Kilimanjaro Günceli

Ari 1.7 - Zavallı Bir Kötü Niyet

Eylül 22, 2016

Çeviri için Yusaince00, kontrol / düzenleme için Bora arkadaşımıza teşekkürler. Keyifli okumalar…


Behemoth’un acı ölüm sancısı yankılanıyordu. Ufalanmış taş köprü büyük bir gürültü yapıyordu. Hajime moloz yığınları ile birlikte uçurumdan aşağıya düşerken gözlerden kayboldu. Bu görünüm Kaori’nin önünde yavaş çekimde oynandı ve onu umutsuzlukla doldurdu.
Kafasında dün geceki olay durmadan tekrar ediyordu. Odanın içi ay ışığıyla aydınlanırken, Hajime ile sahte siyah çay içmişlerdi. Bu onların birbirine, bu kadar derin ilk konuşmasıydı. Kâbusları tarafından etkilenmesiyle Hajimeyi ziyaret etmişti. Hajime şaşırsa da ona dürüstçe konuşmuştu. Sonra, onunla konuşurken rahatsız ettiğini fark etti.
Sevinçli bir ruh hali ile odasına dönmüştü. Odaya geri geldiğinde elbisesini fark etti ve ne kadar cesur olduğunu düşündü. Utanç içinde kıvrandı. Kaori depresyonda hissetmişti. Çünkü Hajime reaksiyon bile vermemişti. Çekici olmadığını düşünmeye başlamıştı. Shizuku Kaori’yi komik ifadelerle yakalayınca, Shizuku, bu olay hiç olmamış gibi davrandı.
O gece, en önemli vaat verdiği söz: “Hajime’yi korumaktı.” Hajime’nin Kaori’yi sakinleştirmek için verdikleri bir sözdü. Kaori ona bakarken Hajime uçurumda kayboldu. O, tekrar ve tekrar hafızasındaki bu olayı hatırlamaya devam etti.
Yakın bir mesafede, bir çığlık duyulabiliyordu. Kaori sesin ona ait olduğunu fark edince, yüzünü buruşturarak gerçekliğe döndüğünü anladı.
‘’Bırak gideyim! Eğer gitmezsem Nagumo-kun! Söz verdim! Ben… Ben onu koruyacağımı söyledim! Bırak gideyim!’
Shizuku ve Kouki onu dizginlemek zorundaydı çünkü Kaori onun arkasından atlayacak gibiydi. Kaori böyle bir gücü, ince bir vücudu olmasına rağmen gösteriyordu. Onlar için şanssızlıkla, bu gücü onlardan kurtulmak için kullandı.
Böyle devam ederse vücudu zarar görebilirdi yine de kesinlikle onu bırakamazlardı. Eğer onu bırakırlarsa Kaori uçurumdan atlayacakdı. O her zamanki sakinliğinde değildi, gölgesi bile, şuanda yüzünde ümitsiz bir ifadeye vardı. Hayır, hatta buna yürek burkan bile denilebilirdi.
Kaori! Yapamazsın! Kaori!’’
Shizuku Kaori’nin hislerini anlayabildiğinden söyleyecek doğru sözü bulamadı. Yapabileceği tek şey umutsuzca onun adını seslenmekti.
‘’Kaori Sende mi ölmek istiyorsun? Nagumo için artık çok geç! Sakin ol! Kendine zarar vereceksin!’’
Kouki onun endişelerini yok etmek için en iyisini denedi. Kaori’ye söylenmemesi gereken doğru olmayan kelimeler demişti.
‘’Çok geç diyerek ne demeye çalışıyorsun? Nagumo-kun henüz ölmedi! Eğer gitmezsem o kesinlikle yardım isteyecek!’’
Hajime kurtulamamıştı, en azından herkes öyle düşünüyordu. O karanlık uçuruma yamaçtan düşmüştü. Kaori soğukkanlılığını bu gerçekliğe bırakacak şeye sahip değildi. Herkes ne olduğunu anlatsa bile o inkâr edecekti. Ryutaro ve diğer öğrenciler ne yapacaklarını bilememişlerdi. Bu yüzden orada öylece dikiliyorlardı.
O anda Meld onlara yaklaştı ve hiçbir şey söylemeden Kaori’nin boynunun arkasına vurdu. Daha sonra Kaori bilincini kaybetti. Kouki bayılmış olan Kaori’yi tuttu ve Meld’e baktı. O şikayet etmeye başlayacakken Shizukku başını eğdi ve :
‘’Üzgünüm.Teşekkürler.’’
‘’Bana… Bana teşekkür etmeyin. Ben başka birisinin daha ölmesine izin veremem. Biz bütün kalbimizle bu zindandan ayrılacağız. Onu sana bırakıyorum.’’
