Tankların Tarihi Günceli

Ari 4.3 - Haulia Beklendiği Gibi Yüzsüzdü

Eylül 24, 2016

Çeviri için AsiTpeTix-kun’a, Düzenleme, Kontrol ve Edit için RaTel sempai’ye teşekkürler. Keyifli Okumalar…


İnsanlar ve yarı-insanlar Ağaç Denizi’ne beraber yürüyorlardı. Kaplana benzer yarı-insanlar, onları gördükten sonra Kam ve kabilesine hainlermiş gibi bakıyorlardı. Çift ağızlı kılıçlarını hışımla çektiler.10 tane yarı-insan onların etrafını öldürme niyeti yayarak sardı.
Bi… Biz…”
Soğuk terler içinde sırılsıklam olan Kam iyi bir gerekçe bulmayı denedi. Bununla beraber kaplansı yarı insan Shia’ya bir bakış attı ve sinirden gözbebekleri büyüdü.
Bu! Beyaz saçlı tavşan kız değil mi? Sizi piçler! Yani siz Haulia kabilesisiniz. Yarı-insan ırkı için ne büyük bir utanç! Yıllarca o yasak çocuğu yetiştirmek için bize ihanet ettiniz. Şimdi de buraya insanları getirdiniz. Bu nasıl bir vatan hainliği! Mazeret duymak istemiyorum. Buradaki herkes idam edilecek! Herkes öl-?
DOPANn!
O zaman kaplansı yarı insan-daha fazla söze gerek duymadı ve saldırı emri vermeyi denedi. Hajime’nin kolu hareketlendi, bir ateşli silah sesi duyuldu. Sonra bir şey kaplansı yarı-insanın yanağını sıyırıp geçti ve ağaçlarda oyuk izi bırakıp ormanın derinliklerinde kayboldu.
Sıyrığı olan kaplanımsı yarı-insan, ne olduğunu anlayamadan bulunduğu yerde donakaldı. Kulakları insanlarınki gibi yan tarafa yerleşik olsaydı, kesinlikle uçup gitmişti. Herkes şaşırıp kalmıştı; tepki verilemeyecek kadar hızlı olan saldırıya sesin de eklenmesiyle hayrete düştüler.
Orada Hajime’nin sesi olağanüstü bir basınç ile duyuluyordu. Bu, düşmanlarına doğrudan psikolojik baskı uygulayan “Basınç”  olarak adlandırılan büyünün sonucuydu.
Bu saldırıyı onlarca defa ardı ardına yapabilirim. Kaçınızın etrafımızı sardığını biliyorum. Hala öldürme alanımdasınız.”
N-Ne ilahi bir…”
Konuşması bitmeyen kaplansı yarı insan, yandaşlarının yerlerinin bilinmesiyle istemeden kekeledi. Bunu ispatlamak isteyen Hajime Schlag’ı çekip belli bir yönü hedef aldı. Emir altındaki yarı-insanlar hedef alanının içindeydi. Sisin içinde huzursuzluk alametleri hissediliyordu.
Müdahale etmeye kalkışana merhamet etmeyeceğim. Sözlerini tuttukları müddetçe, hayatları benim güvencem altında olacak. Onlardan birini bile almayı aklınızdan geçirmeyin.”
Basınç bir yana, Hajime öldürme isteği yaymaya başladı. Onlardan biri umutsuzca kendini tutmaya çalışıyorken, kalın kafalı olarak bilinen ve ter içinde sırılsıklam olan bir kaplansı yarı-insan panik yaptı ve çığlık atmaya başladı.
(Bu bir şaka olmalı! Bu..Bu nasıl bir insan? O bir canavar olmalı!)
Hajime Donner-Schlag ayarlamalarını yaparken bir yandan da sözlerine devam ediyordu.
Bununla beraber, geri çekilirsen peşine düşmeyeceğim. Düşman değilsen o halde öldürmem için bir sebep yok. Hmm şimdi seç. Düşmanım olup anlamsızca yok mu olacaksın ya da sessizce eve mi döneceksin?”
Kaplansı yarı insan saldırı emri verirse daha önce gördüğü ışıltıyı tekrar göreceğine ikna olmuştu. Bu gerçekleşirse hayatta kalmaları için hiçbirinin şansı olmazdı.
Kaplansı yarı-insan Faea Belgaen 2. Güvenlik kaptanıydı. Onun görevi Faea Belgaen ile Kuşatılmış köy arasındaki bölgeyi korumaktı. Orada yaşayanları davetsiz misafirlerden ve şeytani canavarlardan korumak onun için bir gururdu. Bu nedenle, emrindekilerin hayatları ile geri çekilme arasında karar vermek onun için kolay değildi.
