Dünyanın Oluşumu Günceli

Ari 4.10 - Irmak Şehir’in İçinde I

Eylül 24, 2016
Arifureta Shokugyou de Sekai Saikyou:
Kitap 4 Bölüm 10:Irmak Şehir’in İçinde I

Uzaktan bakınca orada bir şehir olduğunu seçebiliyorlardı. Etrafı hendek ve engellerle çevrili olan bir şehirdi. Orada, kenarında bir kulübesiyle,ana yola bağlanan bir köprü vardı. Orası muhafız barınağı olabilirdi. Bu yüzden, burada iyi bir alışveriş yapabileceğini düşünen Hajime’ nin yüz ifadesi değişti.
“Şu an kendini iyi hissediyorsan, bu kelepçeyi çıkarabilir misin?”
Hayal kırıklığı içinde olan Shia, şehre bakarken gülümseyen Hajime’ ye ciddiyetle sordu. Shia’ nın boynunda duran şey, üzerinde fark edilemeyen bir kristal barındıran siyah bir tasmaydı. Bu, Hajime’ nin Shia’ yı cezalandırmak için kullandığı dayanıklı bir kelepçeydi.(Ç.N. Geçen bölümde Shia Hajime’ ye yırtıcı hayvan anlamına gelen “predator” demişti. Bu yüzden Hajime Shia’ yı boynuna bir tasma takarak cezalandırmıştı.) Shia onu bazı sebeplerden dolayı çıkaramadı ve bunu Hajime’ nin yapması için birçok kez yalvardı.
Hajime ve diğerleri biraz daha ilerleyince şehri daha net görmeye başladılar. Bu yüzden çift tekerliyi “mücevher kutusu” na yerleştirdi ve kalan yoluna yürüyerek devam etti. Nihayetinde oraya jet siyah bir araçla gitmek kargaşaya neden olabilirdi.
Shia yol boyunca serzenişlerine devam etti. Beklendiği gibi yolculuk boyunca bu böyle devam etti ve sonunda şehrin girişine vardılar. Hajime’ nin düşündüğü gibi, şehir girişinin önündeyken gördüğü kulübedeki sancak askeri bir sancaktı. Kulübeden zırhlı bir adam çıktı. Deri bir zırh ve uzun bir kılıç kuşanmıştı. Askerden ziyade daha çok bir maceracı biriymiş gibi görünüyordu. Bu maceracı görünümlü adam seslenerek Hajime ve grubunu durdurdu.
“Lütfen durun! Tablanızı* gösterin! Bu şehre geliş amacınız nedir?”
Ç.N. : Tabladan kasıt, bir çeşit kimliktir. Ait olduğu kişinin güç durumu hakkında da bilgi verir.
Bu bir kural gibi görünüyordu. Çünkü askerin jest ve mimiklerinde hiçbir kasıt yokmuş gibi görünüyordu. Hajime askerin sorusunu yanıtlarken tablasını çıkardı.
“Buraya geliş amacımız, ihtiyacımız kadar erzak edinmektir. Aldığımız erzakları seyahatimiz boyunca kullanacağız.”
Hajime’ nin tablasını incelerken muhafızın ağzından değişik bir tonda “Hımm” şeklinde bir mırıldanma duyuldu. Daha sonra gözlerini biraz kıstı, tablayı biraz ileriye uzatıp baktı ve daha sonra gözleri kamaştı. Muhafızın yaptıklarını gören Hajime, soğuk terler dökerek, “Ah, bu çok kötü, onu gizlemeyi unuttum” diye düşünmeye başladı.
Durum tablasının iç kısmında, yetenek sütunlarının sayısal değerlerini gizleyen bir fonksiyon vardı. Karşısında duran maceracı asker için  tablada bulanık bir biçimde görünen savaş yetenekleri, karşısında duran kişinin ne kadar tehlikeli olduğu hakkında fikir veriyordu. Hajime muhafızı kandırabilmek için aniden bir yalan uydurmayı denedi.