‘’Sormana bile gerek yok.’’
Shizuku ayrılırken onu izledi, Kouki’ye doğru ilerledi ve Kouki’nin elinden Kaori’yi aldı. Kouki hala hayal kırıklığıyla duruyordu.
‘’Biz onu durduramadığımızdan, Meld bunu yapmak zorunda kaldı. Anladın mı? Daha fazla zamanımız kalmadı. Onun ağlamaları herkese etki etmeden önce biz onun ruhunu kırılmadan önce durdurmanın bir yolunu bulmalıyız. Her yolu göstermen gerek. Böylece hepimiz buradan çıkabiliriz. Bu Nagumo-kun’un dediği olurdu.’’
Onun sözleriyle Kouki başını salladı.
‘’Haklısın. Acele edelim.’’
Onlar gözlerinin önünde bir sınıf arkadaşlarının ölümünü görmüşlerdi. Bu olay öğrencilerin ruhlarına kazınmış ve onlarda derin hasar oluşturmuştu. Herkes köprüye aptalca bir ifadeyle bakıyordu. Orada ‘’Daha fazla olmaz’’ diyen bir kız vardı ve oturdu. Hajime’nin de dediği gibi grup şuanda bir lidere ihtiyaç duyuyordu.
Kouki sınıf arkadaşlarına doğru seslendi. ‘’Herkes! Şuanda sadece hayatta kalmayı düşünsün geri çekiliyoruz!’’
Öğrenciler sözlere ağır ağır yanıt vererek hareket etmeye başladı. Traum Askerleri yaratan büyü çemberi hala aktifken onların sayıları birer birer artıyordu. Şuan ki zihinsel durumlarında dövüşmek pervasız olacaktı ve dövüşmek gerekmiyordu. Kouki sınıf arkadaşlarına kaçmaları için teşvik etme yöntemleri kullanıyordu. Meld ve şövalyeler öğrencileri cesaretlendirmeye çalışıyordu.
Sonunda herkes merdivenlere doğru kaçmıştı. Üst seviyeye merdivenler çok uzundu. Biraz dinlendikten sonra uzun merdivenleri çıkan öğrencilerin canlılıkları artmıştı. Meld hemen Adil Kapsamı kullanarak tuzağa benzer bir şey olup olmadığını araştırdı.
Ortaya çıkmış oda yirminci katta ziyaret ettikleri bir odaydı ve odada tuzak yoktu.
‘’Geri döndük?’
‘’Başardık!’’
‘’Başardık… Biz geri döndük!’’
Birinden diğerine bütün sınıftakiler derin bir nefes almıştı. Orada sadece kıçının üstüne oturup ağlayıp gözyaşına boğulan birkaç öğrenci vardı. Hatta Kouki ve partisi bile duvara yaslanarak oturmuşlardı. Onlar hala zindanın içindeydi. Düşük seviye bir kat olsa da canavarlara dikkat etmeliydiler. Onlar rahatlamadan önce zindandan çıkmalıydılar.
Meld rahatlığını bastırmıştı. Öğrencilere yeniden kalkmaları için teşvik etmeye başlamıştı.
‘’Sizler! Oturmayın! Burada bitkin durursanız geri dönmeniz imkânsız olacaktır. Herhangi bir canavarla dövüşmeyi engellemek için hemen kaçmamız gerek. Sadece biraz daha dayanın!’’
Biraz daha dinlenmek isteyen öğrenciler sadece sessiz bir protesto ile ona baktılar. Öğrenciler isteksizce ayağa kalktı. Kouki yorgunluğunu gizlemeye çalışıyordu. Dışarıya çıkma yollarında, Şövalyeler mümkün olduğunca az canavarla dövüşebilecekleri yerlerden gitmeye özen gösterdiler.
Sonunda onlar ilk kata ulaşmışlardı ve nostaljik giriş yerini görmüşlerdi. Daha bir gün bile zindanda kalmamalarına rağmen çoğu kişi bunu gördüklerinden uzun zaman geçtiğini hissetti.
Bu sefer öğrenciler zindandan çıktıklarına rahatlamışlardı. Kapı meydanının önünde yayılan öğrenciler bile vardı. Hepside hayatta olduklarından memnundu. Bazı öğrenciler bu şekilde hissetmemişti. Kaori’yi taşıyan Shizuku, Kouki, Ryutaro, Eri, Suzu ve Hajime’nin kurtardığı kız karanlık bir bakışa sahipti.