Bundan önce, bir şey bilmek istiyorum.”
Kaplansı yarı-insan kısık sesiyle Hajime ’ye bir soru sormaya yeltendi. Hajime gözleriyle onayladı.
Amacın nedir?”
Dolambaçsız bir soru. Bununla beraber  hayatına mal olsa bile cevaba bağlı olarak  savaşma kararlılığı göstereceğini ima etti.
Kaplansı yarı-insanlar için, Faea Belgaen ve Kuşatılmış köy ’de ona zarar verilmesine müsaade etmek imkânsızdı. Bundan dolayı Hajime’ nin gözlerine yılmayan gözlerle baktı.
Ağaç Denizi’ nin derinliklerinde, Büyük Ağaç’ ın altına gitmek istiyorum.”
Kaplansı yarı-insan Hajime’ nin maksadının yarı-insanları köle haline getirip getirmeyeceğini düşündü fakat onun amacının kutsal yer olan “Büyük Ağaç”olduğunu duyduğunda şaşkın bakışlarına son verdi. “Büyük Ağaç”  Ağaç denizi’ ndeki  birçok yerden sadece biriydi.
Orası Büyük Zindan ’ın bulunduğu yerin doğru girişi olabilir. Yedi Büyük Zindan’ ı ele geçirmeye gidiyoruz. Haulia kabilesini rehber olarak görevlendirmemizin sebebi de bu.”
Zindan mı? Ne demeye çalışıyorsun? Bu Ağaç Denizi, Yedi Büyük Zindan’ dan biri. Yarı-insanlardan başka kimsenin olmadığı zindana, ancak kaybolmadan gidilebilir.”
Bu çok tuhaf.”
Ne?”
Kaplansı yarı-insan kendinden emin olan Hajime ‘ye şüpheyle sormaya çalıştı.
Büyük Zindan için buradaki şeytani canavarlar oldukça güçsüz.”
Güçsüz mü?”
Büyük zindandaki bütün canavarların hepsi korkunç derecede güçlü olmalı. En azından ‘Büyük Orcus Zindanı’ nın Abbys’ indekilerin seviyesinde. Bir de…”
Bir de ne?”
Büyük Zindan, geride kalan  ‘Kurtarıcılar’ ın denenme yeri. Yarı-insanlar için kolayca derinliklere girmek dediğin? Buna ‘denenme’ denilemez. Ağaç Denizi’ nin tuhaf olmasının nedeni, kendisinin Büyük Zindan gibi olması.”
…”
Kaplansı yarı-insan Hajime’ nin sözlerini duyduktan sonra şaşkınlığını gizleyemedi. Bunun nedeni Hajime’nin ne demek istediğini anlayamamasıydı. Ağaç Denizi’ ndeki “Şeytani Canavarlar” zayıftı. “Büyük Orcus Zindanı” ndaki “Abyys” , Kurtarıcılar, Zindan’ daki denenme… Onun bilmediği şeylerdi. Bunlar olağan şeyler olsaydı, her zamanki gibi,“saçmalık”diyecekti.
Fakat şimdi burada Hajime’ nin dedikleri uygundu. Onları yenebilecek Hajime için herhangi bir mazerete gerek yoktu. Buna ek olarak Hajime’nin sözleri onları ikna etmişti. Gerçek şu ki, eğer Hajime’nin amacı gerçekten Büyük Ağaç veya Faea Belgaen ise emri altındakilerin hayatlarını riske atmak saçmalıktı. Hajime’nin amacına ulaşması onun (kaplansı yarı-insan) ayrılmasından daha iyiydi.
Kaplansı yarı-insan buna karar verdi fakat Hajime’ nin etrafta rahatça gezinmesine izin veremezdi. Bu nedenle Hajime’ ye bir öneri sundu.
Ülkeme ve içinde yaşayanlara zarar vermeyeceksen, Büyük Ağaç’ a gidip gitmeyeceğin umurumda bile değil. Benim kararım bu yönde. Tüm yaşananlardan sonra emrimin altındakilere saldırmanın bir anlamı yok.”
Bu sözler duyulduktan sonra, kuşatılan yarı-insanlar arasında kargaşa çıktı. Çünkü o, Ağaç Denizi’ndeki davetsiz misafirlere (insanlara) tepeden bakan biriydi.