“Bir süre önce şeytani canavarların saldırısına uğradım. Sanırım o saldırı esnasında hasar görmüş olmalı.”
“Kı-kırıldı mı? Hımm, bu daha çok…”
Muhafızın kafası karışmıştı. Bu, su götürmez bir gerçekti. Buna karşın, Hajime’ nim durum tablası seviyesini göstermiyordu ve onun durumunun sayısal değeri oradaki herkesin durumunun sayısal değerinden daha yüksekti. Bazen, durum tablasını kaybeden veya ona hasar veren insanları duysa da onların akıbeti hakkında hiçbir şey duymamıştı. Normalde böyle bir şeye sadece gülüp geçerdi. Fakat durum tablasının ekranında inanılmaz bir şey görünmüştü. Bu durumda nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordu.
“Eğer bu durum tablası hasar görmemişse, ekrandaki veriler çok yüksek değil mi? Bu verilere bakılırsa ben bir canavar sayılırım. Muhafız Bey, sadece parmağının ucuyla bir şehri yıkabilecek bir canavara benziyor muyum?”
Hajime iki elini de açarak şaka jestleri eşliğinde bu sözleri söyledikten sonra Muhafızın katı ifadesi gevşedi ve alaycı bir ifadeyle gülümsedi. Durum tablasının değerleri doğru olsaydı, canavar krallarına ve ürpertici kahramanlara kolayca üstün gelebilecek bir canavar olurdu. Muhafız, bu izahları yapmaya gerek duymadan bile durum tablasının hasar gördüğüne karar verdi.
Muhafız onun gerçekten bir canavar olduğunu bilseydi, muhtemelen baygınlık geçirirdi. Bu yalanı hiç tereddüt etmeden söyleyen Hajime, hayretler içinde kımıldamadan bekleyen Shia ile Yue’ ye baktı.
“Haha, hımm, elbette ben bunu görmemiştim. Şimdiye kadar bu ekranlarda herhangi bir arıza görmemiş olsam da, her şeyin daima bir ilki vardır. Ve bu iki…”
Muhafız, Shia ile Yue’ nin durum tablalarını görmek için onlara doğru yöneldi. Onları görünce iyice sersemledi. Kızarmış yüzünü sürekli yer değiştirerek ve boş bir ifadeyle Yue ile Shia’ ya çeviriyordu. Daha önce söylenmiş olsa da Yue bebek görünümlü çok güzel bir kızdı. Shia ise konuşmuyorken etrafa büyüleyici hava katan bir kızdı. Başka bir deyişle, muhafız onların ikisine bakarak büyülenmişti.
Hajime muhafızın aklını başına getirmek için doğal olmayan bir sesle “Öhö, öhö” diye öksürdükten sonra muhafız panik içinde Hajime’ ye yöneldi.
“Biz şeytani canavarların saldırısına uğradıktan sonra onlarla mücadele ederken bu kız durum tablasını kaybetti. Bu Tavşan Adam Kabilesi’ ne mensup… Anladın değil mi?”
Muhafız bunu kabul ettiğinden dolayı başını olumlu anlamda salladı ve Hajime’ nin tablasını ona geri verdi.
“Bu kadar güzel elleri nerede yaptırdın? Tavşan Adam Kabilesinde gri saçlı bireyler çok ender görülür. Aslında zengin birine benziyorsun değil mi?”
Muhafız bu soruyu ikisini de (Shia ile Yue) sürekli dikizlerken kıskançlık ve imrenme ile karışık bir sesle sormuştu. Hajime ise bir yanıt vermeden sadece omuz silkmişti.
“Her neyse, geçebilirsiniz.”
“Aa, teşekkürler. Hey, bir saniye bekle! Ham materyalleri nerede satabilirim?”
“Ha? Bildiğim kadarıyla ana yolu dosdoğru takip ederseniz sıra dışı bir tabela var. Bireysel satış yapmak istiyorsanız derneğe danışın. Size şehrin küçük bir haritasını vereceklerdir.”
