa sorumluluğuna kendisi katlanır. Başka bir şey var mı?”
Hmm, Büyük Ağaç’ a ulaşabildikçe benim için sorun değil. Bu adamlar benim rehberim, problem yok.”
… … Anladım. Pekâlâ, acele et ve buradan ayrıl. Kurallarımıza uyan niteliklere sahip birinin nihayet ortaya çıkması ve kalbimizi kıran birinin karşılanamaması…
Önemli değil. Her şeyi söylemeye gerek yok çünkü duyduğum birçok saçma görüş olacak. Yine de bu konuda mantıklı yargılama için sadece minnettar olabilirim.
Hajime’ nin söylediklerine Alfrerick alaycı bir şekilde gülümsedi. Diğer İhtiyarlarda acı ve yorgun ifade görülüyordu. Acı ve kinden ziyade onların aklını asıl meşgul eden şey, Hajime’nin hemen çekip gitmesiydi. Bunu gördükten sonra Hajime omuz silkti ve Yue, Shia ve diğerlerine ayağa kalkmaları için işaret etti.
Yue, başından sonuna kadar ifadesizdi. Onlar konuşurken hiçbir şey söylemedi ve Hajime’ nin yanında bekledi.
Bununla beraber Shia ve kabilesi bunun gerçek olduğuna inanamadılar ve ayakta dikilip kaldılar. Bir süre önce ölüme hazırlanırken daha sonra bu korku garip bir biçimde sürgüne dönüştü. Şimdi onların zihnini “Eh, bu da fena değil herhalde” düşüncesi kurcalıyordu.
Hey! Hayal kurmayı ne zaman keseceksiniz?”
Hajime’ nin sözlerini duyduktan sonra telaşla ayağa kalktılar. Shia ve kabilesi hemen dışarı çıkan Hajime’ yi takip etti. Alfrerick ve diğer ihtiyarlar onlara kapıya kadar eşlik ettiler.
Shia Hajime’ ye telaşla sordu:
Hayatta olmamız… Sorun değil mi?”
Az önce konuşulanları duymadın mı?
Hmm, duymama rağmen bu çıkmazdan aniden çıkabilmek gerçek gibi gelmiyor. Bu durum inanılmaz hissettiriyor.
Onun şaşkın ifadesinden Haulia kabilesi de payını almıştı. Bunun sebebi ihtiyarlar toplantısının kesin kararıydı. Sürecin nasıl geçtiğini anlamayan Shia ile bu kez Yue konuştu:
…   …  Sorun değil, buna sevinmelisin.”
Yue-san?”
…  … Hajime seni kurtardı. Bu doğru. Sorun değil, sadece kabul et ve sevin.”
… …”
Shia Yue’ nin sözlerini duyduktan sonra Hajime’ ye baktı. Hajime ona bakarken omuz silkti:
Aa, bunun için söz vermiştim.”
Hmm…”
Shia’ nın omuzları titriyordu. Ağaç Denizi’ nde rehberlik yapmaları karşılığında hayatları kurtulmuştu. Bu, Shia’ nın Hajime ‘ye verdiği umutsuz bir sözdü. Aslında “önsezi” kullanarak Hajime’ nin gelecekte onun ailesini kurtardığını gördü. Bununla beraber gelecek kesin değildi. Shia ’nın hareketlerine göre çok fazla değişiklik olabilirdi. Bundan dolayı “umutsuzca”Hajime’ nin iş birliğini elde etmeye çalıştı. Yarı-insanlara karşı olan insanlara teklif edebileceği bir serveti yoktu. Uzlaşma materyalleri bir “kadın” olarak kendisi ve “özel yetenek” leriydi.(Ç.N. :Özel yetenek derken? Hadi hadi, biliyorum hepinizin aklına aynı şey geldi ?? ) Bundan dolayı, kolayca kurtulduklarında, ne yapacağını bilemeden neredeyse ağlayacaktı.
Buna rağmen sözünü tutmak istiyordu. Yolda konuşuyorken karşısındaki  Hajime ise sözünü her koşulda tutacağını düşündü. Bir yarı-insan olsa da kendisini ondan farklı hissetmiyordu. Fakat“her nasılsa” diye düşündüğü şey kesin bir şey değildi. Endişelerine bu sebeple yeniliyordu. Hatta Hajime İmparatorluk Askerleri ile savaştığında içi rahatlamıştı.
Bununla beraber Shia, karşısındaki Hajime olsa bile onun İmparatorluk Askerleri ile aynı olmadığını düşündü. İmparatora karşı bir tanımlama savaşı da denilebilirdi ve yemin, geri çekilmeden korunmaktı. Bu Hajime’ nin kendisi için yaptığı bir şey olsa bile Yue’ nin dediği gibi Shia ve kıymetli ailesi korunmuştu.
Bir süredir kalbi hızla çarpıyordu. Yüzü kızarmıştı, boğazına bir şey yapışmış gibi  ani ve gizemli bir hareketle sıçradı. Bu tavırları ailesinin kurtulmasından kaynaklanan bir sevinçti veya…
Hajime-San! Çok teşekkür ederim!”
Uwaa! Bu ani tepki de ne böyle?”
Mu…”
Yara beni ağlatsa bile kesinlikle ayrılmayacağım! Shia, Hajime’ nin omzuna başını yaslayıp bunları söylemişti ve ardından omzunu okşamaya başlamıştı. İfadesi gevşemeye başladı ve yanakları pembeye boyandı.
Bunu gören Yue, bir şeyler yapması gerektiğini düşündükten sonra sadece Hajime’ nin elini tuttu, özel bir şey olmadı.
Shia ‘nın Hajime’ nin yanında neşeden uçtuğunu gören Haulia kabilesi onların sayesinde kaçabildiklerini nihayet anladıklarında onlar da birbirleriyle sevinçlerini paylaşmaya başladılar.
İhtiyarlar onları karmaşık bir ifadeyle seyrediyorlardı. Onların arasında kin ile bakışlarını başka tarafa çevirenler de vardı.
Neler olup bittiğini anlayan Hajime alaycı bir şekilde gülümsedi. Çünkü birçok zorlu durumu bir arada götürüyordu.
//Bölümü Asitpetix o kadar iyi atmış ki düzenleme ihtiyacı bile duymadım. Saygılar büyük insan.

Yorum Yap "Ari 4.4 - İhtiyarlar Toplantısı"