Bununla beraber, 1. Muhafız Liderine sormalıyım. Ek olarak ülkeme rapor etmeliyim. İhtiyar, (Ç.N. İhtiyar dediği bizim İhtiyar Heyetindeki fikir sorulan dedeler gibi bir şey herhalde: D) belki senin hikayen hakkında bir şey biliyordur. Öyle bir yer varsa ya da yoksa öğrenilene kadar burada bizimle kal.”
Soğuk terler içinde sırılsıklam olan kaplansı yarı-insan, gözlerinden okunabilen bir kudretle Hajime ‘ye dik dik baktı. Hajime bunun hakkında düşünmeye başladı.
Bu muhtemelen kaplansı yarı-insanların limitiydi. Ağaç Denizi’ne gelen davetsiz misafirlerin konuşmalarına gerek duyulmadan öldürüleceği duyuldu. Şimdi bile Hajime ve grubunu cezalandırmak istiyorlardı. Bununla beraber, tabii ki onun emrindekiler ölmüş olacaktı. Bundan kaçınmak ve Hajime gibi bir potansiyel tehlikeye kaybetmemek uğruna öneriyi teklif etti.
Hajime bu şartlar altındaki mantıklı muhakemesinden etkilenmişti. Onları yok ettikten sonra ilerlemek ile Faea Belgaen tarafından kuşatılma riskine karşı onlardan izin alma arasında kıyaslama yaptıktan sonra… İkincisini seçti. Ağaç Denizi Büyük Zindan ‘ın girişi değilse, aramaya devam etmek gerekti. Bu şekilde olması Faea Belgaen’ den izin almak için daha uygundu. Elbette onların düşmanca davranma riski vardı fakat yapılabilecek tek şey buydu. Bu insanlarınkine benzer bir hüküm değildi, onları yok etmeyi araştırırken oldukça zor bir karardı.
…  … Kabul ediyorum. Söylediklerini çarpıtmadan rapor et. Tamam mı?”
Elbette. Zam! Duydun değil mi! Bunu ihtiyarlara rapor et!”
“ Emredersiniz efendim!”
Kaplansı yaratığın emri altında olan bir varlık oradan kaybolup gitti. Bunu onayladıktan sonra Hajime “Basınç” büyüsünü serbest bırakırken Donner-Schlag’ ı kılıflarına yerleştirdi. Hava normale döndü. Bundan dolayı daha önce Hajime ‘ye bakan kaplansı yarı-insan rahatlamaya başladı. Onların aklındaki “şimdi!” düşüncesi yarı-insanların saldırıya hazır iken akıllarından geçen şeydi. Bunun farkına varan Hajime onlara bir bakış attıktan sonra sadece pervasızca güldü:
Senin ve benim atağım arasında… Denemek ister misin?”
Hım,    ani bir hareket yapma; biliyorsun. Elimizden bir şey gelmez fakat karşılık vermek zorundayız.”
Biliyorum.”
Etrafları çevrili olsa da  bir karara vardılar; Kam ve kabilesi derin bir nefes aldı. Bununla beraber bakışlar onlara döndü. Üstelik Hajime ‘ye yönelen bakışlardan daha şiddetli olarak…
Bir süre, bunaltıcı hava etraflarını kuşattı. Belki bu yüzden yoruldular. Yue Hajime ile ilgilenmeye başladı. Onların uyumunu gören Shia elinden bir şey gelmeyince “Ah  ben de…”diye mırıldandı. Hajime’nin yüzünde zoraki bir gülümseme belirdi ve ortam daha da yumuşamaya başladı. Düşman bölgesinde aniden kur yapmaya ( Ç.N. yarı-insanların bakış açısından. Büyük ihtimalle Yue ’nin beslenme vakti gelmiştir ?? ) başladılar. Hajime onların delici bakışlarını üzerinde hissediyordu.
Bir saat sonra… Shia ’nın bilekleri Yue tarafından kilitlenmişti ve Yue ellerine pençe atarken “Vazgeç! Vazgeçtim” diye bağırıyordu. (Ç.N.  Shia bir saattir uğraşıyorsa iştahı tavan yapmış olmalı. Sen olayı yanlış anlamışsın Shia bacım: D ) Yarı-insanlar onları şaşkın gözlerle seyrederken  kaybolan varlıkların hızla yaklaştığı hissedildi.
Shia eklemlerinde ağrı hissediyorken tansiyon tekrar yükselmeye başladı.