“Ooh, bize çok yardımda bulundun. Teşekkür ederim.”
Hajime ve grubu muhafızdan gerekli bilgileri edindikten sonra köprüyü geçip şehrin içine gittiler. Köprünün üzerinde şehrin adının Irmak Şehir olduğu yazılıyordu. Şehrin içinde epey canlı bir atmosfer vardı. Orcus’ un etrafında gördüğü şehir kadar olmasa da, burası da tezgâhlarının önünde eşyalarını satmak için bağıran insanların sesiyle doluydu ve müşterilerle satıcılar arasındaki pazarlıklar işitilebiliyordu.
Bu hareketli şehir, içinde yaşayan insanların hislerini de hareketlendiriyordu. Hajime’ den başka, Yue de mutlu görünmeye başladı. Bununla beraber Shia ise tir tir titriyor, dolu gözlerle Hajime’ ye bakıyordu.
Shia hiçbir şey demeden yaşlı gözlerle Hajime’ ye bakıyordu. Bu durum Hajime’ yi oldukça rahatsız ediyordu. Bu durumdan endişelenmişti ve Shia’ ya “Bu mutlu anlarımı bana böyle bakarak bozma” der gibi şikâyet ederek bakıyordu.
“Bu da ne şimdi? Şu anda şehrin içinde olmamıza rağmen, üzerine düşen büyük bir kayayı engelleyen bir goril gibi ıkınıp duruyorsun. Şu suratının haline bak!
“Kimmiş goril? Öyle olsa bile, bu hissin nasıl bir şey olduğunu nereden biliyorsun? Bunu hayal etmek bile bir şekilde acınacak bir durum!”
“Bu, yaşlı gözlerinle seni dürtmüş gibi görünüyor…”
“Saldırına devam mı ediyorsun? Bu çok zalimce… Hiç adil değil!”
Shia öfkeliyken vızır vızır konuşmaya devam ediyordu. Ellerini sallarken bütün vücuduyla “Ben mutlu değilim! demek istiyordu. Bu arada gorile benzer şeytani canavarın hikâyesi ise Hajime’ nin basınç yöntemi ile öldürdüğü bir yaratıktan geliyordu. Hajime hiçbir şekilde zorbalıktan hoşlanmıyordu. Yue ise keyifle dürtmeye devam ediyordu. Aynı zamanda Hajime’ nin öldürdüğü bu goril “Büyük Kol” büyüsüne sahipti.
“Bu… Bu tasma… Bu kelepçeden dolayı bir köle gibi yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anladım. Hajime san, eğer sen de buna kanaat getirdiysen artık bu kelepçeyi çıkar. Uuu, bu çok zalimce. Hem bizler arkadaş değil miyiz?”
Shia bu yüzden kızgın görünüyor gibiydi. Seyahat arkadaşı olmalarına rağmen ona bir köle gibi davranılmasından dolayı şok olmuştu. Doğal olarak Hajime’ nin ona taktığı tasma kölelere takılan ktasmalardan farklıydı. Aynı zamanda bu tasma Shia’ yı dizginleyecek kadar güçlü değildi. Fakat ne denirse densin Shia’ nın yaşadığı bir şoktu.
Shia’ nın bu halini gören Hajime önce başını kaşıdı ve ardından Shia’ nın gözlerinin içine baktı:
“Biliyorsun, köle olmayan bir yarı insan için hatta herkesçe popüler ve çok istenen bir tavşan adamın bir şehirde elini kolunu sallayarak dolaşması çok zordur, değil mi? Buna ek olarak, senin gibi gri saçlı biri dış görünüşü ve stiliyle dikkat çekiyor. Eğer birinin kölesi olmadığını beyan edersen şehre girdiğin anda hedef noktası olursun. Ondan sonra etrafında çocuk hırsızları dolaşmaya başlar. Çok sorunlu bir ortam oluşur. Neden öyle sersemlemiş gibi bakıyorsun?”