Meld resepsiyon alanına bir rapor yapmak için gidiyordu. O tuzak raporunun yanında Hajime’nin de ölümünü rapor etmek zorundaydı. Meld zor bir zaman geçirmişti ve yüzü karamsar görünüyordu. Ondan kurtulamayan bir nefes almıştı.
*     *    *
Grup Horald’a geri döndüğünde hepsi odalarına ruhsuz bir şekilde girdi ve yataklarında uyuyakaldılar. O sırada Hiyama Daisuke hanın dışında bir yerde oturuyordu. Elleri dizlerine sarılıydı, yüzü dizlerinin arasındaydı. Sınıf arkadaşlarından birisi onu böyle görse depresif olduğunu düşünürdü. Fakat…
‘’Hi,hihihi, Bu onun hatası! Küçük bir yavru için… Kendini kaptırdı… Bu ilahi ceza. Ben hatalı değilim…. Bu Shirasak için… Şu küçük yavru… Artık bir endişe değil… Ben yanlış değilim… hihihi’’
Karanlık gülüşü ve donuk gözleriyle kendini haklı çıkarmaya çalıştı.
Hajime’ye doğru ateşlenen Ateş topu Hiyama tarafından atılmıştı. Merdivenlere kaçış ve Hajime’yi kurtarma, Hajime ve Kaori’nin gece buluşması, Hiyama şeytanın fısıldamalarını duydu. Eğer ben onu şimdi öldürseydim, hiçkimse farketmeyecek? O anda Hiyama ruhunu şeytana sattı.
Keşfedilmeden, Hiyama vuruşunu zamanlamaya uygun şekilde dikkatli bir şekilde yapmıştı ve ateş topunu Hajime’ye doğru fırlatmıştı. O kaostik barajda kimin büyü yaptığı belli değildi. Rüzgâr yerine ateş seçmesinin nedeni onun uzman büyüsünün rüzgâr oluşuydu. Böylece kimse şüphe duymayacaktı. Hiyama bunların hepsini kendine söyledi ve karanlık bir kahkaha attı.
Birisi onu, o an çağırmıştı.
‘’Heh, O gerçekten senmişsin. Diğer dünyadan sınıf arkadaşını ilk öldüren kişi… İyi iş başardın!’’
‘’Kimsin?’’
Hiyama panik içinde arkasına döndü. Onu selamlayan kişinin bir sınıf arkadaşı olduğunu biliyordu.
‘’Sen, burada ne yapıyorsun?’’
‘’Böyle bir şey için endişelenme. Bunun yerine… Katil-san? Şu an nasıl hissediyorsun? Aşk rakibini öldürmek nasıl bir his?’’
‘’Bu senin gerçek doğan mı?’’
‘’Doğam? Bu böyle karmaşık bir şey değil. Birkaç sırra sahip olmak genel bir şey değil midir? Bundan daha önemlisi… Eğer bunu yayarsam ne olur? Özellikle… o bunu duyarsa.’’
‘’Böyle bir şey… Hiç kimse inanmayacak… Ve kanıtı.’
‘’Hayır, ama onlar benim söylediklerime inanacak. O anda, senin diyeceklerinin yeterince iyi olacağını düşünüyor musun?’’
‘’Ne istiyorsun?’’
‘’Üzücü. Bu seni tehdit ediyor gibi gözüküyor, değil mi?’’ Fufu. Bu senden bir şey istediğimden değil. Şimdilik senin olman gereken şey, benim ellerim ve ayaklarım olman.’’
‘’Böyle bir şey…’’
‘’Shirasaki Kaori’yi istemiyor musun?’’
‘’Ne dedin sen ?’’
‘’Beni takıp edersen… Bir gün onu elde edecekdin. Bu teklif ile Nagumo-kun’a yaklaşacaktım. Fakat sen onu öldürdün. Sen depomda ondan daha uygun olabilirsin, Bu yüzden bu her türlü yine çalıştı.’
‘’…hedefin nedir? Neyi başarmak istiyorsun?’’
‘’Fufu, Seninle ilgisi yok. Ben bir şey araştırıyorum, bu benim söyleyeceğimin hepsi… Yani cevabın?’’
‘’…İtaat edeceğim’’
‘’Ahahaha, Bu iyi. Kendi sınıf arkadaşımı suçlamam acı olacaktı. Peki, birlikte iyi geçinelim, Katil-san! Ahahaha’’
Hiyama sadece gülerek giden kişiyi arkasından izleyebilmişti.
‘’Fufu, Bu iyi olacak. Her şey iyiye gidecek. Ben hatalı değilim…’’
Hiyama önceki oturuşuna geri döndü ve tekrar mırıldamaya başladı. Bu sefer tek bir kişi bile onu rahatsız etmedi.

Önceki Bölüm |Tanıtım | Sonraki Bölüm

Yorum Yap "Ari 1.7 - Zavallı Bir Kötü Niyet"