Sisin içinde birkaç yeni yarı-insan figürü belirdi. Ortadaki  yaşlı adam özellikle dikkatlerini çekmişti. Gözlerine kadar güzelce dökülmüş mavi saçları harika bir izlenim bırakıyordu. Rüzgar ile birlikte esiyormuş gibi zayıf bir vücudu vardı. Yüzündeki kırışıklıklar derin çukurlar oluşturmuştu fakat bu zıtlık sadece onun güzelliğini ortaya çıkarıyordu. Hepsinin fevkinde, kulakları uzun ve sivriydi. Orman kabilesinden biriydi (sözde peri deniyordu).
Hajime onun derhal “ihtiyar” denilen varlıklardan biri olduğunu tahmin etti. Bu tahmin doğruydu.
Sen şu bahsettikleri insansın. Adın ne?”
Hajime. Nagumo Hajime. Sen?”
Hajime bunu söyledikten sonra yarı-insanların “İhtiyara böyle muamelede bulunmaya nasıl cüret edersin?” der gibi içerledikleri görüldü. İhtiyar bir elini kaldırarak onları sakinleştirdi ve kendini tanıttı:
Ben Alfrerick Hypist. Faea Belgaen’ deki ihtiyarlardan biriyim. Peki, o zaman, önerini duydum fakat…  Bundan önce, bir şey soracağım: Kurtarıcılar hakkında söylediklerini nereden öğrendin?”
Büyük Orcus Zindanı ’ndaki Uçurum  denen, Oscar Orcus ’un gizlendiği yerden.”
Hajime sözünü esirgemeden, “Kurtarıcılar” kelimesine ilgi duyuyor gibi görünen Alfrerick’ e cevap verdi. Yüzünde belli olmasa da Alfrerick çok şaşırdı. Bunun sebebi Kurtarıcılar ve Oscar Orcus isimlerinin sadece birkaç ihtiyar tarafından.
Demek Uçurum’dan ha? Bunu uzun zamandır duymamıştım. Peki, kanıtlayabilir misin?”
Alfrerick bunu Hajime ’den istedi çünkü bu bilgi yarı-insanların üst katmanından sızmış olabilirdi. Hajime güç bir ifade açığa vurdu. Çünkü bunu kanıtlamak onun gücünü gösterirdi. Yue, başını eğerken Hajime ‘ye bir öneri sundu:
Hajime, Orcus’ taki büyülü taş gibi bir kalıntıya ne dersin?”
Aah! Bu doğru.”
Yumruğunu sıktı ve paha biçilmez büyülü taşı “Mücevher Kutusu” ndan çıkarıp  Alfrerick’ e verdi.
Bu- Bu… Muhteşem sadeliğiyle büyülü taş, daha önce hiç görmedim!”
Alfrerick çok şaşırdığını gizlese de yanındaki yarı insan istemeden sesini yükseltti:
Şimdi bu! Bir zamanlar o Orcus ‘un kullandığı yüzüktü.”
Dediği gibi Orcus ‘un yüzüğünü gösterdi.
Yüzükteki işlemeyi görünce Alfrerick’ in gözleri fal taşı gibi açıldı. Hislerini kontrol etmek için yavaşça nefes almaya başladı.
Gerçekten… Kesinlikle Oscar Orcus ‘un gizlendiği yere varmışsın. Soracağım farklı şeyler olmasına rağmen… Pekala, şimdilik Faea Belgaen’ e gelebilirsin. Ah, Haulia da tabii.”
Alfred’ in sözleri duyulduktan sonra sadece etrafı saran yarı-insanlar değil; Kam ve Haulia kabilesi de şaşırdı. Kaplansı yarı-insanın önderliğinde diğer yarı insanlar bu durumu protesto ettiler. Bu çok doğaldı. Bunun nedenlerinden biri “insanlar” Faea Belgaen’ e davet edilmişti.
Onlara misafir muamelesi yapılmalı. Onlar bunun için yetkili. Ek olarak bu, koltuktaki ihtiyarın kararıyla verilen bir kural.”
Alfrerick sert bakışıyla etraftakileri sakinleştirdi. Fakat bu kez de Hajime tepki gösterdi.
Bekle! Planlarıma nasıl sen karar verirsin? Ben Büyük Ağaç’ a gideceğim. Faea Belgaen ile bir alakam yok. Başka soru yoksa şimdi Büyük Ağaç’ a gideceğim.
Biliyor musun? Bu imkânsız.”
Ne dedin?”
Sonunda müdahale edecek misin?
Hajime’nin düşüncesi bu yöndeydi fakat Alfrerick ’in kafasını karıştırmış gibi görünüyordu.