Hajime bütün bunları anlatıyorken Shia Hajime’ nin söylediklerini dikkatle dinliyordu ve utancından yüzü kızardı. Yue de Shia’ ya soğuk bakışlar atıyordu.
“Yo- yok artık Hajime-san! Herkesin önünde böyle bir şey söylemek gerçekten beni utandırıyor. Göze çarpan bir endamımın olmasını ve tarzımın güzel olmasını söylemen benim için dünyanın en tatlı şeyi ve ben bundan çok etkilendim.”
Yue altın sağıyla Shia’ nın yanağına bir tokat indirdi. Tokat müthiş bir sesle Yue’ nin yanağında yankı yaptı. Aklı Hajime’ nin aşkıyla (!) dolup taşan Shia bir çığlık attı ve ardından yere kapaklandı. Vücut dengesini kullanmadan, bu defa farklı bir yolla kızaran yanağını okşayarak ayağa kalktı.
“Bu kadar ileri gitme!”
“Ama elimden bir şey gelmiyor Yue-san…”
Yue’ nin soğuk sözlerini duyduktan sonra, Shia’ nın bütün vücudu ürperdi. Onların ilginç görünüşlerine şaşıran Hajime açıklama yapmaya devam etti:
“Sözlerimi bitirmek istiyorum. İnsanların yaşadığı bölgelerde sizleri köleymişsiniz gibi koruyacağım. Eğer bunu yapmamış olsaydım burada birçok problem çıkardı ve bunun başlıca sebebi yine siz olurdunuz.”
“Bu şey… Anlamama rağmen…
Neler olup bittiğini anlamıştı ve bunlardan dolayı Hajime’ ye hak verdi. Yine de kendini mutsuz hissediyordu. Olup bitenlerden sonra bunları kabullenmesi zor görünüyordu. Arkadaşlarının kendisini yoldaş olarak kabullenmesini büyük bir özlemle arzuluyordu. Diğer bir deyişle, içinde bulunduğu durumu kabul etmek istemiyordu.
“Düşündüğün önemsiz şeyler beni ilgilendirmiyor.”
“Yue-san?”
“…En önemlisi de her zaman seni anlayabilen birinin olması, değil mi?”
“Evet, haklısın, bu doğru…”
“Hımm, bu konuda gönülsüz olsam da… Shia yoldaş olarak kabul ettiğim birisi…. Küçük şeyleri kafana takma.”
“Yue-san… Ehehe. Çok teşekkür ederim.”
Yue potansiyel gücünü başarıyla kullanabilen ve ağır durumları önceden hissedebilen bir vampirdi. Bunu açığa vurmuş olsa bile ağır durumların üstesinden gelmek için birkaç küçük söz söylemesi yeterliydi. Shia’ nın kalbindeki uhdeyi yıkabilmesinin sebebi de buydu. Haulia kabilesinin bütün üyeleri, hatta Hajime ile Yue bile Shia’ nın onlar için önemli olduğunu biliyorlardı. Herkesin bunu anlayabilmesi için sorun yaratmaya gerek yoktu.
Shia Yue’ nin söylediklerini duyduktan sonra Hajime’ yi gözetlerken utanarak gülümsedi. Onun da bir şeyler söylemesini bekliyordu.
Bu konuda bir şey yapamayacağını hisseden Hajime isteksizce ağzından ne çıktığını bilmeden bir şeyler gevelemeye başladı:
“Herhangi bir saldırıya uğrarsan seni yalnız bırakmayacağım. Çünkü senin köle olmadığını anladılar.”
“Bu olay seni herkese düşman yapsa bile mi?”
“Biliyorsun, İmparatorluk askerlerine de aynı şeyi yapmadım mı?”
“O halde düşmanın koca bir şehir olsa bile bunu yaparsın. Huhuu!”
“Ne dedin? Karşımdakilerin dünya veya tanrılar olması bile bir şey değiştirmez. (Ç.N. Hajime iyice gaza geldi :D) Karşımdaki düşmanımsa kim olduğu çok da önemli değil. Onunla kesinlikle savaşırım.”
“Huhuhu, bunu duydun mu? Hajime-san’ ın ne dediğini duydun mu? Biz onun için önemliyiz, değil mi?”
“Hajime için önemli olan tek kişi benim.”
“Bek- lütfen durumu anlamaya çalış. Şu anda yapman gereken şey her zamanki gibi ‘Nn?’ diye bir tepki vermen…”
Shia şikâyet etmesine rağmen ortamdan hoşnut görünüyordu. Hajime, kendisi için gerektiği zaman dünyaya karşı bile savaşacaktı. Beklendiği gibi bu, bir kadını mutlu edecek bir şeydi.
Özellikle  kendisi için mücadele eden kişi kendisine âşık ise…
Gözlerini kısan Hajime Shia’ ya yönelip kelepçeyi neden taktığını açıklamaya devam etti:
“Buna ek olarak, o tasma telepati cevheri ile bir başka özel cevheri birleştirmekte kullanılıyor. Gerekli gördüğünde kelepçenin bu özelliğini kullan.”
“Telepati ile bir başka cevher mi?”
Telepati cevheri düşünceleri transfer edebilen bir mineraldir. Bu cevher, büyüyü oluşturan kişiye telepati yöntemi (yani uzaktan iletişim veya sessiz iletişim) ile iletişim kurmasını sağlar. Büyünün etkisi, büyüyü kullanan  iki kişinin mesafesiyle orantılıdır. O çağda telepati ya da telefon gibi iletişim araçları kullanılmıyordu. Bu yüzden, sadece aynı cevhere sahip olan kişiler gizli konuşmaları veya gizli iletişimi duyabilirdi.
Kreasyon büyüsüyle oluşan özel cevher kullanıcısına “Varlık Algısı+Özel Algı” büyüsünün özelliklerini veriyordu. Özel algı büyüsü kullanıldığında kalabalığın arasındaki özel bir varlık seçilebilir ve bulunmak istenen kişi birçok kişinin arasından kolayca saptanabilirdi. Bu büyü kullanıldığında büyünün etkisiyle bir sinyal gönderilerek işaret veriliyordu. Sinyalin etki alanı da büyünün yapıldığı mesafeyle orantılıydı.
Hajime’ nin açıklamalarıyla, Shia övünç dolu bir çığlık attı.
“Bu arada biliyor musun, bu kelepçe belirli bir miktar büyünün kullanılmasıyla kaldırılabiliyor.”
“Anladım. Başka bir deyişle daima benim sesimi duymak istiyorsun ve nerede olduğumu bilmek istiyorsun. Beklendiği gibi bu biraz fazla oldu.”
“Bu kadar ileri gitme!”
“(Hıçkırarak) Bu kadar üstüme gelme!”
Resmedilmeye değer bir kavisle Yue’ nin uçan tekmesi, tuhaf bir sesle çığlık atan Shia’ nın ensesinde patladı. Yue’ den soğuk bir ses duyuldu. Yakın mücadelede zayıf olmasına rağmen görkemli, yüksek bir tekme attı. Bunun ardından Shia yaşlı gözlerle özür diledi. Shia onların arasında seyahat yoldaşı olarak kabul görse de, görünen o ki, Shia Hajime’ ye  yaklaşmaya kalkıştığında Yue onu affetmeyecekti. Bunun yanında, Shia’ nın davranışlarını ve konuşmasını bir teşebbüs olarak varsaymak şüpheliydi.
Bu mutlu anlarda(?), üzerine geniş bir kılıçla yazı yazılmış tabelayı keşfedene kadar yol boyunca yürümeye devam ettiler. Tabela şehrin girişindeki tabelanın neredeyse yarısı kadardı. Bu tabela Maceracı muhafızın bahsettiği sıra dışı tabelaya benziyordu.

Yorum Yap "Ari 4.10 - Irmak Şehir’in İçinde I"