Büyük Ağaç’ ın etrafındaki sis çok yoğun, yarı-insanlar orada yok olacaklar. Fakat sis azaldığında orada bir daire olacak. Oraya o zaman gitmeniz gerektiğinin sebebi de bu. Gidebileceğiniz bir sonraki zaman 10 gün içinde; bütün yarı-insanlar tarafından bilinmesi gerekse de…”
Alfrerick Hajime ‘ye bakarak sordu:
Oraya zamanında gitmek için ne düşündün?”
Sonra rehber Kam hatırlandı. Bu gerçeği sonunda anlayan Hajime tıpkı Alfrerick ‘in kendisine baktığı gibi Kam’a baktı. Kam’a gelince:
Ah?”
Kesinlikle hatırlar gibi görünüyordu. Hajime’ nin yüzünde bir damar ortaya çıktı.
Kam?”
Ah, ne diyebilirim ki… Bak, çok şey yaşandı. Bunları unuttum. Orada sadece çocukken bulundum, bu yüzden daire hakkında hiçbir şey bilmiyorum.”
Umutsuzca bir mazeret bulmaya çalışan Kam bocaladı. Çünkü ona dikkatlice bakan Hajime ve Yue daha fazla dayanamazdı ve diğerlerini de suçlamaya başladılar.
Ee Shia ve diğerleri! Niçin bize yönü gösteriyorsunuz? Daire hakkında bir şeyler biliyorsunuz değil mi?”
N-ne? Bu yersiz bir öfke! Ben, çünkü babama çok güvenmiştim, bundan dolayı daire şeye yakın olmalı… Başak bir deyişle, bu babamın hatası!”
Bu doğru. Hatta biz, ha? Bu tuhaf değil mi? Bir düşün, şef bu konuda çok emindi. Bundan dolayı hata bizim diye düşündük.”
Şef, bunun sebebi tesadüfi gelişen bir şey için çok heyecanlanman.”
Shia Kam’ı suçlarken kendisi de suçlanıyordu. Diğer tavşan adamlar gözlerini başka tarafa çeviriyor ve sorumluluğu bir başkasına atıyorlardı.
Si- Siz çok… Bu ne biçim bir aile! Bu! Ortak sorumluluk! Hajime-dono, sadece beni değil, lütfen hepimizi cezalandır.”
Ne kadar iğrenç! Baba çok iğrenç! Çünkü tek başına cezalandırılmak korkutucu geliyor ve diğerlerini de bulaştırmaya çalışıyorsun!”
Şef! Lütfen bizi bu işe sokma!”
Gerizekalı! Yolumuzun üstünde Hajime’ nin neler yaptığını gördün. Kesinlikle tek başıma cezalandırılmak istemiyorum!
Sen kendine nasıl şef diyebiliyorsun!”
Diğer yarı-insanlara kıyasla Tavşan adam kabilesi en rezil kabileydi. Sorumluluğu gürültü-patırtıyla biri diğerine atmaya çalıştı. En son gittiği yer ise…    … Beklendiği gibi Shia ‘nın ailesiydi. Hepsi de utanmaz tavşanlardı.
Hajime’nin yüzünde bir damar göründüğünde bir kelime fısıldadı:
… Yue”
N?”
Hajime ’yi duyunca Yue bir adım ileri attı ve sonra sağ elini uzattı. Buna dikkat eden Haulia Kabilesi ’nin yüz ifadesi gerildi.
Bek, lütfen bekle Yue san! Bunu yapmak istiyorsan sadece babama yap!”
Ha ha ha biz daima beraberiz!”
Cehennemin dibi beraberiz!”
Yue-dono, lütfen sadece şefi döv!”
Bu benim suçum değil, benim hatam değil, hatası olan kişi şef!”
Yue, kargaşa içindeki Haulia Kabilesi ’ne fısıldadı:
Rüzgâr İmparatoru”
–Ah–!!!
Tavşan-kulaklar havada uçuruldular. Çığlıkları Ağaç Denizi’nde yankılanıyordu. Kendi adamları da saldırıya maruz kalmasına rağmen Alfrerick ve etrafı saran yarı-insanlar öfkelenmediler. Hatta gökyüzüne şaşkınlıkla baktılar. İfadelerinden anlaşıldığına göre, Haulia Kabilesi ‘nin utanmazlığı epey biliniyordu.
Ç.N: Zevkle çevirdiğim bir bölümün sonuna geldik. Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyorum.
RN: Neredeyse 1 değişiklik bile yapmadım harika çevirin için teşekkürler.

Yorum Yap "Ari 4.3 - Haulia Beklendiği Gibi Yüzsüzdü"